Şirketlerde tek adamlık dönemi bitiyor!

Bugün iş dünyasında artık dikey yöne­tim piramitleri çatırdıyor. Komuta– kontrol çağının sonuna geldik. İşler bu ka­dar karmaşıkken, değişim büyük bir hız­la her şeyi dönüştürürken, şirketlerin tek adamlık ile yönetilmeleri zaten mümkün değil. Geleceğin yönetim anlayışı nasıl şe­killeniyor ve özellikle Türk şirketleri bu dönüşümü yakalamak için ne yapmalı? Ge­lin birlikte bakalım.

Komuta–kontrolden amaç–uyuma

Geleneksel model basitti: En tepede pat­ron ya da dar bir yönetim ekibi vardı, bun­lar iş planlarını yaparlar, uygulama esas­ları da hiyerarşik olarak aşağıya doğru talimatlar ile indirilirdi. Alttakiler “uygu­layıcı” rolündeydi. Kontrol, hiyerarşi ve onay süreçleri güvence olarak görülüyor­du. Risk alınmaz, inisiyatif üst kademede toplanırdı.

Bugün iş dünyasının gerçekleri bambaş­ka. Pazarlar dalgalı, teknolojiler baş dön­dürücü hızda değişiyor, müşteri beklentisi hem kişiselleşmiş, hem sabırsız. Bu dünya­da “bekleyeyim, üst yönetim karar versin sonra hareket ederim” diyen şirketler ya­vaşlığa mahkûm oluyor.

Yeni dönemde tepe yönetimin odağı ko­mut vermekten, yön tayin etmeye ve uyum yaratmaya kayıyor. Liderlerin asıl işi; net bir yön, anlamlı bir amaç (purpose) ortaya koymak, çerçeveyi çizmek ve insanların bu çerçeve içinde özgürce hareket etmesini sağlamak. Yani “her şeyi ben bilirim” diyen yöneticiden, “doğru insanları bir araya ge­tirir, doğru soruları sorar, engelleri kaldırı­rım” diyen lidere geçiş yaşıyoruz.

Türk şirketleri bu dönüşümü nasıl yakalayacak?

Türk iş dünyasının güçlü yanları var: Gi­rişimcilik ruhu, pratik zeka, krizlere alışkın olma, “kervan yolda düzülür” refleksi… An­cak zayıf tarafımız da belli: Aşırı merkezi­leşmiş karar alma, kişiye bağlı sistemler, ya­zılı kural ve süreç eksikliği, aile şirketlerin­de “her şey patrona sorulsun” alışkanlığı.

Bu nedenle dönüşümün ilk adımı, orga­nizasyon şemasını değiştirmek değil; yö­netim felsefesini güncellemek olmalı. Bunun için şirketlerin özellikle şunlara odaklanması gerekiyor:

Yönetişimi güçlendirmek: Kurumsal yönetim ilkelerini (şeffaflık, hesap verebi­lirlik, adillik, sorumluluk) kağıt üzerinde değil, gerçek hayatta işletmek. Yönetim ku­rullarını, icranın üzerinde strateji ve denge unsuru haline getirmek.

Stratejiyi netleştirmek ve yaymak: Çalışanların büyük bölümü, şirketinin ger­çek stratejisinden habersiz. Strateji anlaşı­lır, sade ve herkesin kendi işine çevirebile­ceği bir dile indirilmedikçe, inisiyatif talep etmek adil değil.

Orta kademe yöneticileri yeniden ta­nımlamak: Geleceğin “müdürü”, talimat dağıtan ara kademe değil; koçluk yapan, engel kaldıran, ekiplerini geliştiren bir li­der rolünde olacak. Bu role geçiş için ciddi bir liderlik gelişim programına ihtiyaç var.

Performans ve ödül sistemini uyum­lu hale getirmek: Hâlâ sadece bireysel he­defi tutturana prim veren, ekip çalışması­nı ödüllendirmeyen bir sisteminiz varsa; kendi kendini yöneten takımlardan söz et­mek zor. Ölçme–değerlendirme yapısını yeni yönetim anlayışıyla hizalamak şart.

Gelecek yatay, ama sahipsiz değil

Sonuçta gittiğimiz yer, “herkesin her şe­yi yaptığı”, kuralsız, dağınık bir yapı değil. Tam tersine; amacı net, çerçevesi çizilmiş, rollerin ve sorumlulukların berrak olduğu; ama bunun içinde yüksek özerklik ve güve­nin bulunduğu bir yönetim modeli.

Dikey yönetimden yataya geçiş, sadece organizasyonel bir tercih değil, hayatta kal­ma meselesi haline geliyor. Şirketlerimiz, bu dönüşümü gönülsüzce değil, bilinçli ve tasarlanmış bir yol haritasıyla yönetmek zorunda. Aksi takdirde, daha çevik, da­ha yatay, daha iyi öğrenen rakiplerin oyun alanında, oyun dışı kalmak işten bile değil. Yönetim, artık sadece yönetmek değil; re­kabet avantajının kalbinde yer alan bir stratejik kas olarak görülmeli.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.180,69 0,00 %
Dolar 43,7279 0,19 %
Euro 51,9340 0,00 %
Euro/Dolar 1,1877 0,06 %
Altın (GR) 7.072,28 2,51 %
Altın (ONS) 5.029,52 2,30 %
Brent 67,2200 -0,09 %