Sürdürülebilir dış ticaret fazlası veren Türkiye
Dışyönder olarak bugün İstanbul Kültür Üniversitesi ile birlikte ikincisini gerçekleştirdiğimiz Dış Ticaret Zirvesi’nin teması yazımın başlığı: Sürdürülebilir Dış Ticaret Fazlası Veren Türkiye. Neden dış ticaret fazlası veremediğimizin sebeplerini araştırdık ve bir yol haritası belirledik. Elbette bizimki bir öneri raporu.
Dışyönder konusunun uzmanı olan teknokratlardan oluşan 250’yi aşkın üyeye sahip bir dernek. Dolayısı ile ortaya çıkan çalışma da son derece teknik gereklilikleri içeriyor. Elbette bu yazımda onlara değinmeyeceğim; dinlemek isteyenlerin halen vakti var, buyursunlar Kültür Üniversitesi’ne gelsinler, biz tüm gün ordayız. Çözüme ilişkin raporumuzu “ihracat ve devlet yardımları”, “ithalat ve gümrükleme”, “lojistik” ve “yetkilendirilmiş yükümlülük sistemi” başlıklarından oluşan dört ana koldan oluşturduk.
Neden dış ticaret fazlası veremiyoruz
Türkiye’nin dış ticaret açığı vermesine etki eden sorunların başında enerjide dışa bağımlılık geliyor. Ülkemizin toplam enerji arzının yaklaşık % 68’i ithalata bağımlı. Yerli üretimin payı her ne kadar artış gösteriyor olsa da, toplam içerisindeki oranı halen istenilen seviyelerin gerisinde. İkinci sırada hammadde ve ara malı üretim yetersizliğimiz sonucu ortaya çıkan katma değerli üretim problemimiz yer alıyor. İthalat verilerini incelendiğinde, ortalama %69 oranında hammadde ve ara mal ithalatımız mevcut. Tüketim malı ithalatımız ise sanıldığı kadar yüksek değil, ancak %17’lerde. Yatırıma yönelik ithalatımız ise %14’lerde.
Ülkemiz, üretim girdisi olan hammadde ve ara malı temininde yüksek oranda ithalata bağımlı iken, bu durum, yerli katma değer yaratma kapasitesini de kısıtlamakta. İthalatın büyük oranının enerji ve ara malı gibi gider kalemlerinden oluşması, dış ticaret dengesini ve döviz talebini arttırıyor. Türkiye, yüksek oranda hammadde/ara malı ve enerji ithal ederken, ihracata dönük yüksek katma değerli ürünlerin ithalatı ise bir hayli düşük oranlarda. Bu da net olarak yüksek ithalat-düşük ihracat ve katma değer yapısına işaret etmekte.
Ara malı ve hammadde ithalatının yüksek olması, yerli üretimin katma değer yaratma kapasitesinin sınırlı olduğunu ve üretim zincirinin ithalatla beslendiğini gösteriyor. Kurlardaki dalgalanma, lojistik, jeopolitik kaynak bağımlılığı gibi unsurlar, Türkiye’nin ithalat tarafında “kontrol edilebilirlik” açısından zayıf bir pozisyonda olduğunu ortaya koyarken, ülkemizi yalnızca yüksek ithalatı olan bir ülke değil, yüksek maliyetli ve yüksek risk içeren ithalat yapısına da maruz bırakıyor.
Türkiye ekonomisinde ihracata dönük üretimde kullanılan ara malı ve hammadde ithalatının yüksek olduğu sonucunu bahsetmiş olduğum veriler ışığında söylemek mümkün. Dolayısı ile ihracat artışı, ithalat artışını da beraberinde getiriyor. İhraç edilen ürünün içinde yerli değer katılımı düşük olduğundan ithalat oranı artmakta ve net katma değer düşük kalmakta. İhracat yapı olarak, düşük katma değerli veya ithal girdilerle beslenen bir modele sahip olduğu sürece, ithalat düştükten sonra kalan net ihracat değeri zayıf kalmakta ve dış ticaret açığını kapatmak zorlaşmakta.
Geleneksel sektörler güçlü, teknoloji içeren sektörler daha geride
İhracatımızda otomotiv, makine‐ekipman, tekstil gibi geleneksel sektörler güçlü olsa da, “yüksek teknoloji, inovasyon-yoğun, küresel marka değerli ürünler” payı görece düşük kalmakta. Bu yapısal durum, fiyat rekabetinin çok olduğu orta teknoloji ya da işçilik yoğun segmentlerde daha fazla rekabet ortamına girmeyi gerektirirken, birim fiyatlar, kâr marjları ve net ihracat katkısının görece düşük olmasına sebebiyet vermekte. Kur dalgalanmaları, döviz bazlı girdileri olan üreticiler açısından maliyet baskısı yaratırken, ithal girdisi yüksek olan ihracatçı firmalar bu riskten daha fazla etkilenmekte. İhracat artsa dahi, girdi maliyetleri de aynı oranda artmaya devam ettiği için, bahse konu tüm hususlar alt alta konulduğunda, mevcut durum net ihracat fazlası yaratmayı zor hale getiriyor.
Ülkemizde hal böyleyken, dünya üzerinde de küresel rekabet, talep koşulları ve dış pazarlardaki zorluklar önemli bir yere sahip. Türkiye’nin ağırlıklı ihracat yaptığı batı coğrafyasında rekabet her geçen gün daha da yoğunlaşmaktadır. Ayrıca tedarik zinciri kesintileri, global lojistik sıkıntıları, fiyat baskıları gibi küresel koşullar da ihracatın önünü zaman zaman kesebilmekte.
Türkiye’nin dış ticaret fazlası verebilmesi hususunda ihracatın sadece satmaktan ibaret olmadığını, aynı zamanda değer yaratıp, dışa bağımlılığı azaltmak olduğuna işaret ederek, net ihracat fazlasına ulaşmak için “teknoloji + yerli girdi + enerji + marka” oyununu kazanmak zorunda olduğumuzu belirtip sözlerimi noktalayayım.