STEM+A ve VUCA ile geleceği şekillendirmek

Kerem Özdemir
Kerem Özdemir KEREM İLE İŞİN ASLI elfkerem@gmail.com

Geçen günlerde Contemporary Istanbul (ci) ve İstanbul Bienali sayesinde sanat tarafında gözlemlerde bulunma fırsatım oldu. Bunlar sayesinde iş konularında daha iyi yorumlar yapabilmemin mümkün olduğunu düşünüyorum. Yıllar öncesinden gelen STEM+A yaklaşımı ile pandemi dönemindeki belirsizlik ortamında hareket etmeyi sağlayan VUCA kısaltmalarını başlığa taşımama bu durum neden oldu.

Öncelikle STEM+A’yı hatırlatayım. Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik sözcüklerinin (Science, Technology, Engineering, Mathematics) İngilizcelerinin kısaltması olan STEM bir dönem geleceği yaratacak gençlerin eğitiminin muazzam başarı formülü olarak ifade ediliyordu. Sonrasında belirsizlik ortamında hareket etme ve büyük paradigma değişimine yanıt verme ihtiyacı, bunu sanatın (art) A’sının eklenmesine neden oldu. İnsanların yeni bir normal hayal etmesi gerekiyordu ki, teknolojinin gelişmesinin yarattığı büyük değişim ahenkli bir yeni sistemin kurulmasını sağlasın.

Bu şekilde hayal edilen masalın sonunun “ve sonsuza dek mutlu yaşadılar” diye tamamlanması gerekirken işler öyle bir karıştı ki, VUCA ortaya çıktı. Değişkenlik, Belirsizlik, Karmaşıklık ve Muğlaklık sözcüklerinin İngilizcelerinden (Volatility, Uncertainty, Complexity, Ambiguity) üretilen bu kısaltmanın karşılığı olan stratejik yaklaşım, askeri tarafta, hakkında hiçbir şey billinmeyen bir sahada operasyon yapmak için geliştiriliyor.

Pandemi döneminde işlerin karışması ile VUCA daha fazla öne çıktı. Pandeminin arkasından bu sefer çatışma ve kamplaşma, tarımsal üretimin sekteye uğraması, tedarik zincirlerinin bozulması, enerji başta olmak üzere maliyetlerin yükselmesi ve resesyon riski VUCA’ya sarılmayı elzem halde tutuyor. Bu belirsizlik ve düzensizlik ortamında yaşamayı kolaylaştırırken sorulması gereken soru şu: Sonsuza dek kendinizin de parçası olduğunuz bir belirsizlik ortamında mı yaşamak istersiniz yoksa farklı  bir şey yapalım mı? İşte STEM+A’yı yeniden gündeme getirmemiz gereken yer burası.

Bu, bizim DNA’mıza da son derece uygun bir yaklaşım olacaktır. Köklerini, Gazi Mustafa Kemal’in başucu kitabı haline getirdiği Çalıkuşu’na odaklanmasında bulabilirsiniz. Büyük Taarruz öncesi gündüz cephede kurmaylarıyla hazırlıkları yönettiği dönemde akşamları da çadırında romanı okuduğu rivayet edilen Gazi Mustafa Kemal’in ulaştığı sonuçları burada yeniden ele almaya gerek yok.

Hibrit yaşam, sanatçıların elinde somutlaşıyor

Biz giderek kapalı hale gelen ve kendisini bir çerçeve içinde ifade ederek kimlik belirlemeye çalışan insanlardan oluşan bir topluma dönüşüyoruz. Bu, güvenli ama herhangi bir sonuca ulaşmayan bir konumlanmadır. Geçmişte bunu anlatmanın en kolay yolu, siber güvenlik örneğiydi. Bir sistemi bütünüyle dışarı kapattığınızda en güvenli hale getirirsiniz ama hiçbir işe yaramaz. Müşteriye kapalı bir dijital bankacılık sistemi, en güvenli sistemdir ama aslında sistem değildir. Ya da bunu e-ticarette düşünün. Veya istediğiniz yerde düşünün.

Tablolar ve bunların sergilendiği müzeler, bu kapalı sistemin en iyi örnekleridir. Çerçeveleri içindeki tablolar son derece etkileyicidir. Ancak onları o şekilde sergileyebilmek için ortamı belirli sıcaklıkta ve nemde tutmanın enerji başta olmak üzere maliyeti, sergilenen binanın kendisi için harcanan kaynaklar, genel giderler, yönetim giderleri ve güvenlik harcamaları gibi birçok alan için dışarıdan kaynak sağlaması gerekir. Yani o çerçevenin içindeki sınırları belirli eserin bile üzerinde varolduğu sistem hem ekonomik hem de izleyicileri ile buluşmasını sağlayacak şekilde daha geniş bir sistemin entegre parçasıdır.

Sanatçılar, çalışmaların çerçevelerinin dışına uzanmasını sağlayan örneklerle pandemi sonrasında yeni bir dünya yaratma arayışına şimdiden ışık tutuyor. Güney Kore’den gelen örneklerde tabloların içine eklenen ekranlarla çerçevenin dışına bir pencere açılıyor ki bu, benim sanal gerçeklikten (VR) çok daha güçlü olacağına inandığım artırılmış gerçeklik (AR) alanında göeceğimiz etkinin öngörüsünü sağlıyor. New York menşeli bir pavyonda tabloların üzerine projeksiyonla yansıtılan görüntünün ve buna eşlik eden ses ile yaratılan yeni gerçeklik sanatı başka bir noktaya taşıyor. Tablo, evinizin, dışarı baktığınızda hışırdayan yaprakların ve güneşin yansımalarını izlediğiniz penceresine dönüşüyor. Tablo ve projeksiyon makinesi, farklı örneklerde 10 bin dolar ile 45 bin dolar arasındaki fiyatla satılıyor.

Beni en çok etkileyen ise Napoli adlı fotogrametrik sanal yerleştirme oldu. Görevli, bunun milyonlarca fotoğraf kullanılarak oluşturulan yeni bir tasarım olduğunu söyledi. Yapanlar da mühendis, mimar ve sanatçıdan oluşan üç kişilik bir ekipmiş. Yaratılan ne mi: Var olana kazandırılan farklı bir bakış açısı. Bu, yeni sanayi altyapı ile ilgili bir sonraki yazının geçiş noktası olsun.

PÜF NOKTASI

Sanat ile ilgili yazmama karşın sanattan anlama iddiasında olan biri değilim. Ancak İstanbul’daki her iki etkinlik (Bienal 2022 ve ci) kendi alanımla ilgili daha iyi yorumlar yapabilmenin bir aracı olarak değer taşıyor. Pazar ve pazartesi günlerimi sanata ayırmamın ardından 20 Eylül’de Sensormatic’in adını Securitas Technology olarak değiştirdiğini açıkladığı toplantıda İsmail Uzelli’yi dinlerken aklıma Rodin geldi.

Rodin, heykellerinde kullanacağı ve farklı ifadeleri yansıtan uzuvları önceden üretir ve çalışmayı yaparken bunları birbirine entegre edermiş. Yeni unvanı ile Securitas Technology Avrupa Başkanı Uzelli, teknoloji ve ürün geliştirmeye odaklanmadan sistem entegratörü mantığı ile uçtan uca çözümler ve süreç tasarımları gerçekleştireceklerini vurguluyor. Kendisine Rodin 2.0 demeyi uygun görüyorum. Ve bu yaklaşımın dijitalleşen dünyada rekabirlik yaklaşımını da içinde barındıran bir Rodin modeli olacağını düşünüyorum.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Teknolojinin liderleri 19 Eylül 2022
Not ve performans 25 Ağustos 2022