‘Süveyş Anıları’ ve Trump’ın aynı kadere baş koyması
Princeton Üniversitesi Tarih ve Uluslararası İlişkiler Profesörü HAROLD JAMES
Savaş her zaman bir kumardır. Kimi liderler savaşa “özel askeri operasyon” dese bile savaş her zaman net bir kumar olagelmiştir. Hatırlatmakta yarar var; ABD Başkanı Donald Trump da İran’a müdahale için “gezi” benzetmesini yapmıştı. Ancak bu gezi ya da piknik felaketle sonuçlanmak üzere. Çünkü evin babası barbeküyü evde unuttuğu gibi hayal ettiği romantik ambiyansı da bir türlü kuramıyor.
Elbette yüksek bahisli kumarlar, çok nadirde olsa kimi zaman sonuç verir. ABD-İsrail'in İran'a saldırısı, ülkenin siyasetinde radikal bir değişim yaratabilir; bu da ülkeyi açacak, ekonomik bir mucize yaratacak, mayınları temizleyecek ve dünyaya petrol tedarik edecek daha hoşgörülü bir rejim yaratabilir. Ancak bu gezi uzadıkça, geçmişteki başarısız kumarların anıları öne çıkmaya başlayacak ve Amerikan gücünün mevcut krizi için üzücü örnekler sunacak.
Tarih okumayı merakı olanlar anımsayacaktır. 1956'da Mısır'da Britanya ve Fransa'nın yaşadığı olayın sonucunda ne olmuştu, iki ülke de derin bir çöküşe geçip, ABD’ye kordon bağıyla bağımlı hale gelmişti. İlki, 29 Ekim 1956'da İsrail'in Tiran Boğazı ve Akabe Körfezi'ne uyguladığı Mısır ablukasını kırmak için Sina Yarımadası'na saldırı başlatmasıyla başladı. İki gün sonra, ABD’ye danışılmadan; Britanya ve Fransa, Mısır kontrolünden küresel kritik bir deniz yolu olan Süveyş Kanalı'nı ele geçirmeyi amaçlayan "Musketeer Operasyonu" ile mücadeleye girdi.
İngiliz ve Fransız liderler, ABD'nin operasyonun mantığını ve cesaretini takdir edeceğine inanarak, Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasir'i devirmekten başka bir şey istemiyorlardı. Onların görüşüne göre, başarı ülkelerinin küresel üstünlüğünü geri getirecekti. Ancak saldırı başarısız oldu ve kanal altı ay boyunca kapalı kaldı. İngiliz ve Fransız siyaseti derin bir kutuplaşmaya girdi. ve her iki ülkenin liderleri itibarları darmaduman oldu.
İngilizler IMF’den borç almak zorunda kaldı
Süveyş krizinin siyasi sonuçları, İngilizlerin IMF’den yardım istemek zorunda kaldığı bir mali paniğe neden oldu. Sonuç olarak, hem Britanya hem de Fransa döviz kur sistemlerini açmalı, para birimi kontrollerini sınırlamalı ve cari hesap dönüşümüne geçmeliydi, böylece ticaret ödemelerine yönelik kısıtlamalar sona erecekti. Başka bir deyişle, iki büyük Batı Avrupa ülkesi, ABD egemen uluslararası bir kurumun gözetimi altında liberalleşmek zorundaydı.
Tarih tekerrürden ibaret olabilir mi? Bir tarihçi olarak bu soruya kesinlikle “Evet” diyorum. Dolayısıyla ABD Orta Doğu'daki kendi çıkmazıyla yüzleşmeye başlıyor. İran'a yapılan bu son saldırı ise günahların bedeli aslında. Dolayısıyla Süveyş hikayesi gibi bir durum tekrar yaşanabilir. Bir aşağılanmanın ardından politikanın yeniden gözden geçirilmesi ve Başkan Trump’ın gidişini izleyen bir sürecin eşiğinde bulunuyoruz.