27 °C
Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Tünelin ucundaki ışık…

AYDIN ÖNCEL - Ekonomist

Dünyada gündem hiç kuşku yok ki COVID- 19 salgını. Yurtdışı kaynaklı birçok veriyi (Ör:worldometers.info) incelediğimde vaka ve ölümlerde beklenen zirve ya da henüz aşağı yönde kalıcı bir eğilim gerçekleşmiş görünmüyor. Bununla birlikte son haftalarda zorlanan normalleşme çabalarıyla vakalarda rahatsız edici artışlar gözleniyor. Gelişmeler, ülkelerdeki normalleşme görüntülerinin aksine sadece ekonomik kaygıları işaret ediyor.

Finansal kaynak ihtiyacı

Bu tip salgınlar, tarih boyunca ekonomilerde ciddi hasarlara yol açmış, kalıcı izler bırakmıştır. Böylesi günlerde merkez bankalarının ve maliye politikalarının önemi bir kat daha artmaktadır. Para politikalarının kriz üstünde etkisinin fazla olmayacağı düşünülebilir. Hatta bazı ülkelerde bu gerçekten de böyledir. Ancak, kamu sağlığı ve salgınla ilgili sürveyansın güçlendirilmesi, hastane ve sahra hastanelerinin açılması, sağlık çalışanlarına yönelik test kitlerinin, solunum cihazlarının, maske, eldiven ve diğer koruyucu ekipmanın zamanında, hızla temin edilmesi, evde tecrit uygulamasında maddi desteklerin sağlanması, vergi, kredi, borç benzeri ödemelerin ertelenmesi gibi birçok önlem ciddi finansal kaynağa ve maliye politikalarına sahip olmayı gerektirir. İki yüzden fazla ülkeyi etkisi altına alan salgında, bu konudaki sınavı başarıyla geçmiş ülke ise neredeyse yok gibidir. Hatta birçok ülke, salgının başlamasıyla bu tip durumlarda devreye giren uluslararası yardım kuruluşları IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlardan ihtiyaç duydukları finansmanı sağlama yoluna gitmek zorunda kalmıştır.

Türkiye’nin kırılganlığı

Aslına bakılırsa bugüne kadar birkaç ülke hariç, üç aşağı beş yukarı tüm ülkeler yakın şiddette darbeler aldı. Ancak bu darbelerin yaratmış olduğu hasar haliyle her birinde farklı oldu. Krizle birlikte her ülkenin kendine özgü eksiklikleri, kırılganlıkları birer birer su üstüne çıktı. TÜİK 2020 Ocak ayı verilerine göre Türkiye’de 31 milyon 629 bin iş gücü mevcuttu. Yine aynı verilere göre 4 milyon 400 bin kişi işsizdi. Bu rakam, salgınla birlikte işine son verilenler ve ücretsiz izne çıkarılanlarla daha şimdiden neredeyse ikiye katlanmış durumdadır. Piyasalarda normalleşme çabalarıyla, yeniden faaliyete geçen iş yerleri, mevsimsel iş gücü ihtiyacından kaynaklı bir miktar iyileşme sağlanmış olsa bile, gelecek dalgaların şiddetini ve yaratacağı hasarları öngörüyor olmak oldukça tedirgin edicidir…

Elbette ki sorunlar bununla da bitmiyor. TL’deki değer kaybı, döviz borç yükü altındaki özel sektörün üstünde adeta Demokles’in kılıcı gibi sallanmaktadır. Piyasalarda likidite sorunu yaşanmasa da Merkez Bankası bilançosundan anlaşılan, Türkiye’nin oldukça döviz ihtiyacı olduğudur. Bu nedenle 2018 yılının ikinci yarısında piyasalarda yaşanan dalgalanmada hemen hemen herkesin öğrenmiş olduğu swap (takas) işlemleri bugünlerde yeniden gündemimize oturmuş durumdadır. Türkiye, salgınla mücadele verdiğimiz bugünlerde, G20 ve serbest ticaret anlaşması yaptığı bazı ülkelerle swap görüşmesi yapmaktadır. Tüm çabalara rağmen gerekli, hedeflenen swap işlemlerinin yapılamayışının, dolayısıyla TL’nin son 26 yılın en fazla değer kaybıyla karşılaşmasının önemli nedenlerinden biri Türkiye’nin risk primidir. Credit Default Swap (CDS), yatırımcının kredi riskini başka bir yatırımcının riskiyle değiştirmesine olanak tanıyan bir finansal türev sözleşmedir. Temerrüt riskini değiştirmek için borç veren, borçlunun temerrüde düşmesi durumunda borç verene geri ödeme yapmayı kabul eden başka bir yatırımcıdan CDS satın alır. Yani, verdiği krediyi bir nevi sigortalar. Bunun karşılığında da, bir sigorta poliçesi gibi sürekli bir prim ödemesi gerekir. İşte tam da burası çok önemlidir! Çünkü Türkiye’nin CDS primi her geçen gün yükselmektedir. 2017 yılında 200’lerin altında olan risk primimiz salgının ilk günlerinde 600’ün üstünü görmüş bugünlerde de 510-520 arasında dalgalanmaya başlamıştır. Risklerin yükselmesi, borç verenin daha fazla sigorta primi ödemesi sonucunu doğurmaktadır ki, bu durum ihtiyaç duyulan takası yapmamızı bir hayli zorlaştırmaktadır.

Salgından kaynaklı varsaydığımız krizin henüz çok başındaki tabloya bakıldığında bile, bilim insanlarının öngördüğü sonbahar, kış aylarında gelebilecek ikinci ve hatta üçüncü, dördüncü dalgalar sonucunda yaşayacaklarımızı tahmin etmek ekonomistler için hiç de zor olmasa gerek. Krizi fırsata çevirmenin hesabını yaptığımız ve içinde bulunduğumuz tünelde umut olarak gördüğümüz ışığın, tren farı olabileceği asla göz ardı edilmemeli, gelecek dalgalarda benzeri sorunlar yaşanmamalıdır!..(*)

(*)Charles Bukowski’nin bir sözünden esinlenilmiştir.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap