Tokenlaştırma ile her şirket halka arz edilebilir mi?
Bu aralar hızlanan halka arzlar yine gündem, artısıyla eksisiyle her ortamda ayrı bir sohbet konusu. Halka arzına izin verilen kurumun niteliği, fiyatlandırması, ortaklar satışının durumu, izahnamesindeki vaatleri diye uzayan bir konu başlığı listesi geliyor önümüze.
Peki neden bu kadar zor bir şirketin halka arzı? Niye bu kadar regülasyonlar var ve hala eleştiriler oldukça ağır? Diğer ülkelerde nasıl yapılıyor? Vazgeçtim, diğerleri nasıl yapıyor değil asıl konumuz bu tür sermaye toplama yöntemlerinin geleceği nasıl olacak, teknoloji ile nasıl bir dönüşümden geçecek?
Mahallenizde yıllardır çalışan başarılı bir restoran düşünün. Sahibi yeni şubeler açmak için 20 milyon liraya ihtiyaç duyuyor. Bankadan kredi almak yerine şirketinin bir bölümünü yatırımcılara açmak istiyor. Ama klasik bir halka arz, böyle bir işletme için oldukça büyük ve maliyetli bir süreç.
Peki şirketinin belirli ekonomik haklarını 20 bin dijital parçaya bölüp, her birini 1.000 liradan yatırımcılara sunabilseydi? Tokenlaştırmanın vaat ettiği dünya biraz buna benziyor.
Tokenlaştırma; bir şirketin, gayrimenkulün, enerji santralinin veya başka bir varlığın üzerindeki belirli hakların dijital enstrümanlarla temsil edilmesi anlamına geliyor. Teknolojik olarak bir şirketin değerini binlerce hatta milyonlarca dijital parçaya ayırmak anlamına geliyor.
Token = hisse mi?
Bir şirketi tokenlaştırmak, onu halka arz etmek anlamına gelmiyor.
Çünkü mesele token üretmek değil, tokenın sahibine hangi hakkı verdiği. Şirkete gerçekten ortak mısınız? Kârdan pay alacak mısınız? Oy hakkınız olacak mı? Şirket satılırsa hakkınız ne olacak? Elinizdeki tokenı istediğiniz zaman başkasına satabilecek misiniz?
Teknoloji bu soruların hiçbirini tek başına çözemiyor. Karmaşayı engelleyici ve akışı çok kolaylaştırıcı etkileri şüphesiz çok kritik ve önemli.
Bugünkü borsaların arkasında sadece hisse alıp sattığımız ekranlar yok. Bağımsız denetim, finansal raporlama, yatırımcının bilgilendirilmesi, saklama, takas, piyasa gözetimi ve sermaye piyasası düzenlemelerinden oluşan büyük bir güven mekanizması bulunuyor.
Tokenlaştırmanın gerçek potansiyeli de bence borsadaki büyük şirketlerin hisselerini blokzincir’e taşımaktan çok başka bir yerde yatıyor.
Bugün binlerce başarılı küçük ve orta ölçekli şirket hiçbir zaman halka açılamıyor. Bir yazılım şirketi, küçük bir üretici, otel veya enerji projesi büyümek istediğinde çoğunlukla banka kredisine, şirket sahiplerinin sermayesine veya birkaç büyük yatırımcıya ihtiyaç duyuyor.
Tokenlaştırma, doğru hukuki düzenlemelerle birleştiğinde bu şirketlerin sermayeye erişimini değiştirebilir. Belki gelecekte 1.000 liranızla yalnızca borsadaki büyük şirketlere değil, büyümeye çalışan başarılı bir işletmeye, güneş enerjisi tesisine veya teknoloji girişimine de yatırım yapabileceksiniz.
Bu, sermayenin tabana yayılması açısından büyük bir fırsat. Ama aynı zamanda “riskin de tabana yayılması” demek.
Mahallenizdeki restoranı sevmeniz onun iyi bir yatırım olduğu anlamına gelmez. Şirketin değerini kim belirleyecek? Finansal bilgilerinin doğruluğunu kim denetleyecek? Şirket batarsa tokenınıza ne olacak? Satmak istediğinizde alıcı bulabilecek misiniz?
İşte tokenlaştırmanın geleceğini blokzincir’in ne kadar hızlı olduğu değil, bu sorulara vereceğimiz cevaplar belirleyecek.
Belki de gelecekte şirketleri yalnızca “halka açık” ve “halka kapalı” diye ikiye ayırmayacağız. Bir şirketin tamamı yerine belirli ekonomik hakları veya belirli bir projesi yatırımcılara açılabilecek.
O zaman sorduğumuz soru da değişecek:
“Bu şirket halka açık mı?” yerine, “Bu şirketin hangi haklarına ortak olabiliyorum?”
Tokenlaştırmanın asıl devrimi şirketleri dijital parçalara bölmek değil; yatırım dünyasının kapılarını bugüne kadar o kapının dışında kalan milyonlara açmaktır.