25 °C
Osman AROLAT
Osman AROLAT AROLAT'tan osman.arolat@dunya.com

Siyasi iktidarın kurumları ele geçirmeyi zafer kabul etmesi

AKP’de siyaset yapan bir dostumla sohbet ederken “Neden partinizin yöneticileri, kendileriyle farklı düşünen bürokratlara bu kadar kızıp, toplum önünde azarlayıp, şikayette bulunuyorlar ?” diye sordum.

İlginç bir yanıt aldım:

“Dünyanın gelişmiş ülkelerinde iktidardaki siyasetçiler, ülkelerindeki demokratik gelişmeleriyle, kültürel başarı kazanmış insanlarıyla, sanatçılarıyla, sporcularıyla övünmeyi severler. Başarı olarak ülkelerinde her alandaki gelişmeyle övünürler. Bizim iktidardaki siyasetçilerimiz uluslararası platformda övünecek yeterli konuları olmadığı için, içerde kamu kurumlarını ele geçirmeyi zafer olarak nitelendirirler. Bizim siyasilerimizin ile gelişmiş batılı siyasilerin düşünce ve zafer anlayışındaki fark budur”

“Peki, siyasetçilerimizin, daha doğrusu lider kadrolarının bu tutumu karşısında sizler neden onları frenleyici, aykırı düşünceyi ortaya koymazsınız. Susup oturursunuz?” diye sordum. Yanıtı şöyle oldu:

“Geçenlerde kuliste arkadaşlarla konuşurken biraz aykırı söz söyledim. Güngörmüş bir partili ağabeyim, ‘Bu senin üçüncü dönemin mi?’ dedi. Benden ‘Hayır’ cevabını alınca, ‘Oğlum diline dikkat et. Bu dönemde biraz susup oturmayı bil’ diye uyardı.

“Oysa, ondan birkaç gün önce beni yakından tanıyan eski bir bürokrat bana attığı twitte ‘Daha ne kadar susup oturacaksın. Doğru bildiğini çık söyle, böyle pısırık olma. Partideki pısırıklar ordusuna katılma’ diyordu.” 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merkez Bankasına bundan önceki faiz indirimi konusunda eleştiriler yaptıktan sonra, yurt dışına gitmişti. O yurt dışındayken parti üst yönetiminden bazı kişiler ve bakanlar Merkez Bankası bağımsızlığını savunan, başkanın başarılı yönetiminden söz eden beyanatları olmuştu.

Son  faiz indirim kararı sonrasında Cumhurbaşkanı bu sefer çok daha sert şekilde ve “Bize karşı bağımsızsın, kime bağımlısın, kimden emir alıyorsun” suçlamasıyla Erdem Başçıya yüklendi. Bu kez ne parti üst yönetiminden nede bakanlardan Merkez Bankası savunması gelmedi. Sadece bazı piyasa aktörleri ve gazeteciler Başçı’yı savunan açıklamalar ve yazılar yazdılar. Bu tür demeçlerin olumsuzluğuna değindiler.

Bu parti yöneticilerinin ve bakanların suskunluğu, kulislerde  Başbakanla Cumhurbaşkanının kızgın açıklaması sonrasında, uzun bir görüşme yapan Ali Babacan’ın ve Erdem Başçı’nın  “istifa edeceği” dedikodularına yol açtı. Babacan’ın basın müşaviri Başbakan-Babacan buluşmasının G-20 Amerika toplantısı öncesinde bilgi alışverişi için bir hafta önceden kararlaştırıldığını açıklayarak dedikodulara yanıt verdi.

Bütün bunları izlerken, siyasetçi dostumun, bizde ve gelişmiş ülkelerde iktidardaki siyasetçilerin zafer anlayışı üzerine söylediklerini hatırladım. Cumhurbaşkanı kendisi gibi düşünmeyen, elindeki bilgi setine göre faiz konusunda karar veren bağımsız Merkez Bankasını ele geçirilecek, fethedilecek bir kurum olarak değerlendirdiği için mi, bu saldırıları yapıyordu. Bu düşüncemde ve değerlendirmemde haksız olduğuma inanmak isterim...