Tahvil piyasası dünya liderlerine başarısız not verdi

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Seçmenler hü­kümetle­re dört ya da beş yılda bir not ve­rir. Finans piya­salarının ise se­çim takvimi yok­tur. Onlar her gün oy kullanır. Bazen dolar alarak, ba­zen hisse senedi satarak, bazen de bir ülkenin tahvilinden çıkarak…

Son günlerde küresel tahvil piyasasına baktığımızda or­taya pek parlak bir karne çık­mıyor. ABD’den Japonya’ya, İngiltere’den Fransa’ya kadar birçok ülkede uzun vadeli tah­vil faizleri yükseliyor. Tahvil piyasası adeta dünya liderle­rine bir not veriyor. Şimdilik bu not pek parlak değil.

Yatırımcının mesajı basit: “Bu kadar borçlanacaksanız, artık daha yüksek faiz ödeme­lisiniz.”

Sorun sadece Amerika değil

Kamu borcu konuşulduğun­da gözler doğal olarak ABD’ye çevriliyor. Amerikan kamu borcu 40 trilyon doları aşmış durumda. Ancak mesele yal­nızca borcun büyüklüğü değil, hangi faizle çevrileceği.

ABD’nin 10 yıllık tahvil fa­izi yüzde 4,8 civarına yüksel­di. Borç büyürken faizlerin düşük kalması başka bir şey­dir; hem borcun hem de borç­lanma maliyetinin aynı anda yükselmesi ise bambaşka bir denklem yaratır.

Daha yüksek faiz gideri büt­çe açığını büyütür. Büyüyen açığı finanse etmek için daha fazla tahvil çıkarılır. Piyasa­ya daha fazla tahvil geldiğinde yatırımcı daha yüksek faiz ta­lep eder. Bu döngünün nereye kadar devam edebileceği Was­hington’daki temel ekonomik sorulardan biri.

Fakat sorun yalnızca Ame­rika’ya ait değil. Japonya’da 10 yıllık tahvil faizi yüzde 3 seviyesine ulaşırken Fran­sa’da yüzde 4’ün üzerine çık­tı. İngiltere ve Almanya’da da uzun vadeli borçlanma mali­yetleri yükseliyor. Tahvil pi­yasasının uyarısı tek bir hü­kümete değil, gelişmiş dünya­nın önemli bölümüne gidiyor.

Yatırımcı neden huzursuz?

Bunun tek bir cevabı yok. İlk neden kamu borçları. Pan­demi sonrasında devletlerin harcamaları kalıcı biçimde yükseldi. Şimdi buna savun­ma harcamaları, yaşlanan nü­fusun sosyal güvenlik maliyet­leri ve enerji dönüşümü için gereken yatırımlar ekleniyor.

İkinci problem enflasyon. Ortadoğu’daki gelişmelerle yükselen petrol fiyatları, dün­yanın enflasyonla mücadele­sinin henüz tamamlanmadı­ğını yeniden hatırlattı. Petrol yükseldiğinde yalnızca ben­zin fiyatı artmıyor; taşımacı­lıktan üretime kadar ekono­minin birçok alanında mali­yetler yükseliyor.

Tahvil yatırımcısı gelecekte alacağı paranın satın alma gü­cünü düşünüyor. Enflasyonun yüksek kalacağını düşünüyor­sa daha fazla faiz istiyor.

Üçüncü mesele büyüme. ABD, yapay zekânın yarata­bileceği verimlilik artışından destek bulabilir. Avrupa ve Japonya’da ise yaşlanan nü­fus ve düşük büyüme potansi­yeli borçların sürdürülebilir­liğini zorlaştırıyor.

Yatırımcı artık sadece “Ne kadar borcunuz var?” diye sormuyor. “Bu borcu ödeye­cek kadar büyüyebilecek mi­siniz?” diye de soruyor. Bence asıl önemli soru bu.

Tahvil piyasasının hafızası vardır

Siyasetçiler ekonomik so­runları bir süre erteleyebi­lir, yeni harcama programları açıklayabilir veya bütçe tah­minlerini değiştirebilir. Fa­kat tahvil piyasasını uzun sü­re ikna etmek kolay değildir. Bir ülkeye yıllarca borç veren yatırımcı, bugünkü siyasi va­atlerden çok gelecekteki mali tabloyla ilgilenir.

Dünya uzun yıllar ucuz pa­raya alıştı. Sıfıra yakın faizler ve merkez bankalarının tah­vil alımları devletlerin borç­lanmasını kolaylaştırdı. Hükü­metler de daha fazla borçlandı.

Şimdi şartlar değişiyor. Enflasyon tamamen ortadan kalkmış değil; enerji ve savun­ma harcamaları yükseliyor, nüfus yaşlanıyor. Yapay zekâ ve enerji altyapıları da yeni sermaye gerektiriyor. Bütün bunların finansmanı için yine aynı yatırımcının kapısı çalı­nıyor.

ABD tahvil faizi küresel fi­nans sisteminin referans fi­yatlarından biri. Amerikan devleti yatırımcıya yüzde 4,5- 5 civarında faiz veriyorsa ge­lişmekte olan ülkelerin ser­maye çekebilmek için bunun üzerinde anlamlı bir risk pri­mi sunması gerekiyor.

Uzun yıllar merkez banka­larının belirlediği faizleri ko­nuştuk. Önümüzdeki dönem­de ise piyasaların belirlediği faizleri daha fazla konuşaca­ğız gibi görünüyor.

Çünkü hükümetler bütçe­lerini hazırlayabilir, merkez bankaları politika faizini be­lirleyebilir. Ama günün so­nunda paranın gerçek fiyatını piyasa belirler.

Ve tahvil piyasasının dünya liderlerine bugün verdiği me­saj oldukça açık: Borçlanmaya devam edebilirsiniz. Ama ar­tık bunun bir bedeli var.

Yazara Ait Diğer Yazılar