22 °C
Taner BERKSOY
Taner BERKSOY EKONOMİ DÜNYASI tberksoy@pirireis.edu.tr

Sıkışık bir hafta

Bazen böyle olur. Birkaç gelişme peş peşe gelir ve olayların akışı sıkışır. Bu hafta da böyle oldu. Haftanın ikinci yarısına rastlayan iki gelişme bu tür bir sıkışıklık yarattı. Bunlardan ilki Amerikan Merkez Bankasından (FED) yapılacak bir açıklamaydı. FED’in faiz belirleyen komitesinin (FOMC) ekim ayında yaptığı toplantısının tutanakları çarşamba günü açıklandı. Toplantı bir ay önce yapıldığı için sonuçları biliniyordu. Ekim toplantısında önemli bir değişiklik yapılmamıştı, Yani yeni bir gelişme olması ve yeni sonuçların ortaya çıkması söz konusu değildi. Ancak toplantı tutanaklarında ayrıntısı yer alacak olan komite içi konuşma ve tartışmaların bazı bulanık noktalara açıklık getirmesi, FED’in ileriye dönük niyet ve eğilimlerine ilişkin işaretler taşıması bekleniyordu. 

FOMC ekim ayı toplantı tutanaklarında pek çok ayrıntı var kuşkusuz. Kendi adıma FED’in bundan sonra izleyeceği rotayı belirleyecek temel parametredeki kaymanın en önemli işaretlerden birisi olduğunu düşünüyorum. Hem likidite genişlemesinin azaltılması kararında hem de bu aşamadan sonra gelecek olan faizin yükseltilmesi kararı için temel alınan parametre hep işsizlik olmuştu. Son aylarda işsizlikte öngörülenden daha hızlı bir gerilemenin ortaya çıkması faiz yükseltme tarihinin öne çekilebileceği beklentisini besliyor ve tedirginlik yaratıyordu. Ekim toplantısı tutanakları bu bağlamdaki ağırlık noktasının işsizlikten enflasyona kaydırılması yönünde bir iradenin oluşmaya başladığı izlenimini verdi. Bu anlamlı bir değişiklik. Son aylarda gelişmiş ekonomilerin korkulu rüyası haline gelmiş olan düşük düzeye çakılmış enflasyon ve bunun üreteceği resesyon olasılığının FED’in de rüyalarına girmeye başladığı anlaşılıyor. 

Sıkışık haftanın ilk adımında gözlenen bu kaymanın FED’in faizi yükselebileceği tarihi daha da geriye atmasıyla sonuçlanması muhtemel. En azından, bir süredir olasılık olarak konuşulan 2015 yılının Haziran ayının artık yerleşik bir olasılık haline geleceğini söylemek mümkün. Tutanakların açıklanmasından hemen sonra yapılmaya başlanan spekülasyonlarda söz konusu tarihi daha da öteleyen görüşler de yer alıyor. 

Bizim merkez bankamızda yapılan benzer bir toplantı haftanın ikinci sıkışma noktasını oluşturdu. TC Merkez Bankasında para politikasına yön veren, bu arada faiz oranını belirleyip değiştirme yetkine sahip olan organ Para Politikası Kurulu (PPK). Bir süredir Merkez Bankası üzerindeki siyasi dikkatin faiz oranları üzerinde odaklandığı biliniyor. Siyasi iktidar faizlerin yüksek olduğunu ve düşürülmesi gerektiğini savunuyor. Buna karşılık para otoritesi de, bazı nedenlerle, bu aşamada faizin düşürülmesinin doğru bir karar olmayacağını düşünüyor. Bu örtük çekişmenin de katkısıyla PPK’nın aylık toplantıları, alınan kararlar, benimsenen argümanlar ve bunların söze dökülmesindeki incelikler açısından heyecanla beklenen olaylar haline geldi. Bu ayın PPK toplantısı da benzer bir heyecanla bekleniyordu. 

Yorumcularının görece küçük bir parçası faizin yükseltileceği, en azından faiz koridorunun üst bandında küçük bir indirim yapılacağını bekliyordu. Daha büyük bir kısım ise PPK’nın bu ay da faizleri değiştirmeyeceği görüşündeydi. İkinci grupta yer alan yorumcular haklı çıktı. Merkez bankası politika faizini ve faiz koridorunun alt ve üst bantlarını değiştirmedi. 

Aslında faiz indirimi yapılsaydı çok fazla şaşkınlık doğurmazdı diye düşünüyorum. Zira, son sıralarda ekonomiye ilişkin gelişmeler ve haberler olumlu yöne dönmeye başladı. Ekonominin yüzünü istikrar ve büyümeye doğru çevirdiğine dair işaretler var. Bunun en önde gelen nedeni kuşkusuz petrol fiyatlarında ortaya çıkan hacimli düşme. Üstelik bu fiyat hareketinin arz kaynaklı olduğuna, dolayısıyla etkilerinin daha uzun süreli olacağına ilişkin belirtiler de var. Bu gelişme bizi de oldukça olumlu etkileyecek kuşkusuz. 

Petrol fiyatlarındaki düşme Türkiye ekonomisinin taşıdığı en önemli iki risk unsurunu törpüleyecek, bir miktar geriletecek bir gelişme. Risklerden birisi enflasyon. Petrol fiyatındaki gerileme, zaman da yayılarak, yükselme eğilimindeki enflasyonu durdurup, yavaşlatacak. Petrol fiyatlarındaki gerilemeden olumlu yönde etkileyecek ikinci risk alanı ise dış dengesizlik. Cari açığın çok büyük bir parçasının petrol ithalatından kaynaklandığı malum. Dolayısıyla en büyük etki de bu alanda ortaya çıkacak.

Bunlar Merkez Bankasının elini rahatlatacak gelişmeler. Ancak Merkez Bankasının daha ihtiyatlı davranıp, özellikle enflasyon bağlamında ortaya çıkacak gelişmeleri beklemeyi tercih ettiği anlaşılıyor. Bana kalırsa doğrusunu yapıyor.