Standartlarımıza da standart gerek

Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

Standartların pek çoğu kendiliğinden oluşur ve insanların yahut toplumların yaşam alışkanlıklarında doğrudan yer bulur. Bazen gelenekler etken olurken, çoğu zaman da ortak görüş ve düşüncelerin sonucunda kendiliğinden oluşur. Kimi standartlar yazılı olarak yasalara girerken, kimisi tümüyle “suyolunu bulur” misali doğrudan kullanılır hale gelir. İngilizcenin tüm dünyada neredeyse standart dil haline dönüşmesi buna güzel bir örnek olarak gösterilebilir. Örnekleri çoğaltmak mümkün; cep telefonlarındaki uygulamalar, bankacılıktaki transfer sistemleri, bilgisayar işletim sistemi, finansal raporlama mantığı, dinlenilen müzik, giyilen kıyafetler, binilen arabalar, kullanılan sosyal medya mecraları, yenilen yemekler, hatta televizyon kanalları dahi gitgide standart hale dönüşür oldu.

Globalleşen dünyada bu tarz standartların oluşması, çok da planlanabilir bir durum değil. Yaşamın hızlanması, pratikleştirmesi bu standartları arttırırken; insanların çok daha rahat seyahat edebilmeleri, göç edebilmeleri, farklı milletten insanlarla evlenebilmesi, başka ülkelerde çalışabilmeleri gibi sonuçları da beraberinde getiriyor.

Bu kadar çok standart olunca, elbette ülkeler arası ticarette hızlanıyor; sadece insanlar değil eşyalar da globalleşiyor ve bir yerden bir yere transferi daha kolay yapılabilir hale geliyor. Zaten dünyadaki ticaret hacmine ve hasılaya baktığımızda, neredeyse toplamın yüzde ellisi ülkeler arası ticaretten meydana geliyor.

Hal böyle olunca, devletler de ülkelerine gelen eşyaların belirli bir standartın altında olmamasına ve halk sağlığını tehdit etmemesine özen gösteriyor. Gelişmiş ülkeler bu konuda bir tık daha önde iken, gelişmekte olan ülkelerin bir bölümü bu konuda henüz yeni yeni standartlarını oluşturuyorlar.

Standartların, yaşamı kolaylaştırmasını; hız ve ivme katmasını bekleriz. Bu cümlem şimdilik burada kalsın; biz ithalatımızda var olan standartların ne gibi sonuçlar doğurduğuna bir göz atalım. Bakalım bizim standartlarımız da hızımızı arttırmaya yarıyor mu. Özellikle bu konuda Türk Standartları Enstitüsü’nün (TSE) uygulamalarını bir gözden geçirelim.

Ülkemiz için dış ticaretin önemini, ihracatımızın ithalatımızdan daha fazla olması gerektiğini, hatta fark atması gerektiğini hep söylüyor ve temenni ediyoruz. Ancak bunu sağlayabilmek pek de kolay olmuyor, zira üretime yönelik ithalatın dışında önemli ölçüde enerji ve bitmiş ürün ithal eden bir ülkeyiz. Hal böyle olunca dış ticaret açığı vermek de kaçınılmaz oluyor. Ve bu durum da ithalatın gün geçtikçe zor yapıldığı bir ülke pozisyonuna dönüşmemize sebep oluyor.

İthalatın zorlaştırılmasında standartlar ve ürün güvenliği adını verdiğimiz tareks uygulamaları önemli bir yere sahip. Üzülerek söylemeliyim ki son dönemde TSE uygulamaları ithalatı da, ithalatçıyı da artık pes etme noktasına getirmiş durumda. İthal edilmek için gelmiş ve TSE denetimine tabi eşyalarda pek çok ithalatçı sürecin gümrükleme aşamasında uzadığını düşünse de, gerçekte TSE süreçlerinin gümrük aşamasının içerisinde yer almasının dışında, doğrudan bir ilişkisi bulunmamakta. Yapı olarak da, uygulanan mevzuat olarak da tamamen farklı. Ülkemize girecek bir ürünün standartları neye göre belirleniyor diye merak edenlere genel hatları ile AB ile eş standartları kullandığımızı söyleyebilirim.

TSE’ye tabi ürünlere ilişkin denetim esnasında zaman ve maliyet yaratıcı önemli sorunlar ne yazık ki artarak devam etmekte. Denetim konusunda personel ve laboratuvarların arttırılması önemli bir ihtiyaç olarak görünmekte. AB ile aynı standart anlayışını benimsemiş olmamıza rağmen, AB menşeli ürünlerde yüzde doksanı aşkın bir denetimin var olması da ayrı bir olumsuzluk oluşturmakta. Haliyle denetimler çok olunca sonuca ulaşmakta önemli bir süre almakta; ithalatçı firmaların eşyaları uzun süre gümrüklü sahalarda beklemekte ve özellikle limanlarda oluşan ardiye ve demuraj maliyetleri ithalatçılara ve elbette son tüketiciye büyük bir yük oluşturmakta. Üstelik bu ödenilen ücretlerin büyük ölçüde yabancı acentelere transfer edildiğini düşündüğümüzde burada önemli bir döviz kaybının da olduğunu söylemek gerekiyor. Yanı sıra üretimde kullanılan makinelerin aksam ve parçalarının denetime tabi olması ve CE şartının aranıyor olması da iyileştirilmesi gereken noktalar. TSE’nin de gümrükler gibi tüm yapılan işlemleri ve süreleri şeffaf bir şekilde firmalar ile paylaşması pek çok sorunun çözülmesine de katkı sağlayacaktır.

İşin özeti; ithalatı zorlaştırmak için TSE eliyle uzatılan sürelerin ne ithalatın azalmasına ne de üretimin artmasına bir katkısı olmadığı gibi, kaybedilen dövizlere, üretim sürelerinin aksamasına, terminlerin kaymasına sebep olmanın ötesine geçmediğini herkesin görmesi gerekiyor. Ülkemize gelen eşyaların belirli standartların altında olmamasına hiçbirimizin itirazı yok. Ama konu maksadın dışına çıkınca ister istemez akla şu soru geliyor; standartlarımızın da, “hem içerik hem de süre açısından” bir standartı olması gerekmiyor mu?

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Enerjide kriz var 03 Haziran 2022
Ey halkım, arz ederim 20 Mayıs 2022