Servet ve sermayeyi “sözcükler” ve “kavramlar” artırır

Rüştü BOZKURT
Rüştü BOZKURT BUZDAĞININ DİBİ rustu.bozkurt@dunya.com

Hayatı anlamlı kılan temel amacın, maddi ve kültürel zenginlikler üreterek insan yaşamını kolaylaştırma olduğunu her vesileyle dile getiriyoruz. Zenginliğin göstergesi olan servet ve sermaye üretmenin, biriktirmenin ve geleceği güven altına almanın birincil kaynağı mal, mülk ve para değil, entelektüel birikimin göstergeleri olan “sözcük” dağarcığımızdan ürettiğimiz “kavram” varlığımızdır.

Abartılı, aşırı değerlendirilmiş bir iddia olarak değerlendirilebilir, ama “sözcük ve kavram” içeriklerini “kavramadan”, doğru bir gelecek “kurgulanamayacağını” ve değer yaratma zincirine doğru bir “konumlanma” yapılamayacağını düşünenlere katılıyorum.

Beyin bilimcileri, insanın kendisine sürekli ulaşan verileri sınıflandırarak anlamlı hale getirmek için “kavramlardan” yararlandığını söylüyor. Her şey beynimizde kavramlarla anlatılarak anlamlı hale getiriliyor. Lisa Feldman Barrett’in anlatımıyla, “Duyularımızdan gelen mesajlar, beynimizin çözmesi gereken ve değişken bir yapboz gibidir. Gördüğümüz nesneler, duyduğumuz sesler, kokular, hissettiğimiz dokunuşlar, aldığımız tatlar; ağrılar, acılar ve duyuş olarak tecrübe ettiğimiz duyu hisleri... Hepsi beynimize doğru ilerlerken çok değişken ve anlamı belirsiz sürekli duyu sinyalleri yayar. Beynimizin görevi ise kendisine ulaşmadan onları tahmin etmek, boşlukları doldurmak ve mümkün olan düzenleri bulmaktır. Böylece gerçek dünyada ‘sürekli var olan gürültü ve karmaşa’ yerine nesnelerin, insanların, müziğin ve olayların olduğu bir dünya tecrübe ederiz”. Beynimiz tecrübe kazanmak ve duyusal sinyalleri “anlamlandırmak” için “kavramları” kullanarak sinyallerin kaynaklarını, ne anlama geldiklerini, onlara karşı nasıl davranılması gerektiğini açıklar.

Kavramlar beynimizde sabit tanımlar olarak bulunmaz; amaca göre biçimlenir; esneklikleri nedeniyle de değişen koşullara uyum gösterirler. Kavramların bazıları, belli bir bağlamda belli bir amaca ulaşmak için daha verimli olabilir.

Kavram geliştirme insan yaşamının her anında geçerli bir zihinsel olgudur. Öğrendiğimiz yeni kavramlar, analizlerimizdeki eski kavramlar tarafından etkilenir, ama kavramsal bileşim her zaman beynimizin güçlü yeteneklerinden biridir. Bu yetenek sayesinde zihnimizdeki kavramları kullanarak, sınırsız sayıda yeni kavramlar oluşturabilir; sorunlara çözümler üretebilir; çarenin tükenmez olduğunu kanıtlayabilir.

Bu yazıda, günlük anlatımın dışına çıkarak, ağır bir anlatım olsa da kavramlarla ilgili bir hatırlatma yapmak istiyoruz. Bir köşe yazısı alanının sınırları nedeniyle, iki yazı halinde, çağımızı okumada ve anlamada önemli olduğunu düşündüğümüz yedi temel kavramın kısa tanımlarını paylaşacağız. Zaman içinde kavramların sorgulanmasının kapsamını genişleterek, bileşen ve bağlamlarını açıklayarak dinamik öğrenme sürecinde ne denli önemli zihinsel araçlar olduklarını anlatmaya çalışacağız. Kavramların zenginlik üretimindeki işlevlerini somutlaşan örnekleriyle okuyucuya sunacağız. Üzerinde çalışılmasını önerdiğimiz, ölçeklendirme, bütünleşmiş çeşitlilik, sürdürebilirlik, konsolidasyon, sinerji ekonomisi, süreç akışları ve optimum bileşen kavramlarını irdelemeyi öncelikle deneyeceğiz.

Ölçeklendirmeyi bilmeden

“Ölçeklendirme” toplumsal örgütlenmenin bütün katmanlarında çık sık başvurulan kavramlardan biridir. Japonya’daki “iş yönetimi teknikleri uygulamaları” dünya gündeminde ilk sıralara tırmandığı dönemlerde, Toyota’nın ürün geliştirme, ürün yönetme, tedarikçi ve müşteri işbirlikleri bağlamında çabalarının merkezinde “ölçeklendirme” kavramı yer alıyordu. James P. Womack ve Daniel T. Jones, o dönemi analiz ederken ölçeklendirmeyi, temel süreçlerin ustaca yönetilmesi, müşteriler için en uygun değeri yaratmak için doğru önceliklerin belirlenmesi, doğru zamanlama yapılması, akış kanallarının açık tutulması ve işlerin düzgün yönetilmesi gibi işlevlerin bütünlüğüne gönderme yapıyorlardı. Göndermenin yapıldığından bu yana yirmi yıllık zaman geçti, yarıiletken teknoloji ve mikroelektronik alanındaki gelişmeler üretim örgütlenmesinde bütün yapılarda köklü değişmelere yol açtı, ama ölçeklendirme tanımının özü değişmedi. Yapay zeka üzerine yazdıkları kitaplarında Marco Iansiti ve Karim Lakhani ölçeklendirmeyi, en yalın anlatımıyla, müşteriye olabildiğince fazla değeri olabildiğince düşük maliyetle sunmamızı sağlayacak “operasyon modeli” olarak belirtirler. Manuel Castells, kavramın platformların ve ürünlerin birleşmesine ya da ağlar oluşturulmasına ayırlan bölümlerinin toplamından daha büyük getirisi olabileceğine vurgu yaparak, sinerji, yaratıcılık ve yenilik bileşenlerinin bütünleştirilmesini kolaylaştırıcı etkilerini öne çıkarır.

Sürdürebilirlik nedir?

Robert Slater’in kitabında Jack Welch “bütünleşmiş çeşitlilik” kavramıyla, çok farklı iş birimlerinin, ilerlemek için çoklu uygulamalar gerçekleştirerek, yeni bakış açıları elde etme ve geniş tabanlı deneyim kazanmak için birlikte hareket ederek sürdürülebilirliği sağlama çabalarını anlatılır. Bütünleşmiş çeşitlilik, parçaların toplamından daha büyük değer kattığı zaman anlam kazanır. Burada vurgu yapılan da “sinerjik etki”dir.

Selçuk Salih Caydı, “sürdürebilirlik” kavramını, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını tehlikeye atmadan tüketerek ekonomik gelişmeyi sürdürme diye tanımlar.1992’de Rio Konferansında ana teması “Sürdürülebilir Kalkınma”- sustainable development- konusu ele alınmış, daha sonra BM’nin bütün toplantılarında kullanılmıştır. Kavram, ilk kez 1713 yılında ormanların ekonomik olarak kullanılması bağlamında kullanılmıştır. Carl von Carlowitz adlı bir ormancı tarafından piyasaya sunulan kavram İngilizceye sonradan çevrilmiştir. İlk haliyle sürdürülebilirlik kavramı, ormanın öz varlığını tüketmeden, kesilen ağaçların yerini alacak yeni ağaçları hesaplayarak kesim yapılmasını içermektedir.

Bugün “sürdürebilirlik kavramı” doğanın düzeni, dengesi ve döngüsü bağlamında ele alınmakta, yaşamın bütün alanları için kullanılmaktadır. Doğanın kendi yasalarına göre oluşan düzenini insan gücüyle zorlayarak bozulabildiği noktasından hareket edilmektedir. Doğanın düzeninin yarattığı dengeler bozulunca, iklim değişikliği bağlamında son yıllarda ağırlığını hissettiren kuraklık, aşırı sıcaklıklar, mevsim normallerini aşan yoğun yağmurların yol açtığı seller, rüzgarların yarattığı fırtınalar insan yaşamını olumsuz yönde zorlamaktadır. Doğanın düzeninin gerektirdiği dengeler bozulunca, doğanın kendi kendini yeniden örgütleyerek ve üreterek bozulan düzeni tamir edememesi sonucuyla yüzleşilmektedir.

“Sürdürülebilirlik”,“ölçeklendirme” ve “bütünleşmiş çeşitlilik” kavramları ortak bir içeriğe sahiptir. Karmaşık sistemlerin kendini yeniden örgütleme gücü matematikçilerin “kuvvet yasaları” dediği etkenlerle “normal dağılım” geçerliliğini yitirmekte; Pareto’nun 80/20 kuralı işlemekte, çok az sayıda büyük ile çok sayıda küçük bir arada bulunmaktadır. Doğa, kritik eşiklerde durmayı sevmediği için normal koşullarını yaratmaktadır. Söz konusu oluşum “yeni normal” diye adlandırmaktadır. Bütün bu gelişmeleri doğru okumak ve anlamak için ölçeklendirme, bütünleşmiş çeşitlilik ve sürdürebilirlik kavramlarının bileşen ve bağlamlarını zihinlerimizde netleştirmek için ciddi emek ve zaman ayırmamız ve kendimize yatırım yapmamız gerekiyor.

Haftaya, konsolidasyon, sinerji ekonomisi, süreç akışları, optimum bileşen kavramlarını paylaşacağız.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar