17 °C
Alaattin AKTAŞ
Alaattin AKTAŞ EKO ANALİZ ala.aktas@gmail.com

Şu gidişatı göremedik ya...

Korona ekonomide iki temel tercihte bulunmaya yöneltti.

✔ Mart ayıyla birlikte ciddi bir parasal genişlemeye gidildi. Ne var ki parayı ekonomiyi ayakta tutacak alanlara değil, ölü alanlara yöneltme hatasına düştük ya da tercihimiz o yönde oldu.

✔ Ağustosta baktık ki işler kötü gidiyor, kıstık parayı; ama iş işten geçmiş gibiydi, faizler de tırmandı, kur da.

Ancak bitmedi; biraz da koronanın seyrine bağlı olarak gelecekte daha büyük sorunlar yaşamamız şaşırtıcı olmayacak. En büyük sorunumuz da işsizlik.

Bu yıl çok özel bir yıl. Her yönden. Özellikle korona yüzünden tüm ülke ekonomilerinde nasıl çalkantılar yaşandığı ortada. Ama önemli olan bu çalkantıyı olabildiğince az hasarla atlatabilmek.

Bu salgından kaçınılmaz olarak etkilenen Türkiye de ekonomide çok temel iki tercihte bulundu.

Birincisi, mart ayında koronanın kendini göstermesiyle birlikte ciddi bir parasal genişleme gündeme geldi. Grafikteki ortalama fonlama maliyetinin mart ayındaki hızlı düşüşüne dikkat! Bu düşüş hazirana kadar devam etti; haziran-temmuz geçişi ise neredeyse yatay kaldı.

Fonlama maliyeti aşağı çekilirken bankacılık sistemi de kredi açmaya zorlandı. Kredi açmaktan kaçınan bankalar, topladıkları mevduata göre kredi açmak zorunda bırakıldıkları için mevduattan adeta kaçar oldu. Mevduat istemeyen bankalar, bu yüzden faizi indirebildikleri kadar indirdi. Öyle ki bir dönem mudisine “Paranı bende tutma” dercesine yıllık yüzde 2-3 faiz teklif eden bankalara rastlandı.

TL ucuzdu, TL boldu ve tüketime gitmeyecek paranın tasarruf amacıyla nereye yöneleceği de belliydi, dövize... İşte bu dönemde kur artmasın diye büyük bir çabaya girişildi. Nisan sonunda 7 liraya dayanmış olan dolar baskı altına alındı ve kamu bankaları eliyle tutarını tam olarak kimsenin bilemediği milyarlarca dolar harcanarak kur üç ay boyunca neredeyse yatay tutuldu.

Sıra ikinci tercihte

Ve ağustosla birlikte ikinci aşamaya geçtik, daha doğrusu geçmek zorunda kaldık.

Artık yay çok gerilmişti, dövizi öyle kamu bankaları eliyle satış yaparak değil 6.85’lerde, 7’nin altında bile tutmak mümkün olmaktan çıkmıştı; çare TL’yi pahalı ve aranır hale getirmekte yatıyordu.

Merkez Bankası’nın temmuz sonunda yüzde 7.76 olan ortalama fonlama maliyeti ağustos sonunda yüzde 10.15’e fırladı.

Yine temmuz ve ağustos sonu itibarıyla üç ay vadeli mevduatın faizi yüzde 8.16’dan yüzde 11.44’e çıktı.

TL’yi değerli hale getirme çabalarına rağmen dolar da 6.94’ten 7.31’e yükseldi.

Geç kalındı bir kere...

TL artık ucuz değildi, öyle bol keseden kredi de dağıtılmıyordu ama ok yaydan fırlamıştı artık.

Hız kesmiş olmakla birlikte eylülde faizler de yükselmeye devam etti, kur da.

Ve nihayet Merkez Bankası “Politika faizinin adı kaldı” itirafı anlamına gelecek kararını geçen haftaki faiz artırımıyla pekiştirdi. 10 Ağustos’tan beri piyasayı politika faizinin üstünde faizle fonlamakta olan Merkez Bankası, geçen haftaki faiz artırımıyla ortalama fonlamaya ancak yaklaştı, ulaşamadı bile. Merkez Bankası, geçen hafta politika faizini yüzde 10.25’e çıkardı ama bu faizin uygulanmayacağı da daha ilk günden belli oldu.

Politika faizinin yüzde 10.25 olduğu 25 Eylül günü ortalama fonlama maliyeti yüzde 10.88 düzeyinde oluştu.

25 Eylül’deki yazımda işte bu yüzden Merkez Bankası’nın yüzde 10.25’i uygulamasının aslında bir faiz indirimi anlamına geleceğini belirttim ya...

Ama bu faizin uygulanamayacağı da belliydi ve bu da ilk günden görüldü. Politika faizindeki 2 puanlık artış, gecelik faiz ve geç likidite penceresi faizinin otomatik olarak yukarı çekilmesinden başka bir anlam ifade etmedi.

Para yerini bulsa böyle olur muydu?

Korona döneminde parasal genişlemeye gitmenin eleştirilebilir bir yanı yok, hatta bu gerekliydi, dolayısıyla doğru da yapıldı. İnsanlar parasızlıktan, açlıktan adeta nefessiz kalmış, o dönem parasal genişlemenin diğer tüm yan etkileri bir kenara bırakılır, bırakıldı da.

Ama biz ne yaptık; bu kredilerle konut alımını teşvik ettik. Para döndü dolaştı müteahhitlik kesiminin cebine girdi. Tuttuk, taşıt kredilerini ucuzlattık.

Konut almak, otomobil almak bu dönemin olmazsa olmazı mıydı; yoksa biz ekonomiyi, ekonomiyi ayakta tutanları desteklemeyi mi tercih etmeliydik...

İdari kararlarla dükkanını kapatmak zorunda kalan esnafa doğrudan bir destek sağlanamadı, ancak kredi kullandırıldı, o da bir kısmına. Bir esnafın ifadesiyle, devlet, kendisine 40 yıl vergi ödeyen esnafına 40 gün bakamadı. İşte o kredilerin ödeme dönemi de geldi. İşler zaten kesat, o esnaf kredi borcunu nasıl ödeyecek, şimdi kara kara bunu düşünüyor.

Düşük faizle piyasaya pompalanan para gerçek anlamda yerine gitmiş olsa, bunları yaşamayacaktık; ne makro ölçekte, ne mikro ölçekte.

Şimdi grafiğe bir kez daha bakma zamanıdır. Öyle görünüyor ki hem dövizin daha da artacağı, hem faizlerin ve enflasyonun daha da yükseleceği günler bizi bekliyor.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap