Seçimin ayak sesleri: Sosyal güvenlikte milyonların beklediği düzenlemeler – 2

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Önümüzdeki dönemde bizce öne çıkacak sekiz önemli baş­lığı incelemeye devam ediyoruz.

4 Stajyer ve çıraklar borçlanma hakkı istiyor

Sosyal güvenliğin uzun yıllar­dır çözülemeyen bir başka sorunu stajyerler ve çıraklardır.

Milyonlarca vatandaş meslek lisesi, çıraklık eğitimi veya okul stajı döneminde fiilen işyerleri­ne gitti.

Adlarına sigorta kartı düzen­lendi.

Sigorta sicil numarası verildi.

Ancak staj ve çıraklık dönemin­de emekliliğe esas uzun vadeli si­gorta primi yatırılmadığından bu başlangıç tarihleri emeklilik açı­sından ilk sigortalılık başlangıcı olarak kabul edilmiyor.

EYT düzenlemesiyle birlikte bu sorun çok daha görünür hale geldi.

Çünkü vatandaşın elinde örne­ğin 1997 veya 1998 tarihli sigor­ta kartı olmasına rağmen bu tarih staj veya çıraklık başlangıcı oldu­ğu için EYT hesabında ilk sigorta­lılık tarihi kabul edilmedi.

Stajyer ve çırakların beklentisi burada en azından bir borçlanma hakkı verilmesi.

Vatandaş diyor ki: “Devlet ba­na o tarihte sigorta numarası ver­di, ben fiilen işyerine gittim. Ek­sik kalan emeklilik primini bu­gün kendim ödeyeyim ve bu süre sigorta başlangıcımda dikkate alınsın.”

Böyle bir modelde devletin üc­retsiz prim günü vermesi değil, vatandaşın geçmiş döneme iliş­kin primi borçlanarak kendisinin ödemesi söz konusu olabilir.

Stajyer ve çırakların uzun yıl­lardır sürdürdüğü ciddi bir müca­dele bulunuyor.

Bu nedenle seçim döneminde bu dosyanın da yeniden açılması şaşırtıcı olmayacaktır.

5 Engelli emekliliğinde 15 Ocak 2025 öncesi ve sonrası ayrımı

Sosyal güvenliğin son dönem­de ortaya çıkan en önemli sorun­larından biri de engelli emekliliği.

15 Ocak 2025 itibarıyla engelli çalışanların emeklilik sisteminde çok önemli bir değişiklik yapıldı.

Burada bir noktayı özellikle doğru ifade etmek gerekiyor:

Engellilik nedeniyle vergi indi­rimi uygulamasının kendisi kal­dırılmadı. Kaldırılan, 2008/Ekim öncesinde sigortalı ol­muş SSK’lıların vergi indirim belgesine da­yanarak yaş şartı olma­dan emekli olabilmesi­ne ilişkin sistemdir.

15 Ocak 2025’ten sonra yapılan başvuru­larda emeklilik açısın­dan vergi indirim bel­gesi yerine SGK’nın çalışma gücü kaybı de­ğerlendirmesi esas alınmaya başladı.

Eski sistemde vatandaş hasta­neden aldığı engelli sağlık kuru­lu raporuyla vergi indirim belge­si alabiliyor, gerekli sigortalılık ve prim şartlarını da taşıyorsa yaş beklemeden emeklilik hakkından yararlanabiliyordu.

Yeni sistemde ise emeklilik açı­sından belirleyici olan SGK Sağ­lık Kurulunun çalışma gücü kay­bı tespiti.

Çalışma gücü kaybının yüzde 40’ın altında kalması halinde bu kapsamda emeklilik hakkı doğ­muyor.

Sorunun önemli noktaların­dan biri de sağlık kurulu raporuy­la SGK’nın çalışma gücü kaybı de­ğerlendirmesinin aynı şey olma­ması.

Engellilik raporlarında birden fazla hastalığın etkisinin birlikte değerlendirilmesinde kullanılan Balthazard yöntemi, SGK’nın ça­lışma gücü kaybı değerlendirme­sinde aynı biçimde uygulanmıyor.

Bu nedenle vatandaşın hasta­neden aldığı engellilik oranı yüz­de 40’ın üzerinde olsa bile SGK değerlendirmesinde çalışma gü­cü kaybı yüzde 40’ın altında kala­biliyor.

Ve emeklilik hakkı doğmuyor. İşte bugün binlerce engelli va­tandaşın itiraz ettiği nokta bura­sı. Yıllarca mevcut sisteme gü­venerek çalışan, prim ödeyen ve belirli şartları tamamladığında yaş beklemeden emekli olacağı­nı düşünen vatandaşlar, 15 Ocak 2025’ten sonra farklı bir değer­lendirme sistemiyle karşı karşı­ya kaldı.

Bu nedenle engelli vatandaş­ların önemli bir beklentisi bulu­nuyor: 15 Ocak 2025 öncesinde­ki sistemle yeni sistem arasında ortaya çıkan ayrımın giderilmesi ve engelli emekliliğinde daha ön­görülebilir, adil bir düzenleme ya­pılması.

Sosyal güvenlikte adalet tartış­ması yapılacaksa bu dosyanın da mutlaka masaya konulması gere­kiyor.

6 Memurlarda 3600 ek gösterge ve 2008 ayrımı

Memurların sosyal güvenlik gündeminde de iki büyük sorun var.

Bunların birincisi 3600 ek gös­terge.

Daha önce yapılan düzenleme­lerle öğretmen, polis, hemşire ve din görevlileri başta olmak üzere belirli meslek grupları açısından önemli adımlar atıldı. Ancak bi­rinci dereceye gelmiş olup 3600 ek göstergeden yararlanamayan diğer kamu görevlilerinin beklen­tisi devam ediyor. 3600 ek göster­ge özellikle eski sistem kapsamın­da bulunan memurlar açısından emekli aylığı ve emekli ikramiye­si bakımından önemli.

Dolayısıyla kapsamın genişle­tilmesi kamu çalışanlarının önü­müzdeki seçim dönemindeki ta­leplerinden biri olmaya devam edecek. Ancak memurlar açısın­dan bunun kadar önemli, hatta ge­lecekte çok daha büyük bir prob­leme dönüşecek başka bir konu var: 2008 sosyal güvenlik reformu öncesinde ve sonrasında kamu görevine başlayanlar arasındaki emeklilik farkı.

Eski sistem kapsamında bulu­nan memurların emekli aylıkla­rı derece, kademe, ek gösterge ve diğer unsurların etkili olduğu bir sistem üzerinden hesaplanıyor. 5510 sayılı Kanun kapsamındaki yeni memurlarda ise prime esas kazanç ve prim ödeme süreci be­lirleyici hale geliyor.

Dolayısıyla bugün aynı kurum­da yan yana, aynı işi yapan iki me­mur yalnızca sisteme girdikleri tarih nedeniyle emeklilik döne­minde çok farklı sonuçlarla karşı­laşabiliyor.

Yeni sistemdeki kamu çalışan­ları açısından bir başka problem de görevdeyken ele geçen bütün ödemelerin aynı biçimde emek­lilik primine esas kazanca yansı­maması.

Bu nedenle kişinin çalışırken aldığı maaşla ileride bağlanacak emekli aylığı arasındaki makas ol­dukça açılabiliyor.

Bugün bu sorun henüz bütün ağırlığıyla hissedilmiyor.

Çünkü yeni sistemdeki memur­ların önemli bir bölümü henüz emeklilik yaşına ulaşmadı. An­cak önümüzdeki yıllarda bu konu çok daha ciddi bir sosyal güvenlik sorunu haline gelecek. Dolayısıy­la memurlarda yalnızca 3600 ek gösterge değil, eski ve yeni me­mur arasındaki emeklilik sistemi farklılığının da çözülmesi gereki­yor.

7 Memurlar neden askerlik borçlanmasıyla EYT kapsamına giremiyor?

EYT sonrasında çok daha görü­nür hale gelen başka bir sorun as­kerlik borçlanmasıdır.

SSK ve Bağ-Kur kapsamında si­gortalı olan bir kişi, ilk sigortalı­lık tarihinden önce askerlik yap­mışsa ve mevzuattaki şartları ye­rine getiriyorsa askerlik süresini borçlanarak sigorta başlangıç ta­rihini geriye götürebiliyor. Bu du­rum EYT açısından son derece önemli sonuçlar doğurdu. Örne­ğin sigorta başlangıcı 8 Eylül 1999 sınırının hemen sonrasında olan ancak daha önce askerlik yapmış bir kişi askerlik borçlanmasıyla başlangıcını geriye taşıyarak EYT kapsamına girebildi. Memurlarda ise aynı borçlanma işlemi her du­rumda aynı sonucu doğurmuyor.

İşte memurların itiraz ettiği nokta da burada. Vatandaşın sor­duğu soru çok açık:

“Askerlik aynı askerlik, ödenen borçlanma primi aynı borçlanma ise neden kişinin sosyal güven­lik statüsüne göre sonucu değişi­yor?”

Sigortalılıktan önce yapılan as­kerlik SSK veya Bağ-Kur kapsa­mında sigorta başlangıcını geriye götürebiliyorsa kamu görevlileri açısından da aynı hakkın tanınıp tanınmayacağı yeniden değerlen­dirilmelidir. Özellikle EYT açı­sından kritik tarihin hemen son­rasında kalan memurlar için bu konu son derece önemli.

Dolayısıyla seçim öncesinde askerlik borçlanmasının memur­lar açısından sigortalılık başlan­gıcına etkisinin yeniden düzen­lenmesi de sosyal güvenlik gün­deminin önemli maddelerinden biri olacaktır.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 12.211,43 -0,32 %
Dolar 49,3928 0,04 %
Euro 55,3125 0,04 %
Euro/Dolar 1,1190 -0,08 %
Altın (GR) 6.566,29 -0,44 %
Altın (ONS) 4.144,22 -0,40 %
Brent 104,82 0,01 %