Sessiz diplomasi tercih edilmeliydi ama yine de şikayetlerle ilgilenmek gerekiyor

İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Rusya’nın Ukrayna müdahalesi başladığında, kimsenin aklına tarafsızlığı dış siyaset geleneği haline getirmiş bulunan İsveç ve Finlandiya’nın görüşlerini değiştirerek güvenliklerini sağlamak için NATO’ya üye olmak isteyecekleri gelmemişti. Kısa süre öncesine kadar bu iki ülke kendilerini Rusya’nın hiddetinden sakınmanın ve bir NATO-Rus çatışmasında hedef teşkil etmemenin en iyi yolunun NATO üyeliğinden uzak durmak olduğunu düşünüyorlardı. Ancak bir yandan Rusya’nın güvenlik doktrinini komşu toprakları denetimine almak gibi tartışmalı bir fikre dayandırması, diğer yandan Rus ordusunun Ukrayna topraklarını ele geçirmekte sergilediği başarısızlık karşısında yöneldiği yıkıcılık, bu iki İskandinav ülkesini NATO’nun sağlayacağı korumanın, Rusya’nın geleneksel tarafsızlıklarına verdiği değere kıyasla daha güvenilir olduğuna inandırmışa benziyor.

Bir örgüt olarak NATO, Fin-İsveç kararını birkaç bakımdan sorun giderici bir gelişme olarak görmüştür. Sözü edilen iki ülkenin üye olmaması Baltık savunmasında bir boşluk yaratıyordu. Özellikle Estonya, Letonya ve Litvanya’nın komşularının şimdi müttefikleri de olmasına çok sevindiklerinden kuşku yoktur. Rusya’ya sınırdaş olan bu küçük ülkelerin güvenlikleri güçlenmiştir. AB açısından bakıldığında, Fin-İsveç başvurusu NATO’nun Avrupalı üyelerini AB ile aynı şemsiye altında toplamak konusunda önemli bir adım oluşturmaktadır. Son olarak, Rusya’ya güvenlik bahanesiyle (bunu Sovyet süper güç konumuna geri dönmek diye de okuyabilirsiniz) Batı’ya doğru genişlemesinin dirençle karşılaşacağı mesajı da verilmiş olmaktadır.

Fin-İsveç başvurusunun hızla olumlu sonuçlanacağı beklentisi yaygın olduğundan, Türkiye’nin önce kendisinin bazı güvenlik endişelerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin beyanı şok etkisi yarattı. Bu etki, Türkiye’nin önceden bu tür koşullar öne sürmeyi düşündüğünü açıklamamış olması bakımından haklı bulunabilir. Daha genel düşünüldüğünde, bir ülkenin üyesi olmadığı bir topluluğa katılmayı istemesi durumunda, halihazırdaki üyelerin başvuru sahipleriyle olan sorunlarının çözümü ve şikayetlerinin giderilmesi için bir fırsat doğduğunu değerlendirmeleri söz konusudur. Herhalde bu gerçeği en iyi anlayacak olanlar üye olmak isteyenlere bitmek tükenmek bilmeyen koşullar sıralayan AB üyesi ülkeler olmalıdır.

Bir ittifak söz konusu olduğunda, mevcut üyelerin üye adaylardan güvenlik sorunlarına karşı duyarlı olmalarını beklemeleri tabiidir. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın izlediği bazı politikaları kendi güvenliğini tehdit eder gördüğü ve değiştirmesi gerektiğini bildirmesine şaşmamak gerekir. Bir örnek vermek gerekirse, yaygın paylaşılan haberlere göre, PKK bu ülkelerde haraç toplamakta ve sağladığı paralarla terör eylemlerini finanse etmektedir. Söz konusu hükümetler PKK’nın kendi topraklarında terör estirmemesini öngören ahlakiliği tartışmalı bir zımni anlaşma sonucu, yaptıklarını görmezden gelmektedir. Daha da önemlisi, İsveç PKK/YPG’ye Türkiye’ye karşı kullanılacağı muhakkak olan anti-tank silahları vermiştir. Maalesef, Türkiye şikayetlerini sorunlu bir biçimde ifade etmiştir. Kullandığı dil diplomasi dilinden bir hayli uzak olan popüler siyaset dilidir. Tabii, bu yaklaşım diğerlerinin de benzer yaklaşımlar kullanmasının yolunu açmıştır. Nitekim İsveç Başbakanı tartışmaya küstahça bir ifade ile katılmış, büyük ülkelerin kendilerinin arkasında olduğuna işaret ederek, Türkiye’nin sözünün nasıl olsa sonucu belirlemeyeceğini ima etmiştir. Bu tartışmaya eklenmesi gereken bir diğer husus da sorunları kamuoyu önünde tartışmanın hükümetlerin bunları müzakereler ve karşılıklı ödünler yoluyla çözmesini güçleştirmesidir.

İkinci olarak, Türkiye öngördüğü koşullara Finlandiya ve İsveç başvurusuyla ilgisi sınırlı olan fakat bir ittifakın tüm üyelerinin birbiri ile ilişkilerinde uymaları gereken kuralları da eklemiştir. Türkiye özellikle müttefiklerin birbirine silah satması ve silah teknolojisi aktarması üzerinde durmaktadır. Her ne kadar Türkiye ittifak içindeki çok önemli bir sorunu gündeme getiriyorsa da, burada aday ülkelerin yapabilecekleri çok sınırlıdır. Böyle düşünüldüğünde, başvuru sahiplerinin fazla etkili olmadığı bir konuyu onlar üzerinden gündeme sokmanın isabeti tartışılabilir.

Son olarak, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi, uluslararsı ilişkiler alanında da her zaman önceden düşünülmesi gereken önemli bir husus, sizin attığınız adımların ne gibi tepkileri ve karşı adımları davet edeceğidir. Yine üzerinde düşünülmesi gereken bir başka husus, hedeflerini gerçekleştirmek için ortaya koşullar sürenlerin direnmeler ve baskılar karşısında tutumlarını sürdürme kabiliyetleridir. Kanaatimce, Türkiye tutumunu açıklamadan önce bu konular yeterince incelenmemiştir. Başta Türkiye olmak üzere, herkesin popüler siyaset yerine sessiz diplomasiyi tercih etmesi, sorunların çözümünü ve birçok bakımdan memnuniyet verici bir gelişme olarak görülebilecek Finlandiya-İsveç üyeliğini kolaylaştırabilirdi. Bununla birlikte, müttefiklerin anlaması gereken bir husus da bulunuyor. Yapılan şikayetler mevcut hükümetin aklına esen sorunlar olmayıp, Türkiye’nin paylaştığı şikayetlerdir ve bunlara cevap verilmesi gerekmektedir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar