Türk bankacılık sektörünün istatistiki- analitik zaafları ve öneriler

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Orhan ÖKMEN

SESMİR Başkanı

1. Kaynağa dönüşen gelir veya gider oranları Türk Bankacılık sektöründe hesaplanmaması Risk Yönetimi mücadelesini oldukça zahmetli bir uğraşı haline getirmektedir: Bankacılık sektöründe gelirlerin kaynağa dönüşme oranı ile giderlerin ödenme oranları hesaplanmadığı için faiz, kur, kredi, likidite risklerinin yönetimi doğru bir şekilde yapılmamaktadır. Halbuki, kaynağa dönüşen gelir veya gider ya da kaynağa dönüşmeyen gelir ya da gider kavramları hesaplanmadan ya da tespit edilmeden risk yönetimi yapılamaz. Amaç, kaynağa dönüşen gelir yaratılmasıdır. Kaynağa dönüşmeyen gelirlerin tahsilat riski devam etmektedir. Bu kapsamda tahsilat, tahakkuk ve reeskont kavramlarının hem miktar olarak hem de faize dönüştürülmüş oran olarak biri birlerinden iyice ayrıştırılması gerekir. Bankacılık sektöründe bu ayrım sadece miktar olarak yapılmakta, ancak çok garip olsa da faiz oranı anlamında böyle bir ayrıma gidilmemektedir. Gelirin kaynağa dönüşüm oranı ile giderin ödeme oranı arasındaki ilişki ya da gelirin kaynağa dönüşmemiş oranı ile giderin ödenmemiş kısmı arasındaki ilişikler vade uyumsuzluğunun boyutuna göre artıp azalacaktır. Bu oran sıfır ile 100 arasında değişecektir. 100’e yaklaşması kaynakların aktife göre çok kısa vadeli olduğunun göstergesidir. Sıfıra yaklaşması ise likit varlıklarda aşırılığa kaçıldığının işaretidir. Bunlar bilinmeden risk odaklı denetim yapılması daha zor olmaktadır.

2. Türk Bankacılık sektörü kar ya da zarar üretim kaynaklarını analiz etmeye başlamalıdır: Bankaların zarar ya da kar etmesinden ziyade nereden zarar ya da kar ettiği daha önemlidir. Finansal tablolarında kar eden bir bankanın bu karını bilanço içerisinden üretmesi asıl olanıdır. Banka finansal tablolarının karlı gözükmesine rağmen bilanço içi neticelerinin zararda olması muhtemeldir. Bu ise en tehlikeli olanıdır. O nedenle zararın ya da karın bilanço içinden veya bilanço dışından gelip gelmediğinin teşhisi önem arz etmektedir. Hangi işlemin bilanço içerisinde, hangisinin ise bilanço dışında değerlendirilmesi ise bir başka önemli noktadır. Finansal sonuçların tatmin edici bir karlılık seviyesinde olmamasının nedenleri çok iyi teşhis edilmelidir. Finansal sonuçların tatmin edici bir karlılık seviyesinde olmamasının nedenleri çok iyi teşhis edilmelidir.

  • Acaba aktiflerin getiri oranı mı düşüktür? Yoksa Kaynakların götürü oranları mı çok yüksektir?
  • Aktiflerin getiri oranları düşükse, bu durum baz faiz oranlarından mı kaynaklanıyor? Yoksa baz faiz oranları yüksek olsa bile aktifin veya aktif geliri üzerinden bilançonun ürettiği giderler mi çok yüksektir?
  • Kaynakların getiri oranları yüksekse, bu durum yine baz faiz oranlarının yüksekliğinden mi kaynaklanıyor? Yoksa bilançonun, kaynakların anaparası veya faiz gideri üzerinden otomatik olarak ürettiği diğer kayıplar mı çok daha yüksektir?
  • Tüm bu soruların yanıtlarının, günlük olarak takip ediliyor olması gerekir. Halbuki Türk bankacılık sektöründe böyle bir alışkanlık dahi bulunmamaktadır.

3. Türk Bankacılık sektörü, sahip olduğu öz kaynaklarının haricinde kar edip etmediğini analiz dışı bırakmaktadır: Bankaların; kiralar, ücretler ve işletme giderlerinin faize dönüştürülmüş maliyetlerinin de dahil edilerek hesaplanmış aktif getiri faiz oranlarının, yabancı kaynak maliyet oranları ile karşılaştırılmasında, aradaki fark pozitif değilse, o banka, varlığını öz kaynaklarının gücüyle sürdürüyor ve kendinden yiyor demektir. Böyle bir bankanın finansal tabloları karlı gözükecek olsa bile esasen zararda olduğu bilinmelidir. Performans için temel kar, öz kaynakların haricinde oluşturulmuş bilanço içi kardır. Öz kaynaklardan veya bilanço dışından oluşturulmuş karlar performans kriteri olamaz. Kaynak ve kullanım dengeleri temel kar kavramı üzerine inşa edilmelidir. Kaynak kullanım dengesinde, vade uyumsuzluğunda, vade uyumsuzluğunun doğal sonucu olarak oluşan faiz farklılaştırılmasında öz kaynakların ve öz kaynak karlılığının etkisine ve gücüne sığınılarak riske maruz değerler oluşturulmamalı ve yönetilmemelidir. Böyle bir durumda beklenen karlılık, halkın değişiyle kudurup sermayeyi de yiyebilir. Sermayedar bilançosundan ayıklanarak ulaşılan mudi bankacılığına ait bilanço içerisine hapsedilmemiş ve dolayısıyla sermayeye bulaştırılmış riske maruz değerlerin yönetimi en zor ve en tehlikeli olandır. Sermayenin tek işlevi mudi bankacılığı bilançosunun içerisindeki riske açık değerler nedeniyle oluşan zararların finansmanı veya sigorta fonudur. Öz kaynağın kendisini riske maruz değer haline getirmek, yabancı fonların sigorta portföyünü riske atmaktır.

Öz kaynağın bizzat kendisini riske maruz değer halinde getirmemek; çok büyük bir dikkatle sermayedar bilançosunun mudi bankacılığından ayrılmasını ve sadece mudi bankacılığının bilanço içi varlık ve kaynaklarına odaklanılmasını gerektirir. Bilanço dışında yüklenilecek yükümlülüklerin de temeli yine mudi bankacılığının bilanço içi varlık ve kaynakları ile ilişkilendirilmelidir. Kendi içinde karlı olmayan mudi bankacılığının zararını öz kaynak getirisiyle kapatmak kar illüzyonu ise, öz kaynakların donuk ve getirisiz aktiflere bağlanıp bu yolla sermayedar bilançosunun mudi bankacılığından fonlanır hale getirilmesi de zarar illüzyonudur. Sonuçta her iki durumda da yabancı kaynaklara karşı sermayenin sigorta işlevsizliği baş gösterir. Mudi bankacılığının çözmesi gereken temel soru ise dönem içerisinde yaratılan birikimli karın faiz kayıplarına karşı oluşturduğu dirençtir. Böyle bir direncin bileşik faiz etkisi yaratarak daha da güçlenmesi tahsilat ve tahakkuk getiri faiz oranlarının yüksekliği ile alakalıdır. Reeskont gelirleri kaynağa dönüşmüş bir kar değildir. O nedenle toplam gelir/gider faiz oranları ile net faiz marjlarının; tahsilat, ödeme, tahakkuk, reeskont bazında ayrıştırılarak izlenmesi gerekir. Günümüzde bankacılık sistemimiz, gerçekleşen tahsilat, ödeme, tahakkuk, reeskont faiz oranları kavramlarına yabancıdır. Halbuki, karlılığın tespiti için yeterli olsa bile likidite ve faiz risklerinin yönetimi için sadece toplam getiri faiz oranı ile toplam maliyet faiz oranlarını bilmek yeterli değildir.

4. Kar ya da zararlarını ürün ve müşteri bazına indirgeyerek hesaplayamayan Türk bankacılık sektörünün oluşturduğu bütçeler bu nedenle temenni olmaktan öteye geçememektedir: Bankaya kaynak sağlayan veya getirili varlık oluşturma sorumluluğu olan veya hem kaynak sağlayan hem de varlık oluşturma sorumluluğu olan her birim veya şube kar merkezidir. Bu tanım kapsamında kar merkezleri olarak; sermayedar, şubeler, hazine bölümü, muhabir ilişkileri olup bunların dışında kalan diğer birimler hizmet ve destek departmanlarıdır. Sermayedar dışında kalan kar merkezlerinin tamamına mudi bankacılık kesimi de denilebilir. Hizmet ve destek birimlerinin giderleri de kar merkezlerine dağıtılmalıdır. Kar merkezlerinin her biri için önce bağımsız bilanço ve buna bağlı olarak da bağımsız gelir gider tabloları üretilmelidir. Kar merkezli kâr-zarar tabloları üretilmeden bankanın performans ölçümü anlamsızlaşacak ve başarı bölüşümü üzerinde anlaşmazlıklar ve gereksiz enerji kayıpları yaşanacaktır. Bilançonun ürettiği gelir ve gider kavramlarının içerisinde sadece faizler yoktur. Bunun yanında varlık veya kaynak nedeniyle otomatik olarak oluşan her çeşit gelir ve giderler de dahildir. Örneğin, repolar için ödenen borsa katılım payları; krediler üzerinden alınan komisyonlar, amortismanlar, bilanço içi pozisyonun bilanço dışı işlemlerle hedge edilmesi için yapılan nazım hesaplarından oluşan gelir giderler, kur farkları ve benzeri adlar altındaki her türlü gelir giderlerin bilanço tarafından üretilmiş olduğu kabul edilir.

Personel ve işletme giderleri için ön bölümlerde yer alan yöntemine göre hesaplanan tutar optimum tutardır. Fiili tutar ile optimum tutar arasındaki pozitif veya negatif farkların sermayedar bölümü ile ilgisi yoktur. O nedenle bu farklar Mudi bankacılığı arasında bilanço büyüklüğü bazında paylaştırılmalıdır.

Bilanço dışı giderler içerisinde sayılan kalemler arasında bulunan; takipteki krediler için ayrılan karşılıkları kullandırımı yaptıran birimlerin, genel karşılıklar bilanço bazında ilgili birimin, spekülatif işlemlerden oluşan gider gelirler işlemi yapan birimlerin, gelir ya da gideri olacaktır. Diğer taraftan taahhütlerden alınan komisyonların tamamı mudi bankacılığı arasında paylaştırılamaz. Üstlenilen taahhütlerin öz kaynaklarla bağlantılı olduğu düşünülür ise tespit edilecek bir oran üzerinden bir kısmı da sermayedara aktarılmalıdır. Birim ve şubeler arası yapılan havalelerin komisyonları, havaleye aracılık eden birim ve şubelere, diğer yurt içi veya yurt dışı bankalara yapılan havale veya akreditif veya benzeri işlemlerin komisyonun büyük bir kısmı aracılık eden birim veya şubelerde kalmak üzere bir kısmı da muhabir ilişkilerine ve yine yurtdışından gelen havaleler için tahsil edilen komisyonların tamamı muhabir ilişkilerine yansıtılmalıdır. Ayrıca önceki faaliyet dönemlerinde karşılık ayrılmak suretiyle giderleştirilen işlemlerden daha sonra yapılacak tahsilatların tamamı sermayedar bilançosuna yansıtılmalıdır.

5. Türk bankacılık kesimi ürün bazlı bilanço ve kar/zarar cetvellerine sahip değildir: Günümüz bankalarında karın ne kadarının kaynaklardan ne kadarının varlıklardan ve ne kadarının bilanço dışından elde edildiği bilinmediği için hangi üründen kar hangi üründen zarar edildiği ayırt edilememektedir. Ürün bazında hesaplana kar ya da zararlar, miktar ve oran olarak banka karlılığına ve büyümesine hangi ürünün ne kadar katkı sağlamış olduğunun göstergesidir. Banka bilançosunda yer alan her kalem için bu ayrı ayrı hesaplanmalıdır. Günümüz bankalarında karın ne kadarının kaynaklardan ne kadarının varlıklardan ve ne kadarının bilanço dışından elde edildiği bilinmemekte ve hesaplanma gereği hissedilmemektedir. Bu nedenle de hazırlanan bütçeler gerçekçi olamamaktadır. Bilanço da yer alan her kalem banka karlılığında etkilidir. Bir bankanın karı hangi kalemlerden oluşmaktadır? Banka aktiflerinden mi pasiflerinden mi ya da bilanço dışı işlemlerinden mi kar (ya da zarar) etmektedir? Bu soruların cevapları şu andaki mevcut bankalarda yanıtlanmamakta, daha doğrusu böyle bir ihtiyaç ile uğraşılmamaktadır. Oysa karın ve karlılığın hem miktar olarak hem de oran olarak bilançonun her kalemini içerecek şekilde alt detaylara indirgenmesi gerekir. Sözgelimi kredilerden gelir elde edilmesi, mevduatlardan da faiz gideri oluşması dikkate alınarak sadece kredilerin banka karlılığına katkı sağladığı varsayılmakta mevduatların kar içerisindeki katkısı hesaplanmamaktadır. Halbuki kar maliyetler ile gelirlerin farkı olduğuna göre Piyasa maliyetleri ile işlem maliyetleri arasındaki farklar kar ve zarara etki edecektir.

Varlıkların marj getirisinden bilanço dışı gelir ve giderlerin dışında kalan ve aktiflerin getirisine ilişkin olarak oluşan personel, işletme kira gibi yukarıdaki bölümlerde bahsedilen gider ve gelirler düşülmelidir. Türk bankacılık sisteminde böyle bir tablo hazırlanmamakta ve karın nereden geldiği bilinmemektedir. Ürün bazlı düşünmeyen, sonuçlarını ürün bazlı hesaplamayan havuz mantıklı bankacılık artık gerilerde bırakılmalıdır.

6. Türk bankacılık kesimi ürün bazlı kar/zarar cetvellerine sahip olmadığı gibi müşteri bazlı bilanço ve kar/zarar cetvellerine de sahip değildir: Müşteri Bazlı karlılık, bilançonun kaynak kullanım ortalamaları göz önüne alınarak kar ya da zararın müşterilere indirgenmesidir. Burada bahsedilen müşteri karlılığının sadece kredi veya pazarlama departmanlarında bu günkü haliyle hesaplanan firma karlılıkları ile ilgisi olmayıp tamamen yeni bir anlayıştır. Müşterilerden sağlanan kar ya da zararlar toplandığında bilanço karına ulaşılmakta ve hangi müşterinin bankaya hangi boyutlarda zarar ya da kar sağladığı da bankacılık sektöründe mevcut haliyle bilinmemektedir. Burada da bankanın personel, kira ve diğer işletme giderleri de müşterilere dağıtılmakta ve nihai toplamı bilanço kâr zararı ile eşitlenmektedir. Böyle bir anlayış bilançoların ve diğer bilumum mali tabloların müşteri bazında bilgi işlem sistemlerinden direkt olarak üretilmesini gerektirir. Bankalarımızın hiç birisinde böyle bir anlayış ve uygulama yoktur.

Günümüzde bankalarımızın pazarlama veya kredi departmanlarında müşteri karlılığı hesaplanırken sağlanan fonlar için fon gideri olarak ödenen faiz ve eklentileri; kullandırılan fonlar için sağlanan toplam fon gelirleri dikkate alınmaktadır. Oysa yıllardır sürdürülen böyle bir anlayış hem yanlış hem de anlamsızdır. Çünkü böyle bir anlayış mudileri zarar, kredi kullanıcıları ise kar kabul etmektedir. Halbuki mudiler zarar değildir. Ayrıca böyle bir anlayış sermaye getirisini perdeleyip gerçek kâr zarar tespitini yok etmektedir. Bu anlayışla hazırlanacak tablolarda sağlanan toplam fon geliri gideri sağlanan fonların işlem maliyetleri ile piyasa maliyetleri arasındaki farka göre kar ya da zarar; aynı şekilde kullandırılan fonların gelir ve gideri de yine piyasa faizleri ile işlem faizleri arasındaki farka göre kar ya da zarar olarak dikkate alınmalıdır.

Kasa, geçici hesaplar, gelir gider hesapları, şubeler carı hesapları, döviz efektif alım satım ve pozisyon hesapları, öz kaynaklar da dahil olmak üzere bilançonun aktif veya pasifinde ya da bilanço dışı nazım hesaplarında bulunan tüm hesaplar müşterili hale getirilmelidir. Hesap Planında yer alan hesaplardan tek bir tanesinin dahi müşterili hale getirilmemesi risk ölçümlemesi, analiz, likidite takibi yönünden zafiyet yaratır. Şu anda Türk bankacılık sistemi bu zafiyetle çalışmaktadır. Sistemlerden müşteri bazında bilanço çıkartılması sağlanmalıdır. Ancak gerçekçi bir kâr zarar analizi ve takibi bu aşamadan sonra mümkündür. Aksi takdirde yapılan hatalı analizler “diğer” kalemleri adı altında gizlenmeye, perdelenmeye devam edilecektir. Bugün bankalarımızın içerisinde bulunduğu durum budur. Böyle bir zafiyet her şeyden önce banka yöneticilerinin karar alma, sorun tespit etme yeteneklerini azaltmaktadır. Tüm hesapların müşterili hale getirilmesi; bütçelerin gerçekçi hazırlanmasının, sağlam performans ölçümlemesinin, iyi niyetli ya da kötü niyetli kayıp ve kaçakların anında görülmesinin, kontrol sistemlerinde etkinliğin artırılmasının, ürün bazlı mali tablo hazırlanmasının, gerçekçi maliyet dağıtımlarının, fon temin eden veya fon kullanan müşteri ayrımlarının temel koşuludur. Mali tablolarda yer alan “diğer” açıklamaları yok edilerek şeffaflığın tam hale getirilmesi amaçlanmalıdır. Örneğin bankalarımızda kur farklarından oluşan evaslüasyon gelir ve giderleri bilanço bazında hesaplanmaktadır. Halbuki böylesine bir havuz mantığı hiçbir analize yardımcı olamayacaktır. Bu sonuca ulaşmak için, Kar merkezleri arasında çalışan Şubeler Cari Sisteminin yanında ayrıca müşteriler arasında çalışan Müşteriler cari sistemi uygulamasına geçilmesi gerekir.

Netice olarak, kâr merkezli kâr zarar tabloları performans ölçümleri açısından; ürün bazlı kâr zarar tabloları bütçelerin gelecek görünümlerini yakalama amacıyla tahminleme yöntemleri açısından; müşteri karlılığı ise pazarlama açısından bankalarımızın olmazsa olmaz koşulu olup çok ciddi bilgi işlem alt yapısı gerektirdiği ortadadır.

7. Sistemsel olarak üretilen raporlar günümüz karmaşasının gerisinde kalmış olup değişikliklere karşı duyarlı değildir: Bankacılık sisteminin analitik kayıtlama tekniği, ulaşmış olduğu çağdaş teknolojik seviyenin altında kalmıştır. Teknolojik alana son 20 yılda yapılan yatırımlar, raporlama kolaylığına dönüştürülememiş olup, 30-40 yıl öncesine özgü kayıtlama ve raporlama düzeyi hala devam ettirilmektedir. Hesap Planlarına yapılan ilaveler ve değişiklikler bilanço ve mizan bazında sınırlı tutulmuş, müşteri ve analitik baza indirgenememiştir. Klasik ve basit raporlamaların dışında günümüz karmaşasının takibini ve analizini sağlayan yönetim raporlamaları hiçbir istisna göstermeden tüm ülkelerde ve tüm bankalarda sistemsel olarak yapılamamaktadır. Sistemden üretilen mevcut yönetim raporlamaları ise ihtiyaca, değişikliklere, gelişen ürün yelpazesine ve karmaşasına duyarlı değildir.

8. Bütçe raporlamaları fiili durumlarla anlık olarak paralel yürüyememektedir: Bütçe, mevcut kayıtlama sistematiği içerisinde girişleri kullanıcılar tarafından yapılmakla beraber bilgi işlem prosedürlerine göre otomatik olarak üretilememektedir. Bir kar merkezinin, ihtiyaç hissettiği an, öngörülen performansın neresinde durduğunu ay sonları veya dönem sonlarından önce görme ve izleme şansı yoktur. Ayrıca bütçelerin, müşterili bazda hesaplanma mantığı bankacılık kesiminde benimsenmemiştir bile.

9. Hesapların müşterili hale getirilmesi mizan ve bilanço geneli için başarılamamıştır: Bilanço içi ve bilanço dışındaki hemen her işlemi kapsayacak şekilde mudi ve müşteri bazlı bilanço kavramı bankacılık kesiminde hala yoktur. Kur farkları, döviz pozisyon hesapları, yerel veya yabancı para kasa hesapları ve diğer birçok hesap hiçbir bankada müşterili değildir.

Bankacılık sisteminde yasal karşılıklar, tasarruf mevduatı sigorta primleri, yasal karşılıklardan alınan faizler mizan bilgilerine dayalı olarak havuz yaklaşımıyla hesaplanmaktadır. Buna karşılık bu maliyetler ortalama esaslı olarak mevduatlara genel olarak eklenmektedir. Halbuki yasal karşılık yükümlülükleri haftanın belli bir günündeki statik bilgiler esas alınarak yerine getirildiği için, belirli olan bu günlerin dışındaki diğer günlerde var olan tutar ve müşteri farklılıklarının yasal karşılık maliyetleriyle hiçbir ilgisi kalmamaktadır. Yasal karşılık hesaplarının da müşterili hale getirilmesi halinde bu sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

10. Aktif getiri oranlarının alt detayları hesaplanamamaktadır: Aktif getiri oranları içerisinde yer alan maliyetler alt detaylar bazında parçalanamamakta ve bu parçaların günlük değişimi izlenememektedir. Bunun anlamı kar ya da zarara neden olan işlemlerin veya ürünlerin tek tek takip edilememesidir.

11. Ürün bazlı kar ya da zarar hesaplanamamaktadır: Kar merkezlerinin ve müşterilerin (özellikle mevduat sahiplerinin) bankaya sağladıkları katkı hiçbir şekilde ve hiçbir bankada bilinmemektedir. Böyle bir raporlama düzeneği dahi bulunmamaktadır. Hiçbir bankada ürün bazlı bilanço sistemsel olarak üretilememektedir. El yordamıyla yapılanlar da doğal olarak gerçeği içermemekte yanılgılara sebebiyet verici niteliktedir.

Ürün karlılık hesapları bir yönetim raporu haline dönüştürülememiştir. Hiçbir bankada ürünler alt alta yazılarak banka karlılığına ulaşılmamaktadır. Ürün karlılık tablosu, bir gelir gider tablosu değil, tek sütunlu kar ya da zarar tablosudur. O açıdan, örneğin, mevduatlara, faiz gideri; kredilere, faiz geliri yaratan kalemler gözüyle bakılması şeklindeki anlayışı reddeder. Kar mevduattan da krediden de doğacağı için hangisinin faiz gideri, hangisinin faiz geliri sağladığının ürün tablosu açısından önemi yoktur. Kredi kartları, takas işlemleri, vergi ve kurum tahsilatları, yabancı para pozisyon farklılıkları, havaleler, akreditif ve diğer taahhütler ve benzeri ürünlerden kar ya da zarar edildiği el yordamıyla hesaplanmaya çalışılsa da bankacılık sektörüne sistematik olarak henüz girmemiştir.

Mevduatı ve diğer fonları yaratan işlemlerin ürünler bazında bölümlenmesi de yapılmamaktadır. Örneğin, Genel mevduatın; senet ve takas işlemlerinden, yurt içi ve yurt dışı havalelerden, kurum ve vergi tahsilatlarından, kredi kartlarından, kasadan ve diğer yollardan toplanan kısımları kayıt bazında ayrıştırılamamaktadır. Buradaki eksiklik bir yanıyla teknolojik sistem sorunu olmakla beraber esasen yasal kurumların düzenlediği Hesap Planlarının yetersizliğinden kaynaklanmaktadır.

12. Kâr merkezleri arasındaki dağılımda var olan adaletsizlikler giderilememiştir: Kurum içi fon transferlerinin fiyatlaması ve dağılımının tamamı sistemden üretilmekle beraber buradan doğan faiz kayıp ve kazançlarının kar merkezleri arasındaki dağılımı adaletsizlikler ve hatalar içermektedir. Bu ise performans hırsızlıkları ve kurum içi çatışmalara yol açmaktadır. Kar merkezlerinin belirlenip ayrıştırılmasına, kar ve maliyet dağılımı konularına sistematik yaklaşılmamaktadır. Kayıtlama düzeneği dağıtım sistemlerinin önünde en büyük engeldir.

13. Bankaların birçoğunda hala bütünleşik bir Müşteriler Cari Sistemi yoktur: Kayıtların müşterili hale getirilmesinde en kritik hesap yerel ve yabancı para kasa hareketleridir. Buradaki zorluk, şubeler ve birimler arasındaki fon transferlerinin izlendiği şubeler cari sisteminin paralelinde aynı mantıkla sadece ilgili şube içerisinde kapalı devre çalışan ve müşteriler cari sistemi olarak adlandırılan yeni bir sistem geliştirilerek çözülmelidir. Nasıl ki şubeler cari sistemi sadece bir banka içerisinde kapalı devre çalışıyorsa, müşteriler cari sistemi de şube içerisinde kapalı devre çalışmakta olup şubenin müşterileri arasındaki nakit transferlerinin izlenmesi amacıyla kullanılmaktadır. Müşterili bilanço oluşturulması mevcut şubeler cari sistemi ile mümkün değildir. Bankacılık sisteminde böyle bir sistem bulunmadığı için nakit imkânı yaratan bir müşterinin sağladığı nakdin bir başka müşteriye kullandırımı esnasında müşteriler arasında oluşan fon transferinin yarattığı faiz ve kazançların müşterilere birebir yansıtılması izlenememektedir. O açıdan müşterili şubeler cari sisteminin oluşturulması şarttır.

Şubeler müşterilerinden sağlanan nakdin bir başka birim veya şubeye devrinde de müşteriler cari hesabından ilgili şubenin şubeler cari hesabına aktarılarak sadece şubeye özgü kapalı devreden çıkartılıp buradan da devredilecek şubenin şubeler cari hesabına aktarılmak üzere toplama merkezlerine aktarılmalıdır. Kasa aktarımlarında ilk giren müşterinin parası ilk çıkar yaklaşımı esas alınarak ödeme ve devirler yapılmalıdır.

14. Analizler için esas alınan ortalama kur kavramının hesaplanış şekli değiştirilmelidir: Günlük kurların aritmetik ortalamalarının raporlama açısından hiçbir yararı ve mantığı yoktur. Ya da bankaların bilanço içi yabancı para döviz pozisyonlarının günlük kurdan yerel para karşılıklarının gün gün toplanıp son bilanço döviz pozisyonuna bölümünden elde edilecek rakamlar da ortalama kur değildir. Çünkü bankalar her ne kadar günlük kur uygulasalar da gün içerisinde o bankanın farklı birim ve şubeleri farklı kur kullanabilmektedirler. Ayrıca, bankanın bilanço içi pozisyon tutarları her gün ve her saat değişime uğramaktadır. Bankalar hesaplamalarını hala bu iki yöntemden birine göre yapmaktadırlar. Ortalama kur, aktifteki yerel para hesapların ortalamasının toplamından, pasifteki yerel para hesapların ortalamasının toplamını çıkardıktan sonra elde edilecek tutarın bilanço için açık/kapalı pozisyonun dövizli tutarlarının günlük ortalamasına bölünmesi suretiyle bulunan tutar o bankanın hakiki ortalama kurudur. Bu kur ile Merkez Bankası’nın ilan ettiği kurların arasındaki farka göre Banka o gün alım ya da satımı yapılan döviz işlemlerinden kar ya da zarar ettiği hesaplanmamakta, bankaların kur uygulama başarı performansı ölçülmemektedir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar