Son küresel düzen bükücü Avrupa
Dünyada hüküm süren karışıklık kafamızı karıştırmasın. Ne zaman filler tepişse çimenler ezilir! Büyük güç değilsen, bir ittifak içinde olacaksın. Bu perspektifle bakıldığında, Avrupa’da olan biten her şey ve AB ile ilişkilerimiz, bugün dünden çok daha hayati bir önem taşıyor.
Yavaş yavaş belirmeye başlayan dünyanın yeni düzeninin ana hatlarına ilişkin kimi ipuçlarını Davos toplantısında, özellikle Kanada başbakanı Marc Carney’nin konuşmasında gördük.
Kontrolden çıkan küresel ekonomik düzen, herkesin başına yıkılmadan önce, yeniden rayına sokulmalı. Carney konuşmasında bunun yolunun orta güçlerin işbirliği olduğuna dikkat çekti. Bu konuşmadan sonra orta güçlere ilişkin çok yazı yazıldı. Mesela Simon Kuper’ın Financial Times’daki yazısının başlığı Yeni düzenin ‘Küçük Batı’sı. İngiltere ve Kanada’yı da kapsayan bir Avrupa.
İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki küresel düzenin çökmesinden belki en büyük zararı görecek olan da ve yeni küresel düzenin şekillenmesinde en fazla sorumluluk atfedilen de Avrupa. Ne de olsa kuruluş mantığı liberal değerlerin, kurumlar ve kuralların üzerine oturuyor.
Dünyada hüküm süren karışıklık kafamızı karıştırmasın. Ne zaman filler tepişse çimenler ezilir! Büyük güç değilsen, orta güçsen, bir ittifak içinde olacaksın. Bu perspektifle bakıldığında, Avrupa’da olan biten her şey ve AB ile ilişkilerimiz, bugün dünden çok daha hayati bir önem taşıyor.
İki dev STA: Türkiye’nin 'imtiyazlı' konumu tehdit altında
AB ticaret ve sanayi politikalarında büyük adımlar atıyor.
ABD’nin korumacı politikalarına ve Çin’in artan küresel nüfuzuna karşı, AB önce Mercosur ülkeleriyle 25 yıl süren müzakereleri tamamladı, ardından Hindistan ile yaklaşık 20 yıllık inişli çıkışlı bir müzakere sürecini bitirerek Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA), imzaladı. Bu anlaşmalar, Türkiye’nin AB pazarlarına erişimini tabii ki etkileyecek. Üstelik Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği olduğu için, AB’nin STA imzaladığı ülkelerin malları AB üzerinden Türkiye'ye de gümrüksüz girebilecek. Mercosur ve Hindistan STA'larından sonra ya gümrük birliği güncellenecek ya da hükmünü yitirmiş olacak.
Hindistan ile imzalanan STA’yı Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen "Tüm Anlaşmaların Anası" (Mother of All Deals) olarak nitelendirdi. İki milyar insanı ve küresel GSYİH'nin yaklaşık dörtte birini kapsayan anlaşma, hem AB’nin hem Hindistan’ın ABD ve Çin'e olan bağımlılığını azaltma ve "stratejik özerklik" kazanma çabalarını destekliyor.
Anlaşma, taraflar arasında ticareti yapılan malların yüzde 90'ından fazlasında gümrük vergilerini tamamen kaldırıyor veya önemli ölçüde azaltıyor. Bu anlaşma ile Trump’ın koyduğu ortalama yüzde 34.5’lik gümrük vergisine karşılık Hindistan Avrupa pazarına gümrük vergisine tabi olmadan ihracat yapma şansı bulacak.
Hindistan'ın AB'ye yaptığı 105 milyar avroluk mal ve hizmet ihracatı, Amerika'ya yaptığı 129 milyar dolarlık ihracat ile yaklaşık aynı hacimde. Hindistan ve AB’nin ekonomik yapıları birbirini tamamlayan nitelikte: Hindistan’ın ihracatında emek yoğun sektörler, AB’ninkinde ise yüksek teknolojili ürünleri baskın.
Öte yandan Hindistan, AB'nin dokuzuncu büyük ticaret ortağı. Hindistan'a yaptığı 76 milyar avro tutarında ihracat AB'nin GSYİH'sının sadece yüzde 0,4'ünü oluşturuyor. Yine de AB Hindistan’a ihracatında uzun vadede ciddi bir rekabet avantajı yakalayacak ve esas önemlisi kritik ürünlerde Çin'e olan bağımlılığı azaltarak alternatif tedarik imkanı sağlayacak. AB'nin Hindistan'a olan mal ihracatının 2032 yılına kadar iki katına çıkması bekleniyor.
Ayrıca anlaşma, bazı tarım ürünlerinde vergilerin kademeli olarak düşürülmesini ve hizmet sektörlerini de kapsıyor. AB bankacılık, finans ve lojistik gibi sektörlerde Hindistan ise profesyonellerin hareketliliği ve profesyonel ve dijital hizmetler gibi alanlarda pazara erişim imkanına kavuşuyor. Hindistan'ın yazılım gücü Avrupa'ya vizesiz/kolay akarken, Türk yazılımcısının vize kuyruğunda beklemesi, Türkiye'nin "teknoloji üssü" olma iddiasına büyük bir darbe tabii ki. Kaldı ki yıllardan beri gündemde olmasına rağmen, gümrük birliği modernizasyonunun yapılmamış olması, yani tarım ürünlerinin ve hizmetlerin gümrük birliğinin dışında olması da Hindistan karşısında Türkiye’yi dezavantajlı konuma getirecek.
Türkiye 1996 model bir Gümrük Birliği ile 2026 yılında yapılan bir yarışta mücadele etmek zorunda kalacak. Hindistan’dan gelen yazılım Avrupalı kabul edilirken Türk yazılımcısı vize başvurusunda 'potansiyel göçmen' muamelesi görecek. Bu ne ekonomik mantığa oturuyor ne de Avrupa’nın değerler sistemine.
Bir girişim de sanayi politikası alanında. Rekabet gücünün artırılması AB’nin uzun yıllardır çözüm arayıp da pek sonuç alamadığı alanlardan birisi. Şimdi bunun üzerine bir de stratejik özerklik ihtiyacı eklendi. Önce pandemi, ardından Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve sonrasında Trump’ın kural bazlı liberal sistemi çöpe atmasından sonra Avrupa’da “stratejik sektörlerde” dışarıya bağımlılığı azalmanın ve kendi kendine yeterli olmanın önemi giderek daha fazla dillendirilir oldu.
Draghi ve Letta raporlarında, ardından bu raporları temel alan Rekabetçilik Pusulası’nda öne sürülen sanayi politikası netleşiyor.
Amerika’nın “Amerikan malı al”, Çin’in “Çin’de üretilmiştir” politikaları ile benzerlik taşıyan "Made in Europe" (veya "Avrupa Tercihi" - European Preference / Buy European), Avrupa Birliği'nin özellikle kamu alımlarında ve stratejik sektörlerde Avrupa menşeli ürün, teknoloji ve hizmetlere öncelik verilmesini hedefliyor.
Bu yaklaşımın somutlaştığı en önemli yasal girişimlerden biri olan Sanayi Hızlandırıcı Yasası (Industry Accelerator Act) taslağının 25 Şubat’ta açıklanması bekleniyor.
Politico adlı sitenin ele geçirdiği yasa taslağına göre AB, 2020'deki yüzde 14,3 olan sanayi üretiminin gayri safi katma değerindeki payını 2030'a kadar en az yüzde 20'ye çıkarmayı hedefliyor.
Bir zamanlar dile getirilmesi düşünülemeyen Avrupa malını destekleme fikrinin popülaritesi giderek artsa da çok fazla tartışmalı başlık var. Her şeyden önce “korumacılık mı-serbest piyasa mı” tartışması sürüyor. Ayrıca AB içinde küçük ve büyük ülkeler ve sektörler arasında da derin çıkar ayrışmaları var. Avrupa ile AB mi yoksa Türkiye, Norveç, İsviçre ve Birleşik Krallık gibi ülkeleri de içine alan daha geniş bir Avrupa mı kastedilecek? Kritik sektörler neler olacak?
Tanımın Türkiye’yi dışlaması durumda sadece bizim sanayimiz değil, tedarik zinciri kırılacak olan Avrupa sanayisi de yara alacak. Bu da tepkilere neden oluyor.
Türkiye’nin pozisyonunu nasıl kabul ettirebileceği konusunda öneri üzerine öneri var. Bir öneri de ben yapayım: İşi son dakikaya bırakmamak lazım.
Karar alma mekanizmasının kurumsal süreçler üzerine kurulu olması AB’nin genlerinde var. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Çarşambayı es geçince perşembe eteklerin tutuşur.
AB sadece sanayisini değil, ruhunu da değiştirmeli
Geçen hafta aralarında Thomas Piketty ve Étienne Balibar gibi isimlerin de bulunduğu 8 düşünür tarafından bir yazı kaleme alındı. “Avrupa’nın yeni bir sosyal federalizme ihtiyacı var” başlıklı bu yazı Avrupa'nın artık sadece bir "pazar" olmaktan çıkarak toplumların demokratik hayatta kalma arzusuna yönelik bir yeni ulusötesi toplumsal ittifak inşa edilmesi çağrısı yapıyor.
Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi tam da bu sosyal federalizm tezinin bir gereği. Avrupa ticaret duvarlarını örerken Türkiye’yi dışarıda bırakırsa ekonomik olarak yara almakla kalmaz, ulusötesi toplumsal ittifakı da kuramaz. AB’nin yeni küresel düzenin kurucu aktörü olması Türkiye’yi dışlamayı değil kapsamayı gerektirir.