Taliban’ın yükselişi

İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Eğer Türkiye Afganistan’a ağabeylik yapmak istiyorsa, en doğrusu bir ağabey gibi davranarak küçük kardeşini “doğru davranması” konusunda uyarmasıdır.

Dünya tarihinin şaşırtıcı olaylarından biri olarak, Taliban 15 Ağustos günü başkent Kabil’e adeta tek bir kurşun dahi sıkmadan ve Amerikan güçlerinin bu çok uzun süren savaşı terk etmek için öngördükleri tarihten iki hafta önce girdi, yönetimi ele geçirdi. Amerikan helikopterlerinin kentin kana bulanacağından korkarak kendilerini koruma altına almaya çalışan sefaret görevlilerini ve bir kısım Afgan sivillerini havaalanına yetiştirmeye çalıştığını gösteren sahneler, Saygon’un düşüşü ile mukayese ediliyor.

Korkulan vahşet şimdilik yaşanmadı. Şu anda BAE emirliklerine sığındığı anlaşılan Afgan Cumhurbaşkanı Eşref Gani, başkanlık sarayından kaçarak gerek orduda, gerek bürokraside kitleler halinde kaçışları ve teslimleri tetiklemiş oldu.

Bu sohbetin yapıldığı sırada Kabil’de durum gerginliğini koruyordu. Amerikan ve İngiliz kuvvetleri havaalanını denetlemeye devam ederken, binlerce Afganlı meydana girmeye ve birbiri peşine kalkan tahliye uçaklarından birinde yer kapmaya çalışıyordu. Bir bölümü Doha’da bulunan Taliban önderleri, başta şu anda Kandahar’da olan siyasi liderleri Molla Abdülgani Birader olmak üzere, henüz bir açıklama yapmış değiller. Ancak grubun sözcüsü, 18 Ağustos’ta düzenlediği ilk basın toplantısında günümüz Talibanı’nın, dünyanın 1990’lı yılların ortalarında tanıdığı Taliban’dan daha ılımlı olacağı sözünü verdi. Yine de herkes aynı soruyu soruyor: Taliban’a güvenebilir miyiz?

Şu anda Taliban gücü eline geçirdiğine göre, neler bekleyebiliriz?

Bir sosyal bilimci açısından gerçekten de ilginç bir süreçle karşı karşıyayız. Olağan kalıpların geçerliğini koruduğu ortamlarda, iktidarın hükümetin devrilmek yoluyla el değiştirmesi durumunda dahi eski yönetimin bazı elemanları yeni gelenlerle devir-teslimi görüşürler. Karar verici lider kadrosu değişse de, devletin kurumsal yapısı, memur kadroları, bir oranda değişerek de olsa, varlıklarını korur. Fakat Afganistan’da devletin adeta çöktüğü özgün bir durum yaşanıyor. Devlet için çalışmış olanların hepsi ya ülkeden kaçmaya çalışıyor ya da kaçmayı başaramamışlarsa, saklanıyorlar.

Yerlerine gelenler yönetim deneyimi olmayan bir grup milis. Bir de “Neyi yönetecekler?” sorusu var. Devlet kurumları çökmüş. Taliban’ın bütünleşme düzeyi yüksek bir merkeze sahip olmaması, verilen talimatları alıp uygulayacak hiyerarşik idari yapıdan da yoksun olması, durumu daha da ağırlaştırıyor.

Kendi arasında da bölünmeler varsa, Taliban ülkeyi nasıl yönetecek?

Taliban’ın gerek üst gerek alt kademelerinde bölünmeler olduğu konusunda şüphe yok. Bazıları radikal ideologlar, diğerleri ise daha pragmatik İslamcılar. Aralarında oydaşım sağlamaları kolay olmayabilir. Buna karşılık, ülkeyi yönetmeleri zannettiklerinden çok daha güç olabilir; maddi imkanları yok, dünyanın gözü üzerlerinde ve dış bağlar geliştirmek ve dış destek sağlamak mecburiyetindeler. Dış destek sağlamaları ise davranışlarının denetlenmesini, an azından dış aktörlerin kabul edebilecekleri sınırlar içinde kalmalarını gerektirecek.

Örneğin, karşımızda Taliban’ın kadınlara nasıl davrandığı gibi büyük bir sorun var. Daha şimdiden, bir kısım Taliban mensubunun eski gaddarlıklarına geri döndüğüne ve umumi yerlerde yüzünü yeterince örtmeyen kadınlara işkence ettiklerine şahit oluyoruz. Taliban yönetiminin bu unsurları disiplin altına alması pek kolay olmayacaktır. Merkezi denetimi güçlendirme girişimlerinin, Taliban arasındaki bölünmeleri daha fazla açığa çıkarması da beklenebilir.

Son olarak, Taliban’a ülke içinde, ülke dışından da destek bulan bir direniş başlayabilir. Böylece, bir savaş sona ererken, bir başka savaşın arefesinde olabiliriz.

Bu çelişen baskılar- bir yanda radikal inanç sisteminin gerekleri, diğer yanda uluslararası meşruiyet kazanma arzusu- Taliban yönetiminin her yönünü etkileyecektir. Ekonomi örneğine bakalım. Dünyanın büyük bir bölümü teröristlere finansman sağlıyor görünümünden uzak durmak isterken, Taliban ülke ekonomisini nasıl geliştirecek?

Bu ilginç sorunuza hemen verecek bir cevabım yok. Afgan milli gelirinin ihmal edilemeyecek bir bölümünün afyon üretimi ve bunun kanun dışı ticarete konu olmasından teşekkül etmesi, konuyu daha da karmaşıklaştırıyor. Geçmişte Taliban afyon üretimine karşı çıkmıştır. Ancak afyon üretimini sonlandırmak, Taliban yönetimini güçlü silahlı gruplarla karşı karşıya getireceği gibi, iktisadi varlıklarını sürdürmek için yeterli gelir yaratan başka ürün bulamamaları nedeniyle afyon üretimine mahkum köylülerin de direnmelerini davet edebilir. Bu durumda, afyonun yarattığı gelirin, ürünün tarımını sonlandırmaktan daha önemli olduğuna karar verme baskısını hissedeceklerdir.

Türkiye Taliban ile nasıl bir ilişki kurmalıdır, hatta kurmalı mıdır?

Afganistan’da bir yönetim değişikliği olduğu gerçek. Türkiye de bu yönetimle konuşmak mecburiyetindedir. Ama din kardeşi olduğumuz, dolayısıyla özel yakınlığımız olduğu türünden yaklaşımlara fazla itibar etmemek gerekir. İnaçlarımız pek benzemiyor. Türkiye, uluslararası camia ile birlikte hareket ederek Taliban’ın kadın hakları, farklı inançlara saygı, makul cezalandırma yöntemleri kullanılması ve benzeri alanlarda bazı standartlara uymasını talep etmelidir.

Taliban kamuoyuna Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak istediğini, Türkiye’nin dost ve kardeş bir ülke olduğunu ifade etmiş bulunuyor. Türkiye, bu “yemi” kapmalı mıdır?

Eğer Türkiye Afganistan’a ağabeylik yapmak istiyorsa, en doğrusu bir ağabey gibi davranarak küçük kardeşini “doğru davranması” konusunda uyarmasıdır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Yeniden düşünme zamanı 30 Ağustos 2021