Serbest piyasa ama kendimize kadar

Emrah LAFÇI
Emrah LAFÇI Ekonominin Doğası dunya@dunya.com

Domates alma niyetiyle semt pazarına gittiniz. Büyük bir pazar ve birçok domates satan tezgah var. Her hafta alışveriş yaptığınız tezgaha doğru ilerliyorsunuz. Tam pazarın ortasında büyük bir kalabalık var ve herkes aynı yerden domates almaya çalışıyor. Şaşırıyorsunuz, şöyle bir göz atıyorsunuz. Domatesin kilosu 4 TL yazıyor. Yolunuza devam edip alıştığınız pazarcıya doğru ilerliyorsunuz. Bir bakıyorsunuz sizinki domatesin kilosunu 5 TL’den satıyor. Hem de domatesler aynı kalitede. Tabii pek alıcı yok. Herkes az önce 4 TL’ye satan tezgahtan alıyor. Eh siz de enayi değilsiniz, siz de aynı yerden almaya karar veriyorsunuz.

Sonra her zaman aldığınız tezgaha gidip soruyorsunuz; “Neden orada 4 TL’ye satılırken aynı domates sizde 5 TL?” O da; “Domatesin olması gereken fiyatı 5 TL. Daha aşağısı bize zarar ettirir. Onların nasıl 4 TL’ye satabildiklerini biz de anlamadık. Ama herkes oradan aldığı için bir süre sonra domatesler bitecektir ve biz de yeni gelen müşterilere olması gereken fiyattan yani 5 TL’den satarız” diyor. Dolayısıyla bu şekilde aslında fiyatın serbest piyasada belirleneceğini ve arzın ve talebin seviyesinin fiyat üzerinde etkili olacağını ima ediyor.

Bizim pazarcı bir süre daha bekliyor ama ne gelen var ne giden. Meraklanıyor ve domatesi 4 TL’den satan tezgaha gidip kontrol etmeye karar veriyor. Bir de ne görsün, kocaman bir tırı dayamışlar tezgahın arkasına, içi ağzına kadar domates dolu. Ne kadar talep gelse de bu domatesin bitmesi mümkün değil. Tabii 5 TL’den satmaya devam ederse kimsenin o gün kendisinden alışveriş yapmayacağını anlıyor. Şimdi önünde iki seçenek var, ya o da 4 TL’ye indirecek ya da domatesler çürüyecek. El mahkum ilkini seçiyor.

Şimdi bu hikayede domatesin fiyatı serbest piyasada mı belirlendi? Yoksa bir satıcı bütün pazarın domates fiyatını tek başına mı belirledi? Doğru bildiniz ikincisi oldu.

128 milyar dolarla ilgili açıklama bombardımanı

128 milyar dolar rezervin erimesiyle ilgili ortam iyice kızıştı. Açıklamalar ardı ardına geliyor. Merkez Bankası Başkanı, Hazine ve Maliye Bakanı, AKP Genel Başkan Yardımcısı ve nihayet Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları. Doğru ya da yanlış herkes bir tarafından tutmaya çalışıyor meselenin. Bu açıklamaların tamamını analiz etmeye yerimiz yetmez. En doyurucu ve ayakları yere basan açıklamaların Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’dan geldiğini söyleyebilirim. Özellikle iki konuya dikkat çekmesini çok önemsiyorum. Biri Kasım’dan beri, yani kendilerinin göreve geldiklerinden beri Merkez Bankası’nın rezervlerinin kamu bankaları eliyle kuru baskılamak için satılması uygulamasının gerçekleştirilmediğini açıklaması. İkincisi de; Merkez Bankası’nın bu işlemlerin hangi tutarlarda ve tarihlerde yapıldığını açıklaması gerektiğine ilişkin beyanatı. Bu rakamların açıklanması şeffaflık adına olumlu bir adım olacaktır. Diğer taraftan kendi dönemlerinde bunun yapılmamış olmasını söylemesi de üstü kapalı olarak geçmişte yapılan bu işlemleri onaylamadığını gösterir.

Listenin başı böyleyken sonunda net bir şekilde Nurettin Canikli’nin açıklamaları var diyebilirim. Katıldığı yayında Sayın Canikli gazetecilerin sorularını yanıtladı. Verdiği cevaplar ve yaptığı açıklamaların büyük kısmı gerçeklerden oldukça uzaktı. Bir kısmı bilgi eksikliğinden bir kısmı da konunun vehametini örtme çabasından kaynaklanıyor bana göre. 2017’den beri bu amaçla uygulamanın devam ettiğini söylemesinden tutun da, Merkez bankasının TL getirene döviz vermezse Türkiye’nin iflas edeceğine, dünyada da böyle uygulamalara sıkça yer verilmesinden, satışların piyasa fiyatından yapıldığına kadar birçok hatalı bilgi verildi. Bu konuların birçoğu çeşitli mecralarda yazıldı çizildi.

Yanlışta ısrar etmemek gerekir

Ben de yukarıdaki domates örneğiyle “satışlar piyasa fiyatından yapıldı” söylemine dikkat çekmek istedim. Bu operasyonun dolar kurunu baskılamak için yapıldığı herkes tarafından kabul edilen bir durum artık. Bu arada iddia edilediği gibi sadece salgın şartlarıyla mücadele için değil, bundan önce de yapıldığını rakamlardan görebiliyoruz. Ayrıca bu satışların piyasa fiyatından yapılmış olduğuna ancak yukarıdaki örneğimde domatesin fiyatının piyasada belirlendiğini düşünenler inanırlar. Merkez Bankası piyasaya “tırla” dolar sürdüğünde orada bir serbest piyasadan tabi ki bahsedilemez. Belli ki Hazine ve Maliye Bakanlığı belirli dönemlerde belirli kur seviyesinin daha lehte olacağını düşünmüş. “Hangi kur seviyesi, hangi zamanlarda daha iyi olur?” sorusunun cevabı tabii ki yok. Zaten dalgalı kur rejimi uygulayan ülkelerde böyle bir kur hedefi de olamaz ve olmamalı. Ayrıca bu uygulama da açıkça deklare edilerek yapılmamış durumda. Bu da öngörülebilirliği son derece zedeleyen bir durum.

Bu kadar gelişmenin ve olumsuz sonucun üzerine bir de Sayın Erdoğan’ın bir kere yaptık gerekirse yine yaparız şeklindeki açıklaması geleceğe ilişkin de bir korku yaratılmasına sebep oldu. Bu uygulamayı her zaman yapamayız. Zira rezervlerimiz kısıtlı. Dalgalı kur rejiminde rezerv satarak kuru belli bir seviyede tutmak şimdi olduğu gibi günün sonunda yüksek kur, erimiş rezerve neden oluyor. Velhasıl bu sıcağa kar dayanmıyor. Umarım bir daha böyle bir maceraya girişilmez. Çünkü son yıllarda çok bariz hatalar yapılıp, bu hataların bedeli de maalesef millet ödetiliyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar