Tarımda fiyat baskısı toprak erozyonu ve yeni jeopolitik denge

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Küresel koridorlardan yükselen sesler bize dünya tarımının yapısal bir deprem yaşadığını açıkça gösteriyor. Art arda alarm zilleri çalarken; meselenin artık sadece tarladaki mahsulü kaldırmak olmadığı, asıl meselenin geleceğin küresel güvenliğini kurmak olduğunun anlaşılması gerekiyor.

Bugün tarım ve gıda sektö­rü, insanlık tarihinin en kritik eşiklerinden birin­den geçiyor. Masamıza gelen son küresel veriler ve uluslararası raporlar; bu şekilde giden bir ta­rım sisteminin artık sürdürüle­mez olduğunu çok net gösteriyor. Dünya basını ve araştırma ağla­rı, art arda alarm zilleri çalarken; meselenin artık sadece tarladaki mahsulü kaldırmak olmadığı asıl meselenin geleceğin küresel gü­venliğini kurmak olduğunun an­laşılması gerekiyor.

Ege'nin dağ yollarından geçti­ğimiz, zeytinliklerin, bağların ve ovaların sesine kulak verdiğimiz her gün, bu küresel dalgalanma­ların yereldeki yakıcı etkilerini bizzat hissediyoruz. Bu kapsam­da da son günlerde Avrupa’da be­liren birkaç kritik küresel geliş­meyi sizlere paylaşmak istedim.

AB’nin acil destek paketi ve bölgeler arası kırılma

Orta Doğu’daki jeopolitik ge­rilimler ve enerji piyasasındaki dalgalanmalar, tarımın en temel girdisi olan gübre ve enerji ma­liyetlerini yeniden tırmandırdı. Doğal gaz fiyatlarındaki dalga­lanmalar doğrudan azotlu gübre üretimini vurdu. Avrupa Birliği, çiftçilerin bu devasa maliyet bas­kısı altında ezilmesini önlemek amacıyla 500 milyon Euro’yu aşan acil likidite ve destek paket­lerini tartışmaya açtı.

Ancak Doğu Avrupa'dan gelen seslere göre; Brüksel'in sundu­ğu fonlar adaletsiz dağılıyor. Al­manya ve Fransa gibi dev üretici­ler sübvansiyonlardan aslan pa­yını alırken, Polonya, Romanya veya Baltık ülkelerindeki küçük üretici bu krizin altında ezilme­ye devam ediyor. Bir konuyu me­rak ediyorum; girdi maliyetleri­nin kontrolsüz şekilde tırmandı­ğı günümüz dünyasında, küçük aile işletmeleri bu yolculuğu da­ha ne kadar sürdürebilir? Sahada her kalemde artan gübre, mazot ve işçilik yükü, üreticinin tarlaya küsmesine neden olurken, küre­sel ölçekteki bu adaletsiz fon da­ğılımı gıda tedarik zincirindeki kırılganlığı derinleştiriyor.

Küresel toprak bozulumunun maliyeti ağırlaşıyor

"Nature Food" dergisinde ya­yımlanan bir araştırma, on yıl­lardır süren yanlış arazi kullanı­mının ve yoğun kimyasal kulla­nımının küresel gıda güvenliğini nasıl kemirdiğini gözler önüne serdi. Toprak bozulmasında­ki her yüzde 10'luk artış, küresel ölçekte yılda yaklaşık 20 milyon ton mahsul kaybına ve milyarlar­ca dolarlık ekonomik zarara yol açıyor. Bu rakam, yaklaşık 52 tril­yon kaloriye, yani milyonlarca in­sanın tabağından eksilen ekmeğe denk geliyor.

Toprağa acımasız davranma­nın faturasını artık sadece gele­cek nesiller değil, bugünün sof­raları ödüyor. Ege ovalarında yıllarca yanlış sulama ve aşırı gübreleme nedeniyle tuzlanan, organik maddesini kaybeden topraklar artık eski bereketini sunmuyor. Bilimsel veriler açık: Sürdürülebilir toprak yönetimi­ne, organik maddeyi artırıcı rege­neratif tarım uygulamalarına ge­çilmezse, yarının tarımı sadece bir hayal olacak.

Küresel açlıkta bölgesel uçurum derinleşiyor

Birleşmiş Milletler uzmanlık ajanslarının yayımladığı 2026 ra­porları, küresel açlıkla mücadele­de asimetrik bir tablonun derin­leştiğini gösteriyor. Asya ve Latin Amerika’da kısmi iyileşmeler ve teknolojik tarım hamleleri görü­lürken, yalnızca Afrika’da kronik açlıkla boğuşan insan sayısının 309 milyona dayanması, küresel gıda tedarik ve adalet mekaniz­malarının iflas ettiğinin resmidir.

İklim şokları, iç savaşlar ve lo­jistik kopuşlar, gıdayı bir silah ya da pazarlık unsuruna dönüştü­rürken, insanlık vicdanının bu tablo karşısında sessiz kalmama­sı gerekir. Dünyanın bir yanında gıda israfı tavan yapmışken, di­ğer yanında milyonların bir lok­ma ekmeğe muhtaç olması, kü­resel tarım politikasının en bü­yük etik ve yapısal krizidir. Gıda güvenliği artık sadece ulusal bir mesele değil, küresel barışın da temel teminatıdır.

EL NİÑO tehdidi ve gübre fiyatlarındaki artış

Dünya Bankası ve AMIS verile­rine göre gübre fiyatlarında görü­len yüzde 35'lik artışın üzerine, El Niño dalgası biniyor. Okyanus sıcaklıklarındaki bu anomali­ler, Asya'dan Amerika'ya kadar muson rejimlerini ve yağış den­gelerini altüst ediyor. Özellikle pirinç, mısır ve temel tahıl üre­timinde yüzde 20 ile yüzde 50 arasında kayıplara yol açma riski taşıyan bu iklim krizi, önümüz­deki dönemin en büyük enflasyo­nist tetikçisi olacak gibi duruyor.

Arz güvenliğinin tehdit altın­da olduğu bu dönemde, kuraklık­la ve iklim krizine dirençli yerel tohumlarla mücadele etmek ben­ce doğru bir yaklaşım. Su ayak izi yüksek ürünler yerine, Akdeniz kuşağında kuraklığa dayanıklı zeytin, kekik, yulaf ve ata tohumu buğday gibi stratejik ürünlere yö­nelmek zorundayız.

Ukrayna tarımı AB standartlarına isyan ediyor

Ukrayna Tarım Konseyi’nin, Avrupa Birliği entegrasyon sü­recinde pestisit kullanımı ve ka­tı çevre standartlarının kısa va­dede zorunlu kılınmasına kar­şı başlattığı "uzun geçiş süresi" mücadelesi, küresel ticaretin kurallarının yeniden yazıldığı bir döneme işaret ediyor. Ukray­na, dünya tahıl koridorunun en önemli aktörlerinden biri olarak, Brüksel'in katı yeşil mutabakat kurallarının mevcut savaş ve eko­nomik yıkım ortamında kendile­rini tamamen bitireceğini savu­nuyor.

Çevresel sürdürülebilirlik ilke­leri ile üreticinin hayatta kalma mücadelesi arasındaki bu geri­lim, AB’nin Ortak Tarım Politika­sı (CAP) bütçesini ve genişleme stratejilerini derinden sarsıyor. Çevre koordine edilmeli ancak üretici de boğulmamalıdır; arda­ki bu hassas dengenin nasıl kuru­lacağı, önümüzdeki yıllarda kü­resel gıda fiyatlarının yönünü be­lirleyecektir.

Orman yangınları, tarım ve gıda güvenliği için bir uyarı

Fransa'nın Bordeaux çevre­sinde on binlerce hektarlık alanı küle çeviren, İspanya'nın Mad­rid, Valencia ve Castilla bölgele­rine kadar yayılan, küçük bir ül­ke olan Portekiz’in uykularını ka­çıran, İtalya’da özellikle Sicilya, Sardinya, Calabria, Campania, Puglia ve Molise bölgeleri başta olmak üzere pek çok bölgeye ya­yılan ve Yunanistan'ın farklı böl­gelerinde etkisini artıran yangın­lar artık yalnızca ormanları değil, Avrupa'nın tarımsal üretim alt­yapısını da tehdit ediyor.

Temmuz ayı sonu itibarıyla yüz binlerce kişi tahliye edilirken, bağlar, zeytinlikler, meyve bah­çeleri, mera alanları ve tarımsal işletmeler de yangınlardan doğ­rudan etkilendi. Özellikle Fran­sa, İspanya ve İtalya’da yaşanan yangınlar nedeniyle yüz binlerce hektarlık alan zarar gördü.

Uzmanlar, bu yangınların yal­nızca ağaç kaybı anlamına gelme­diğini; toprağın organik madde­sini yok ederek uzun yıllar süre­cek verim kayıplarına, biyolojik çeşitliliğin azalmasına, su havza­larının zarar görmesine ve kırsal ekonomilerin zayıflamasına yol açacağını vurguluyor. Aynı dö­nemde Avrupa'nın tarihindeki en sıcak haziran aylarından biri yaşanırken, sıcak hava dalgaları ve kuraklık tahıl üretiminde mil­yonlarca tonluk kayba ve milyar­larca avroluk ekonomik zarara neden oldu. Bu tablo, iklim krizi­nin artık geleceğin değil bugünün ekonomik gerçeği olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Artık gelişmelere kulak tıkama lüksümüz yok

Küresel koridorlardan yükse­len yukarıdaki bu başlıklar bize dünya tarımının yapısal bir dep­rem yaşadığını açıkça gösteriyor.

Bizler sahadayken; Ege'nin dağ yollarında zeytin üreticisiy­le, Gediz ovasında su arayan çift­çiyle dertleşirken bu küresel dal­galanmaların yereldeki yansıma­larını bizzat görüyoruz. Dünya iklim direnci, gıda güvenliği ve maliyet baskısı diye bağırırken, bizim de tarım politikalarımızı günü kurtaran reflekslerden çı­karıp, bilimin, kooperatifçiliğin ve akılcı su-toprak yönetiminin ışığında yeniden tasarlamak zo­rundayız.

Toprak affetmez; ama akıllı ve vizyoner hamlelerle kucaklandı­ğında bu krizi bir dönüşüm fırsa­tına çevirmek hala bizim elimiz­de. Kalemimiz de, sesimiz de bu dönüşümün daima savunucusu olmaya devam edecek!

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 13.779,39 -0,14 %
Dolar 47,6982 0,15 %
Euro 55,1325 0,46 %
Euro/Dolar 1,1558 0,30 %
Altın (GR) 6.649,93 2,01 %
Altın (ONS) 4.341,95 2,39 %
Brent 81,5190 -1,49 %