Türk ayakkabı sektörü de kendi algoritmasını yazmalıdır…

Hilmi DEVELİ
Hilmi DEVELİ EKONOMİDE SATIR ARASI hilmideveli@gmail.com

Dünyanın 7. büyük üreticisi olan ülkemiz de ayakkabı üreten yaklaşık 12 bin işletme bulunduğunu ve bunların çoğunun KOBİ olduğu ve sektörde yaklaşık 300 bin kişiye istihdam sağlandığını anımsatarak ayakkabı sektörünün 2020 yılını (pandemi sürecini ) değerlendirmesini sektörün 2021 yılında da beklentilerini Tan Erdoğdu’dan değerlendirmesini rica ettim.

Tan bey, ayakkabı sanayinde eğitimli ve nitelikli insan kaynağı ihtiyacını karşılamak üzere 1997 yılında kurulan Türkiye Ayakkabı Sektörü Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı (TASEV) Başkanı ve İstanbul Ticaret Odası (İTO) Meclis üyesi, Erdoğdu Group Genel Müdürü.

Tan Erdoğdu önce şirketimizden kısaca söz etmek isterim diyerek anlatımına başladı;

 “Şirketimizin temellerimiz 1968 yılında babamız İbrahim Erdoğdu’nun İstanbul Çarşıkapı’da kurduğu Erdoğdu Ticaret ile atıldı.

O zamanlar İstanbul Gedikpaşa’da ki 9 metrekarelik küçük bir dükkanda çivicilik yaparak başladığımız yolculuğumuza bugün tüm Türkiye’nin ayakkabı ve saraciye üreticilerinin her türlü malzeme ihtiyaçlarını karşılayan bir şirket olarak devam ediyoruz.

Geniş ürün yelpazemiz ayakkabı, içyapı, taban astarı ve iç tabanlıklar, fiber karton, saraciye başlıklarında 3000'e yakın ürün ve malzeme barındırıyor.

Lokal/global anlamda örnek gösterilen başarılarımızın sonucu olarak, stratejik ortaklık için dünya devlerinin tercih ettikleri bir marka haline geldik.

Yıllar önce For Shoes markasının bünyemize katılmasıyla başlayan büyümemiz bugün Davos/Thunit, Beltex, Tecnogi/Tecnogi Plast, Sipol, Iexi, Selasti Luigi Carnevali, Lamonti, Giardini, Freudenberg, Tallonit, Valle Esina, Micro-Pak, Henkel, Pranem ve Meltonian gibi dünya devi markalar ve Erdoğdu Group markalarımız ile hızla devam ediyor.”

Sektörümüzü değerlendirmeme gelirsek; “2020’de küresel ayakkabı ticareti birçok sektörde olduğu gibi karanlık bir tablo çizdi.

2020 yılında ayakkabı alımını artıran tek ülke %2,3 ile Çin olurken, Japonya ve Kuzey Avrupa ülkeleri ithalatta %20’ye varan düşüş yaşadılar.

2020’de %26,7 ithalatını azaltan ABD’nin önünde Avustralya ve Güney Afrika %30-35 arasında azalan ayakkabı alımları ile rekoru ellerinde tutuyorlar.

 Bu durum global ayakkabı üretici ve ihracatçılarından olan Türkiye açısından da dış pazarda ciddi bir daralmanın göstergesi anlamını taşıyor.

Dünya ülkelerinin 2020 yılsonu itibarı ile küresel ayakkabı ihracatında yaklaşık % 25 kayıp yaşayacağı öngörülüyor.

 Bu küresel öngörüye göre dünya 2020 yılında 3 milyar çift daha az ayakkabı giymiş olacak.

Buna rağmen, dünyanın 7. büyük üreticisi olan Türkiye ayakkabı sektörü 2020 yılında 2019’a göre %11,9’luk bir kayıpla yaklaşık 820 milyon dolarlık bir ihracat gerçekleştirdi.

Üstelik, sektör ilk 10 ihracat pazarı içinde yer alan İsrail’de stabil kalıp, İngiltere, ve İtalya gibi ülkelerde tek haneli rakamlarda düşüş yaşarken pandemi sürecinde dahi Almanya, İspanya ve Hollanda’ya yapılan ihracatı artırmayı başardı.

Türkiye ayakkabı sektörünün önemli yapıtaşları olan küçük ve orta ölçekli işletmelerimiz günün trendlerine ve ekonomik döngüsüne çabuk reaksiyon verebilen oldukça dinamik bir yapıya sahip.

Bu avantajı ihracatta lehine çevirebilen sektörün ihracat potansiyeli pandemiye rağmen çok düşüş yaşamasa da, hala istediği katma değerli satışı yapmakta zorlanıyor” diyen Erdoğdu şu sözleriyle değerlendirmesine devam etti; “Ayakkabı fiyatlarının global olarak değerlendirilmesinde en çok dikkati çeken konunun gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin üretici ve tacirlerinde farklı bakış açıları olduğu yönünde. Gelişmekte olan, ya da üreten ülkelerin çoğu pandemi süreci ve sonrasında fiyatlarda artış öngörüsünde-ve talebinde bulunurken, gelişmiş ülkelerin, ya da alıcı ülkelerin önemli çoğunluğu ayakkabı fiyatlarının stabil hareket edeceğini düşünüyor.

Elbette Avrupa pazarını hedefleyen Türkiye ayakkabı sektörü açısından değerlendirildiğinde hedef pazarın stabil fiyat beklentisine karşılık; olağanüstü hammadde artışlarının kullanılan materyale yansıması, artan işçilik ve üretim maliyetleri ve iç piyasada kur baskısı günümüzün gerçeği ile örtüşmüyor. Öte yandan pandeminin yarattığı talep daralmasının işletmelere yüklediği finansal yük de cabası. Avrupa’nın ikinci dalgaya da diğer ülkelerden daha önce girdiğini düşündüğümüzde, bu coğrafyadaki ülkelerin Ayakkabı Sektörleri de fiyatlar ve satış miktarları konusunda dünyanın geri kalanına göre daha kötümser bir tavır takınıyorlar.

Bu durumun doğal sonucu olarak da sektör talep daralması ya da benzer ürünleri daha düşük fiyatlarla satma gerçeğiyle karşı karşıya kalıyor. Pandemi dolayısıyla düşen satınalma gücü ve bunun paralelinde oluşan iç pazardaki talep yetersizliği sadece Türkiye’de değil dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde yaşanan en büyük sorunlardan bir tanesiydi.

Perakende satış kanalında gelenekselden dijitale zaten başlamış olan evrim, pandemi sürecinde ışık hızıyla yol aldı.

Zaman zaman dijital satış kanallarında rekor kıran işletmelerimiz olduysa da, tornavida satılan yerde ayakkabının da satılıyor olması, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tüm küçük işletmeleri arzın monopolleştiği, rekabetin farklılaştığı bir sürece doğru itiyor.

Dünya klasik ayakkabıların terk edildiği, Sneaker’ların ayakkabı dolaplarında “esas oğlan” olduğu sürece çoktan girdi.

Hatta bunu daha da öteye taşıyarak tüketici alışveriş eğilimlerini yöneten algoritmalarla kişiselleştirilebilir ve ekolojik ürünleri katma değerli pazarlarda sıkça önümüze koymaya başladı.

2021 yılında Türkiye ayakkabı sektörü her türlü zorluğa rağmen küresel gücünü ve 600 milyon çift/yıl kapasitesini ve ihracat pazarlarını korumaya devam edecektir.

Ancak, katma değer yaratmak hedefinde olan sektör, ayakkabı tezgahının üzerine trend renklerden, enteresan aksesuar, deri ve tekstil kombinasyonlarından fazlasını koymalıdır.

Türkiye ayakkabı sektörü de kendi algoritmasını yazmalıdır…“ diyor Tan Erdoğdu.

İstatistiki Kaynak: www.worldfootwear.com

 

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar