Sisler içinde kaybolan piyasa
Dün katıldığım Enflasyon Raporu Sunumu’ndan aklımda kalan ifade bu oldu. TCMB Başkanı Karahan gelen bir soruya cevaben piyasanın bazen sisler içinde kaybolduğunu ve gelecek beklentilerini şekillendirirken aşırı kötümser kalabildiğini dile getirdi.
Tabii yıllardır enflasyona dair tahminlerini ilk açıkladığından yukarı revize eden ve buna rağmen enflasyonu hep alttan ıskalayan Merkez Bankası’nın bakış açısından realist bir beklenti seti iyimser kalabiliyor.
Benim kredibilitenin ön şartı olan tutarlılık adına beklediğim şuydu: “Ya enflasyon hedefime sadığım, dolayısıyla mart toplantısında pas geçmek de dahil olmak üzere kalan yedi Para Politikası Kurulu toplantısında gerekli adımları atarak bu enflasyonu %16 düzeyine çekeceğim… Ya da enflasyonda işler öngördüğüm gibi gitmedi, faiz indirimlerine de ekonomiyi desteklemek adına devam etmem gerekiyor, o yüzden yeni beklenti setim budur hesabınızı ona göre yapın.”
Pas geçerim mesajı gelmedi
Valla bu ikisinden hangisi oldu derseniz işler karışıyor, ocak ayı %5 düzeyine yakın geldi, şubat ayının %3 üzerinde geleceği anlaşılıyor, Başkan mart-nisan döneminde aşırılıkların ortadan kalkacağını ve şu an %2 altında olan trende dönüleceğini söyledi. Hatta kasım-aralık seviyelerine dönüş ihtimalini de belirtti. Belirsizlik aralığını %13-%19’dan %15-%21’e doğru iki puan yukarı taşırken, ara hedef olan %16 değişmedi.
Mart ayında ise pas geçerim mesajı gelmedi ya da çok belirsiz kaldı. 25 yılın üzerinde tecrübeye sahip meslektaşlarımla yaptığım anlık değerlendirme de net bir mesajın gelmediği yönünde. Ramazan etkisi kısmen mart ayında da sürecek, e yazın turizmin getirdiği baskılar, eylül-ekim okula dönüş talep artışı bir arada değerlendirirsek %25 olan 2026 beklentimde bile yukarı yönlü riskler olduğunu söylemek zorundayım.
Petrol öngörüsü neden iyimser?
Anlamlandırmakta zorlandığım diğer bir konu da petrol fiyatlarına dair yapılan aşağı yönde revizyon. 2026 yılına dair ortalama petrol fiyatı tahmini 2 dolar/varil aşağı revize edilmiş, hem de petrolün %10 üzerinde yükseliş kaydettiği yılın ilk 1.5 ayının ardından. Geçen sene dezenflasyon sürecinin şüphesiz iki önemli destekçisi yılın başında 80 dolar/varil beklenen petrolün 60 dolar/varil düzeyine gerilemesinin yanında %15 yükselişle sanayicinin elini rahatlatan EUR-USD paritesiydi. Bakın bu değişkenler bizim kontrolümüz dışında, ülkemizin talebi hemen her konuda olduğu gibi %1 düzeyindedir. Rüzgar sürekli arkamızdan eser, euro daha da değer kazanır ya da petrol sürekli düşer tahminleri çok inandırıcı değil.
Havalar bir tek bizde kötü değil
Geçen sene yaşanan zirai don ya da küresel kuraklık gibi gelişmelerin bu sene tekrarlanmayacağının da bir garantisi yok. İnsanlık olarak ekolojik dengeyi hep birlikte bozduk ve artış ürün rekoltesini aşağı çekebilecek faktörler modellerin içine dahil edilmeli. Örnek vermek gerekirse altı haftadır kesintisiz yağışların yaşandığı İngiltere’de çiftçiler kış ekimi yapamıyorlar, yani havalar bir tek bizde kötü değil tarım adına. Dolayısıyla enflasyonun tek hanede değil de bize akran ülkelerin toplamı kadar kadar bir düzeyde olması yapısal sorunlarımız ile ilintili.
Ülkede yaşayan insan sayısı artarken tarım ile ilgilenen nüfusun ortalama yaşı artıyor, işi bırakanın yerine yenisi gelmiyor. Ekili alan artmıyor, yazın önemli gelir kaynağımız olan turizm ile misafirlerimiz arttıkça gıdada bile dışa bağımlı hale geliyoruz. Fiyatı artan ürünün ihracatını kısıtlayalım ithalatını artıralım uygulamalarıyla bu kısırdöngüden çıkamayız, bunu artık kabul edelim.