Şimdi reklamlar...

Kerem Özdemir
Kerem Özdemir KEREM İLE İŞİN ASLI elfkerem@gmail.com

Hayatım boyunca reklamlardan nefret ettim. Bunun nedeni, sadece bir filmin en heyecanlı yerinde ya da bir gazete sayfasında haberleri deforme edecek şekilde karşıma çıkartılmaları değildi; akılda kalmak için harcanan büyük çabaydı. Gazetecilik yaptığım dönemde de bu nefret pekişti.

Dış habercilikten geldiğim için büyük ajansların ayrıntılı haberlerini okuyor ve ne olduğunu derinlemesine inceleyebiliyordum. Yabancı ajanslar 700-800 kelimelik haberlerinin sonundaki yaklaşık üçte birlik bölümde olayın arka planını anlatıyorlardı.

Bizdeki talep ise iki paragrafta toparla ve “seksi bir başlık bul” şeklindeydi. Genellikle başlıkla haber arasında gerçek bir bağ olmazdı. Bundan da nefret ediyordum.

Evden ayrılıp tek başıma yaşamaya başladığımda, almam gereken hiçbir paketlenmiş ürün hakkında bilgim olmadığını anladım ve reklamları büyük bir iştahla izlemeye başladım. Haber tarafında ise bir haberi ancak, konuyla çok ilgili ve hiç ilgisiz kişilerin yorumları ile anlayabileceğimi öğrendim.

Geçenlerde Xiamo Mi5 bilekliğimin silikon kayışını kopardığımda, bu geçmişim bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Yeni bir bileklik almam gerekiyordu ve nereden bulacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu. Silikon kayışının farklılığının beni cezbetmesi nedeniyle takmaya karar verdiğim Mi5 beni yeni bir reklam inceleme ve ihtiyacım olan ürünü arama çevrimine sokmuştu. Bu kez e-ticaret dünyası ve Google ile karşı karşıyaydım.

Kullanıcı deneyimini keşfetmek önemli

Önce Mi5 deneyimimi aktarayım. İlk taktığımda bilekliğin gıcır gıcır olması ve silikon kayışın matlığının yarattığı şıklık farklı kişilerle diyalog kurmamı sağladı. Marketteki kasiyer arkadaş, plastiğini ve silikonunu beğendi, fiyatını sordu. Gencin bileklerine ilk defa baktım; dilek ağacı gibi bir sürü şey sarmıştı. Daha üst gelir grubundan bir arkadaşım, “iPhone ile eşleştirebiliyor muyuz” diye sordu. Kendim de öyle kullandığım için yapılabildiğini söyledim.

Bunlardan bir iki sene sonra yani bu sene kayış kopunca Mi Store’lara sordum; stoklarında yoktu. İnternetten almamı tavsiye ettiler. Girdim; kendi web sitelerinde stokta olmadığı mesajı ile karşılaşınca Google’da aradım. Hepsiburada’da tanesi 10 lira civarında ürünler buldum. Kargo ödememek için beşli ve üçlü olmak üzere iki paket satın aldım. Şimdi evde sekiz kayış var ama sadece kırmızısını kullanıyorum. Üstelik o ilk siyah silikon kayıştan hâlâ bulabilmiş değilim.

Bu deneyim son aylarda Cem Yılmaz’ın dört bölümlük Hepsiburada ve Mert Fırat’ın seslendirdiği üç bölümlük TurkNet reklamlarının tanıtım toplantılarında onların teknolojiyi anlatmada bizden daha iyi olduklarını düşündüm.

Cem Yılmaz, Hepsiburada CEO’su Murat Emirdağ ile sahnedeyken, kullanıcı deneyimiyle ilgili önerilerde bulunduğunu ve ürün geliştirmeye katkı verdiğini söyledi. Gerçekten Hepsiburada Premium reklamlarında, babanın bu paketi seçen oğluna annesinin haberi olup olmadığını sorması ya da kuaförde saçlarını yaptıran kadının hayatının akışını bozmadan ürün teslim edilmesi e-ticaretin yeni normali ile ilgili çok sıkı derslerdi. Bütün müfredatı aktarmayı düşünmüyorum ama Cem Yılmaz’ın kendi şovundaki “genetik fakirlik” anlatımı ile e-ticaretteki sepet büyüklüğü arasında bağ kurduğu bir bölüm de bu seriye yakışır.

Turknet bir kez daha ayrışacak

TurkNet CEO’su Cem Çelebiler’in sahnede yaklaşımlarını ve planlarını uzun uzun anlatmasının ardından gösterilen reklam filmlerinden biri internete dosya yükleyememe ve diğeri de yurtdışına video-sunum yaparken görüntünün donması ile ilgiliydi. Her ikisi de benim zamanında yaşadığım sorunlar olduğu için kullanıcı deneyimini ışık tutmak açısından önemli bir rol üstleniyor.

Pandeminin başlarında evden çalışmaya başladığımda, çalıştığım dergi benden video çekmemi istedi. Instagramı tercih ettiler ve canlı yayınlara; o dönemde Zoom hesabı edinince, bu uygulama ile çektiğim videoları da YouTube’a yüklemeye başladım. YouTube’a yüklediklerim uzun konuştuğum için yüklü dosyalardı. Akşamdan “yükle” butonuna basıyordum; ertesi gün öğlene doğru yüklemeyi tamamlıyordu.

O dönemde TurkNet abonesiydim ve bir gün upload hızımın ücretsiz yükseltileceği ile ilgili bir mesaj aldım. Eski operatörümde ADSL’den VDSL2 aboneliğine geçerken upload hızım ADSL hızında kalmış; bir şey yüklemediğim için TurkNet’e geçtikten sonra da fark edilmemişti. Yükseltme ile sorun çözüldü; sonra fibere geçince tamamen ortadan kalktı. Canlı yayınlarda benim karşı tarafın görüntüsünün donduğunu sandığım ama aslında sorunun bende olduğu gerçeği de bu dönemde ortaya çıktı ve çözüldü. Bu tür reklam örneklerin çoğalması reklamlara yönelik nefretimi törpüleyecek gibi görünüyor. Aynı zamanda bizim medya tarafında bu tür içeriğe daha fazla önem vermemiz gerektiği de anlaşılıyor.

PÜF NOKTASI

TurkNet CEO’su Cem Çelebiler, Türkiye’de sabit genişbandda yüzde 4,5 civarına gelen pazar paylarını ifade ettikten sonra bir soru üzerine medya şirketi kurmaya niyetleri olmadığını söyledi. Disney+’ın Türkiye pazarına girmesinin ardından Netflix’in kalktığı atak ve Amazon Prime’ın bence ücretli içerik kullanıcılarını en fazla cezbedecek çözümleri piyasayı oldukça hareketlendirdi. Discovery’nin ve Eurosport’un içinde yer aldığı Blu TV, Hepsiburada Premium paketine dahil olmasıyla etkisini artıracağa benziyor. Böyle bir dönemde insanın içinden en azından “kuralım; ileride birine satarız” diye düşünmesi çok kolay.

Kendi işlerine odaklandıklarını söyleyen Çelebiler’in yüksek hızlı internet kapsamalarını genişletme ve online kanalları kullanmanın sağladığı ekonomik gücü genişleme için kullanmaya dayanan modelini zaten tanıyoruz. Şirketin yeni çözümlerinden biri, müşterinin mekanının içindeki cihazların internete sağlıklı ulaşmasını sağlayacak yönetimi yapmak. ABD’de evlerdeki 20 cihaz sayısının altında kalmasına karşın Türkiye’deki ortalama 11 cihazlık portföyün yönetimi önemli bir iş olacağa benziyor. Hız, yalınlık ve servis kalitesine odaklanarak oynadığı oyun, TurkNet ileri taşımak için iyi bir dinamik oluşturuyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Teknolojinin liderleri 19 Eylül 2022