Tarım diplomasisinde peş peşe hamleler
Geçmişte birçok medeniyete ev sahipliği yapan, aynı zamanda birçok medeniyetin çöküşüne şahitlik eden bu zorlu coğrafyada sürekli krizlerle yoğurulmak bizi daha dirençli yapıyor. Ancak bugün karşımızdaki tablo, alışıldık gerilimlerin çok ötesinde. Bu nedenle her zamankinden daha müteyakkız, daha koordineli ve daha kararlı olmak zorundayız.
Ortadoğu’da tırmanan gerilim, bölgeyi hızla bir ateş çemberine dönüştürüyor. Bunun en kritik yansıması ise enerji ve gıda arz güvenliğinde kendini gösteriyor.
Yaklaşık yedi aydır Hürmüz ‘darboğazı’ ile fırlayan enerji fiyatları, bugünlerde Husilerin Babülmendep Boğazı’nda hakimiyet sağlamasıyla, Brent petrolün varil fiyatında 150 dolarların konuşulduğu bir yere doğru gidiyor. Ayrıca Hürmüz ile ortaya çıkan gübre tedarik sıkıntısı, savaşın başlarında birçok ülkenin tarımsal üretimine darbe vurmuştu. İlkbahar dönemi gibi en fazla gübre ihtiyacımızın olduğu bir anda patlayan savaşın etkilerini en az zararla atlatabilmemizde gübre stoklarımızın önemli payı oldu. Ancak şimdi önümüzde, dünya ticaretinin yüzde 10’undan fazlasının gerçekleştiği Kızıldeniz’de lojistiğin durma noktasına gelmesi ihtimali var.
Hürmüz ve Babülmendep, birlikte dünya enerji arzının neredeyse dörtte birini temsil ediyor. Bu ise gıda lojistiğinde, daha da önemlisi gıdanın üretimi için ihtiyaç duyulan, başta gübre olmak üzere, küresel ölçekte, üretim girdilerinin temininde büyük sorunlar yaşanabileceği ve gıda enflasyonunun tırmanabileceği anlamına geliyor.
Gıdanın güvencesi diplomasiden geçiyor
İşte tam da bu esnada Tarım ve Orman Bakanlığı’nın (TOB) tarım diplomasisi alanındaki atakları devreye giriyor. Bugüne kadar, başta Tahıl Koridoru olmak üzere, gıdada stratejik stok merkezi olmak, açlıkla pençeleşen ülkelere yardım sağlamak ve tarımsal altyapılarını güçlendirmeye yönelik çabalar, bugün artarak devam ediyor.
Evet, gübre; tarımsal üretimin devamı için son derece kritik. O nedenle, yüzde 85- 90 oranında, hammadde açısından ithalata bağımlı olduğumuz bu girdinin tedariğinde sorun yaşanmaması için Rusya ile önemli bir anlaşma imzaladık. TOB Bakan Yardımcısı Ahmet Bağcı’nın aylar süren yoğun diplomatik çabaları nihayet meyvesini verdi ve Mineral Gübre Sevkiyatı Alanında Mutabakat Zaptı Moskova’da imzalandı.
Bu anlaşma, üreticilerimizin azotlu gübre ihtiyacının karşılanmasının yanı sıra iki ülkenin gıda konusundaki iş birliğine de katkı sağlaması ve her şeye rağmen iyi ilişkilerin sürdürülebilmesi bakımından çok önemli.
Bakan İbrahim Yumaklı, ihtiyacımız olan gübre ve gübre hammaddelerinin temini konusunda Rusya’nın herhangi bir şekilde kota veya sınırlama uygulamayacağını belirtiyor. İşte bu müjde, gıda güvencemiz açısından içimizi rahatlatıyor.
Neredeyse aynı günlerde ikinci önemli diplomasi atağımız, defne yaprağının Çin’e ihracatının önünü açan, Bakan Yumaklı’nın katıldığı ve Bakan Yardımcısı Ahmet Gümen’in imza koyduğu protokolle geldi. Dünya defne ihtiyacının yüzde 90’ını karşıladığımızı ve Çin’e defne ihracatımızın 60 milyon dolar civarında olduğunu belirtirsek konunun önemi daha iyi anlaşılacaktır sanırım.
Gıdanın küresel siyaseti
Dört yıl önce Türkiye’nin açılmasına öncülük ettiği Karadeniz Tahıl Koridoru, tarım diplomasisi alanında ülkemizin önemli bir başarısıydı. Bu deneyimden hareketle, ülkemizde son dönemde yükselen önemli bir sivil girişim olan Türk Tarımsal Diplomasi Grubu’nun (TTDG), Karadeniz’deki tarım ticaretinin güvenliği için yeni bir uluslararası mekanizma oluşturulmasını teklif etmesi çok ses getirdi.
Ezcümle; Türkiye, 83,2 milyar dolarlık GSYH ile bir tarım devi olmasının ötesinde, tarım diplomasisindeki ataklarıyla, yumuşak gücüne güç katan, mazlum milletlerin ümitle takip ettiği, krizlerden güçlenerek çıkan, bölgesel güçten küresel güç olma yolunda hızla ilerleyen bir ülke.