Toplumun enflasyon beklentisinin kırılması
Ekonomi, rakamların değil, beklentilerin yönetimidir. Bir ülkenin fiyat istikrarı yalnızca faiz oranlarıyla, bütçe dengesiyle ya da para arzıyla değil, insanların geleceğe dair beklentiyle de şekillenir. Türkiye bugün, enflasyonla mücadelenin teknik aşamasından çok, psikolojik aşamasındadır. Çünkü enflasyon kadar tehlikeli olan bir başka olgu var: Enflasyon beklentisi.
Beklenti gerçeğin önüne geçtiğinde
Bir ülkede enflasyon beklentisi, fiyat artışlarının kendisinden daha güçlü bir ekonomik sinyal hâline gelirse, piyasalar rasyonel davranmayı bırakır. Bakkal, yarın fiyat artacak diye etiket değiştirir. Esnaf, henüz zam gelmeden maliyetini ‘gelecekteki zam’ üzerinden hesaplar. Tüketici, fiyat daha da artmadan ürünü stoklamaya başlar. Sonuçta, henüz yaşanmamış bir enflasyon, davranışlar yoluyla gerçeğe dönüşür. İşte bu yüzden, para politikasının başarısı yalnızca faiz kararlarıyla değil, toplumun zihninde oluşturduğu güven duygusuyla ölçülür.
Kırılmayan beklenti, kırılamayan enflasyon
Uzun süre yüksek enflasyon yaşayan toplumlarda ‘fiyat artışı’ olağan bir refleks hâline gelir. Tüketici, indirim gördüğünde değil, ‘bir sonraki zamdan önce’ alışveriş yaptığında kazandığını düşünür. Üretici, maliyet artışını telafi etmek için değil, ‘muhtemel enflasyona hazırlık’ için fiyat yükseltir. Bu davranış kalıbı, ekonominin kendi iç ritmini bozar. Enflasyonun kökünü kazımak için önce bu zihinsel refleksi değiştirmek gerekir.
Toplumun enflasyon beklentisini kırmanın ilk şartı, öngörülebilirliktir. Merkez Bankası ne yapacağını net biçimde anlatmalı, hükümet bu çizgiyi desteklemeli, kurumlar arasında çelişkili mesajlar verilmemelidir.
Çünkü piyasa, belirsizlikle karşılaştığında her zaman en kötüsünü fiyatlar. Bu durumda, enflasyonla mücadele eden kurumlar, aslında söylem birliği kadar davranış tutarlılığı da göstermek zorundadır.
Beklentiyi değiştirmek için hikâyeyi değiştirmek gerekiyor
İnsanlar ekonomiye dair hikâyelerle düşünür. ‘Fiyatlar hep artar’, ‘Paramız zaten değer kaybeder’, ‘Tasarruf yapsam da bir işe yaramaz’ gibi cümleler, bireysel inançları toplumsal reflekslere dönüştürür. Bu hikâyeyi değiştirmek, uzun soluklu ama hayati bir çabadır. Bir ülke, vatandaşına ‘yarının bugünden daha öngörülebilir olacağı’ duygusunu vere bildiğinde, enflasyon beklentisi doğal olarak düşer.
Yeni normal: İstikrara alışmak
Enflasyon beklentisinin kırılması, yalnızca fiyatların yavaşlamasıyla değil, toplumun yeni normali benimsemesiyle mümkündür. Bu süreçte kamu kurumlarının tutarlılığı, özel sektörün sabrı, medyanın sorumluluğu ve akademinin rehberliği birlikte hareket etmelidir. Enflasyonun düşmesi kadar, düşük enflasyon ortamına inanılması da önemlidir.
Ekonominin en büyük düşmanı korkudur
Enflasyon beklentisinin kırılması, korkunun yerini güvenin almasıdır. Korku, tüketiciyi savunmaya iter; güven ise üretimi ve yatırımı teşvik eder. Bir ülke, korkularını yönettiğinde yalnızca ekonomisini değil, toplumsal moralini de onarır. Artık mesele, fiyat istikrarını sağlamak değil, istikrara inanmayı başarmaktır. Çünkü beklentiler kırıldığında, enflasyon zaten düşer.