TL basabiliyoruz fakat, ABD Dolar’ı basamıyoruz

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

PROF. DR. HAKAN KARA - Bilkent Üniversitesi, Ekonomi Bölümü

Finansal liberalizasyonun hızlandığı 80’lerden bu yana iktisat tarihimizin önemli dönüm noktalarından birini yaşıyor olabiliriz. Ülkece alışık olduğumuz iktisadi büyüme ve finansman modeli değişiyor mu?

Öncelikle alıştığımız finansal döngüleri hatırlayalım. Ekonomimizin genişleme ve daralma dönemlerinde dış sermaye akımlarının belirleyici olduğunu görüyorduk. Dış yatırımcı ilgisinin arttığı dönemlerde sermaye girişleri bir yandan bankaların kredi verme iştahını artırırken diğer yandan düşen faizler ve kur talebe olumlu yansırdı. İç talep ve büyüme canlanırken hem kur düşüşü hem de kredi hızlanmasına bağlı olarak ithalatın artmasıyla cari açık da yükseliyordu. Döngünün tersine işlediği dönemlerde ise bu defa dış finansmana dayalı büyümenin sancılı tarafı yaşanırdı. Sermayenin hızla çıkması kredilerde ani bir yavaşlama ve iktisadi faaliyete ivme kaybını getiriyordu. Bu süreçte kurdaki değer kaybının enflasyona etkisi nedeniyle faiz indirimi ile ekonomiyi dengelemek mümkün olmadığından düşük büyümeye razı oluyorduk.

Dolayısıyla sermaye girişlerinin genelde hızlanan büyüme ve artan cari açıkla birlikte ortaya çıkmasına alışkınız. Sermaye çekebildiğimiz dönemlerde cari açık veriyoruz ve büyüyebiliyoruz, ya da büyüdüğümüz için sermaye çekiyoruz. Fon çıkışlarında da tersi oluyor. Özetle dış açık ve finansmanı birbirini besleyerek beraber hareket ediyor.

2000’li yıllarda büyüme fazları genelde bu şekilde gerçekleşti. Sermayenin rahatça dolaşabildiği ve serbest piyasa koşullarının hâkim olduğu dalgalı kur rejiminde dış finansman, krediler ve cari açık senkronize şekilde hareket ediyordu. Tabi bunda finansal piyasalarımızın yeterince derin olmamasının ve yapısal/kurumsal makro ihtiyati çerçeve eksikliğinin katkısı var.

Yakın dönemde ise bu döngünün belirgin şekilde kırıldığını görüyoruz. Yılın ilk yarısında yabancılar portföy yatırımlarından yaklaşık 15 milyar dolar çıkmışken krediler ve cari açık hızla tam aksi yöne doğru gitmekte. TL kredilerin ilk altı aylık artışı yüzde 30’a ulaşabilir. Aynı dönemde cari açık ise 20 milyar doları aşacak gibi görünüyor. Yani cari açık ve sermaye girişlerinin yönü epey ayrışıyor.

Yirmi senedir alışageldiğimiz ilişki şimdi neden farklılaşıyor? İki sebebi var. Birincisi COVID-19 sebebiyle turizm gelirlerinin çöküşü ilk yarıda cari dengeyi yaklaşık 7 milyar dolar aşağı çekti. Ancak, bu tek başına dış dengedeki bozulmayı açıklamıyor. Asıl belirleyici olan kredilerdeki ivmelenme ve ithalata yansıması.

Peki, sermaye çıkışının olduğu bir dönemde kredileri nasıl hızla artırabiliyoruz? Yanıt basit. Para ve kredi genişlemesini iç kaynaklarla sağlıyoruz. Para politikası kamu harcamalarına ve kredi artışına eşlik edecek şekilde tasarlanmış durumda. Kamu bankaları para ve kredi yaratma konusunda oldukça aktif. Yakın dönemde özel bankalar da kervana eklenerek alışık olduğumuzun aksine yoğun sermaye çıkışlarının olduğu bir ortamda kredi musluklarını açtılar. Bunu sağlamak için zorunlu karşılık, aktif rasyosu ve KGF gibi araçlar devreye sokuldu.

Buraya kadar her şey makul görünse de mevcut finansman modelinin bir de döviz bacağı var. Artan kredi talebinin bir kısmı ithalata kayıyor. Düşük reel faiz TL’ye talebi azaltırken pompalanan para ve kredinin bir bölümü döviz ve altına gidiyor. Temel sebebi paramızın satın alma gücünün eriyeceği kaygısı; enflasyonla mücadelede on beş yıldır patinaj yapıyoruz.

Kuru dizginleyebilmek için döviz talebini karşılamamız gerekiyor. Bu noktada merkez bankası rezervleri devreye giriyor. Döviz rezervlerimizi hovardaca harcıyoruz. Yılın ilk dört ayında resmi verilere göre rezerv varlıklar 25 milyar dolar düşmüş. Hem de bankalardan swapla alınan dövizlere rağmen. Uzun vadede sürdürülebilir olmadığı malum.

Alışık olduğumuz model değişiyor, talebi dış kaynaklardan ziyade iç kaynaklarla finanse ediyoruz. Kulağa hoş gelse de risk birikimine dikkat etmemiz gerekiyor. Kredi artışının enflasyon, dış denge ve finansal istikrar üzerindeki etkilerini yakından izlemek lazım.

Özetle, TL basabiliyoruz ancak dolar basamıyoruz. Mevcut kurguda zincirin bu kısmının nasıl tamamlanacağı konusunda daha ikna edici olmalıyız.

Bu maceraya girmeden başka yöntemleri deneyebilir miydik? Üçüncü bir yol var mı? Sonraki yazının konusu olsun .

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
2020’nin ardından 28 Kasım 2020