Teknoloji tahminleri karnesi
Yönetim Danışmanı Metin Tabalu
Yapay zekâ ve robotik dünyasında beklentilerin zirve yaptığı bir dönemde ABD’nin Massachusetts Institute of Technology (MIT) üniversitesinde Panasonic Robotik Emeritus Prof. Rodney Brooks, bir kez daha kalabalıkların tersine yürümeyi seçti. 2026 yılının hemen başında yayınladığı “Tahminler Karnesi” (Predictions Scorecard) yalnızca geçmiş tahminlerin muhasebesi değil, aynı zamanda önümüzdeki on yıl için bilinçli biçimde sıkıcı fakat oldukça değerli bir gelecek tasviri. Brooks’un temel yaklaşımı ise değişmiyor: Teknolojide asıl soru bir geliştirmenin mümkün olup olmadığı değil, ne ölçüde güvenilir, ucuz ve ölçeklenebilir olacağı.
● Brooks’un yaklaşımı gerçekçi ve ölçülü; “hype” yerine sistemlerin pratik ve teknik zorluklarına odaklanıyor.
● 2026-2035 arasında bazı alanlarda önemli gelişmeler beklese de, devrimsel değişimlerin o kadar da hızlı olmayacağını düşünüyor.
Brooks, geriye dönüp 2018’de yaptığı öngörüleri değerlendirdiğinde genel çerçevenin büyük ölçüde tuttuğunu ancak bazı alanlarda geçmişte fazla iyimser olduğunu kabul ediyor. 2023 civarında yapay zekâda büyük bir sıçrama yaşanacağını öngörmesi isabetli. Ancak bu sıçramanın büyük dil modelleri (LLM) üzerinden geleceğini net biçimde tahmin edemediğini de açıkça itiraf ediyor. Buna rağmen LLM’leri zekâda yeni bir paradigma olarak değil, istatistiksel yöntemlerin devasa ölçekte uygulanması olarak görüyor. Yani etkileri büyük ölçekli olsa da yapabilecekleri ve doğaları sınırlı.
Bu sınırlılık, Brooks’un yapay zekâya dair en güçlü uyarısının merkezinde. Modeller büyüdükçe pahalılaşıyorlar ve daha opak hâle geliyorlar. Brooks’a göre önümüzdeki on yılın kilit meselesi model boyutu değil, açıklanabilirlik olacak. Bir sistemin neden hata yaptığını açıklayamıyorsanız, onu güvenli ve sorumlu biçimde yaygınlaştıramazsınız. Açıklanamayan yapay zekâ; hukuk, sağlık ve kritik altyapı alanlarında kaçınılmaz olarak duvara toslayacak.
Otonom araçlar niş bir hizmet olarak kalacak
Otonom araçlara gelince Brooks’un bakışı keskinleşiyor. Yıllardır tekrarlanan “birkaç yıla herkes sürücüsüz araba kullanacak” anlatısını artık pazarlama sloganı olarak görüyor. Bugün ABD’de gerçek anlamda çalışan sürücüsüz taksi hizmetlerinin sayısı çok sınırlı. Brooks’a göre bu yarışa liderlik edecek iki oyuncu var: Waymo ve daha geriden gelen Zoox. Diğer girişimlerin başarı şansı düşük. Otonom sürüş, genel bir ulaşım çözümünden çok, iyi haritalanmış ve özenle seçilmiş bölgelerde sunulan kırılgan bir niş hizmet olarak kalacak.
Bu kırılganlığın bir yansıması da San Francisco’daki elektrik kesintisinde ortaya çıktı. Şehir genelinde binlerce trafik ışığı karardığında, insan sürücüler sezgisel olarak kavşakları dört yönlü bir dur levhası gibi kullanabiliyorlar, gözlerle iletişim kurarak birbirlerine öncelik tanıyorlar. Ancak böyle bir durumda Waymo araçları ise karar vermek için insan onayı istedi ve tam da bu noktada büyük bir problem ortaya çıktı. Kameralardan alınan görüntüler uzaktan bir merkeze gönderilip ve “geçebilirsin” onayı bekleniyordu. Aynı anda 7 bin kavşakta bu talep oluşunca da sistem kilitlendi; araçlar kavşaklarda birikip tüm trafiği tıkadılar.
Waymo üç gün sonra durumu kabul etti: Aşırı temkinli tasarlanmış bir güvenlik mekanizması, büyük ölçekli bir kesintide darboğaza dönüşmüştü. Çözüm olarak insan onayını gevşetmeyi planladılar, yani yapay zekâ bağımlı sistemin daha “cesur” karar vermesi gerekiyordu.
Ancak asıl çarpıcı soru burada ortaya çıkıyor: Bu onayları kim veriyor? Sadece uzaktan operatörler değil. Honk adlı bir uygulama üzerinden çalışan gig-ekonomi işçileri de devrede. Kapıyı kapatan, aracı kenara alan, gerektiğinde çekici çağıran görünmez bir insan ağı var. Tam otonom görünen operasyon, aslında geniş bir insan emeği zincirine dayanıyor. Uber, Lyft ya da klasik paylaşımlı araç servislerinde böyle bir ağ yok çünkü aracın içinde zaten karar veren bir insan bulunuyor.
Bu olay bir yazılım hatasından çok daha fazlasını anlatıyor. Ölçek büyüdükçe, “otonom” diye pazarlanan sistemlerin insan desteğine ne kadar bağımlı olduğunu ve bu bağımlılığın beklenmedik durumlarda nasıl sistemik bir riske ve hatta zafiyete dönüştüğünü gösteriyor. Brooks’un temel argümanı da bu noktada belirginleşiyor: Laboratuvarda çalışan otonomi ile gerçek şehir hayatında çalışan otonomi arasında hâlâ çok büyük bir mesafe var.
İnsansı robotların yaygınlaşması olası görülmüyor
İnsansı robotlar konusunda da Brooks son derece temkinli. İnternette dolaşan etkileyici videoların gerçek mühendislik problemlerini maskelediğini savunuyor. İnsan elinin dayanıklılığı, esnekliği ve güvenilirliği bugün hâlâ robotik sistemlerin çok ötesinde. 2030’lu yıllarda bile insanla yan yana güvenle çalışabilen, ekonomik olarak anlamlı insansı robotların yaygınlaşması ona göre pek olası değil. İlerleme olacak ama daha basit ve dar görevlerde.
Kuantum bilgisayarlar için de beklentilerinde limitleri belirlemiş… Genel amaçlı bilgisayarların yerini alacak bir devrim değili belirli fiziksel sistemleri modellemek gibi dar ama kritik alanlarda sessizce değer üreten bir teknoloji öngörüyor.
Brooks’un yazısını değerli kılan şey iddialı kehanetlerinden öte düşünsel dürüstlüğü. Tahminlerini kalibre ederek iyileştirme çalışırken ortaya çıkan sürprizlere bahane üretmiyor. Bugünkü yapay zekâ heyecanını, kariyeri boyunca gördüğü en yoğun ve en kontrolsüz “hype” dalgası olarak tanımlıyor. Bu abartılı heyecan ise beklentilerin mühendislik gerçeklerinden kopması kaynaklı.
Teknolojide iki farklı hız var
Tüm bu örnekler, Brooks’un asıl tezini vurguluyor: Teknolojide iki farklı hız var; biri fikirlerin ve araştırmanın hızı, diğeri ise gerçek dünyaya dağıtım ve uygulamasının hızı. Bugünkü tartışmaların büyük kısmı bu ikisini birbirine karıştırıyor. Görüşleri, teknoloji dünyasının kendi kendine anlattığı masallara karşı yazılmış sakin, sabırlı ve son derece öğretici bir itiraz niteliğinde. Sonuçta Tahmin Karnesi, geleceğin gelmeyeceğini değil, sandığımızdan daha yavaş, daha düzensiz ve çok daha zahmetli gelmekte olduğunun altını çiziyor. Heyecan arayanlar için sıkıcı olsa da gerçek dünyada sistem kuranlar için bugün yapay zekâ üzerine yazılmış en dürüst görüşlerden ve düşünürlerden biri gelişmeleri böyle okuyor ve öngörüyor.