Tüm faizler tırmanışta

Alaattin AKTAŞ
Alaattin AKTAŞ EKO ANALİZ ala.aktas@gmail.com

✔ Mayıs-haziran aylarında dip yapan mevduat ve kredi faizleri her geçen gün artıyor.

✔ Faizi aşağı çekme gayretleri pandemi dolayısıyla gayet normaldi ama o düşük faizi yönlendirdiğimiz alanlar ekonomiye katkıda bulunmayan alanlar olunca parasal genişleme pek işe yaramadı.

Daha şunun şurasında iki-üç ay önce faizler nerelerdeydi, şimdi nerelere geldik... Döviz mevduatı hariç tek haneli faiz kalmadı.

Verilerin kaynağı Merkez Bankası ve Merkez Bankası tüm bankaların oranlarının ortalamasını alıyor. Dolayısıyla tablomuzda yer alan oranların altında kalan oranlar da var, daha yüksek oranlar da. Bu yüzden “Ben mevduatıma daha yüksek faiz alıyorum” ya da “Bu faizi bulamıyorum” denmesi de normal, “Kredi faizi bu düzeyin çok üstünde” ya da “Altında” denmesi de...

TL cinsi faizler için belirleyici olması gereken, ne var ki bu özelliğini büyük ölçüde yitirmiş olan Merkez Bankası’nın ortalama fonlama maliyeti eylül sonunda yüzde 11.12 düzeyine yükseldi. Ancak bu faiz ekim ayında da yükselmeye devam ediyor. Ortalama fonlama maliyeti 6 Ekim itibarıyla yüzde 11.45’e ulaştı. Birkaç gün önce de yazdığımız gibi fiili oranı gösteren ortalama fonlama maliyeti bu gidişle kısa bir süre sonra gecelik faiz olan yüzde 11.75’e ulaşacak. Politika faizi olan yüzde 10.25’in ise hiçbir öneminin olmadığı çok açık.

Mevduat faizi yüzde 12 düzeyinde

Üç aya kadar vadeli mevduatta mayıs-haziran aylarında vatandaşı adeta TL’ye küstürürcesine yüzde 8’e kadar indirilen faiz şimdi yüzde 12’lerde. Faizlerin yüzde 8’lere inmesi, uygulanan “şahane” politikayla o dönem bankaları topladıkları mevduat ölçüsünde kredi açmaya zorlamanın bir sonucuydu. Kredi açmaktan kaçınan bankalar da çareyi az mevduat toplamakta, bu yüzden de faizi olabildiğince aşağı çekmekte bulmuşlardı.

TL faizi o düzeylere çekilince ne olduğunu gördük. Bırakın o dönem itibarıyla oluşan enflasyonu, gelecek bir yılda beklenen enflasyondan bile düşük faiz teklif edilmesi karşısında vatandaş başka araçlara yöneldi. Para dövize gitti, altına gitti. Türkiye bu yıl 4 milyar dolarlık kısmı yalnızca ağustosta olmak üzere sekiz ayda tam 15 milyar dolarlık altın ithal etti. Bu ithalatın ekonomiye nasıl bir katkısı oldu!

Kredi faizleri de tırmanışta

“Pandemi sürecindeydik, parasal genişlemeye gitmek normaldi” denilebilir ve bu yüzden yine mayıs-haziran aylarında kredi faizlerinin çok düşük bir düzeye indirilmesi normal bulunabilir. Bu yaklaşım tabii ki yanlış değil, o dönemde parasal genişleme kaçınılmazdı.

İyi güzel de, düşük faizli kredi konut alımına yönlendiriliyorsa bunun normalleşmeye nasıl bir katkısı olabilir ki... O krediler döndü dolaştı müteahhitlik kesiminin elindeki konut stokunu eritmesine katkıda bulundu.

Esnafın, küçük sanayicinin payına düşen ne; adeta solda sıfır!

O dönem müthiş avantajlı olan konut kredisinden yararlananlar yaşadı, hepsi bu!

Düşük faizli kredi ne yazık ki üretimi, ticareti canlandıracak şekilde kullanılmadı; tercih o yönde olmadı.

Varsa yoksa konut satalım; varsa yoksa inşaat yapalım!

Harç bitince yapı paydos oluyor! İnşaatlar bitiyor, konutlar satılıyor, buralarda çalışanlar da doğal olarak artık işsiz!

Konut üretim yapmıyor!

Rahmetli Necmettin Erbakan’ın, söylediği dönemde dudak bükülen “fabrika yapan fabrika” şeklinde bir sloganı, bir amacı, bir hayali vardı. Gerçekçiydi, değildi; ama böyle bir amaç vardı.

Şimdi ise “hiçbir şey yapmayan yatırımlar” en gözde yatırımlarımız.

aşamasında üretimi ister istemez harekete geçiren, ama bittiğinde artık üretime hiçbir katkısı olmayan yatırımlar...

Sahi “üretime katkısı olmayan yatırımlar” sayesinde gerçekte yüzde 30-40 düzeyinde seyrettiği hesaplanan işsizlik sorununu mu çözeceğiz, ihracatla ithalat arasındaki makası mı biraz olsun kapatabileceğiz, cari açık sorununa çare mi bulabileceğiz, sanayi üretimimiz mi canlanıp tırmanışa geçecek; neyi halledeceğiz?

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar