Türk ekonomisinin rekabetçiliği hızla azalıyor
Geçen hafta TİM Başkan’ı Mustafa Gültepe’nin Türk sanayisinin içinde bulunduğu sıkıntılara yönelik yapmış olduğu uyarıların anlamı üzerinde durmuştuk.
Bunu, TCMB’nin TÜİK’in enflasyon verilerine dayanarak hesapladığı reel efektif kurda son zamanlarda görülen gelişmelere dayandırmıştır. Bu hesaplamalar TÜFE hesabına konu olan mal sepetindeki malların TL cinsinden satın alma gücü ile döviz cinsinden satın alma gücünün karşılaştırılmasıdır. Buna göre TL’nin son aylarda reel olarak değer kazandığı sonucuna varmıştık.
Bir rekabet göstergesi olan reel kurun değerlenmesi Türk ekonomisinin uluslararası pazarlarda rekabet kaybı anlamına gelmektedir. Bu durum Mustafa Gültepe’nin endişelerinin yerinde olduğunun bir göstergesidir. Elbette tek rekabet ölçüsü bu değil. Ekonomi kamuoyunda çok kullanılan bir gösterge de The Economist dergisinin her yıl düzenli olarak hesaplayıp kamuoyuna açıkladığı BigMac endeksi var.
Bu endeks, doların standart bir BigMac’ı ABD’de satın alma gücü referans alınarak, aynı ürünün farklı ülkelerde dolar cinsinden satın alma gücünün karşılaştırmasına dayanır. Kullanılan mal standart bir mal olduğu için döviz cinsinden yapılan karşılaştırmalarda kullanılan kurun üretim maliyetlerde meydana gelen rekabet gücü açıklarını telafi edici düzeyde olması beklenir.
Tablo 1’deki ilk sütunda ABD ve farklı ülkelerdeki BirMac fiyatları görülmektedir. Elbette diğer ülkelerdeki BigMac o ülke parasıyla fiyatlandırılmakta ve güncel dolar kuru üzerinden dolara çevrilmektedir. İşte bu noktada dolar ile ilgili ülke parası arasındaki kurun seviyesinin hamburger satın alma gücü üzerindeki etkileri ortaya çıkmaktadır.
Dolar cinsinden rekabet gücü ölçümü
Tablo 1’de referans ülkemiz ABD olduğu için o ülkedeki bir tek BigMac’in satın alma fiyatı olan 6,12 doları referans değer olarak alıyoruz. Yine aynı tabloda Türkiye’de aynı hamburgerin 5,36 dolara mal olduğu görülüyor.
Tablonun ikinci sütunundaki değerler ise ilgili ülkede bir BigMac fiyatının karşılaştırmada referans alınan ülkedeki fiyata göre orantısal olarak ne kadar farklı olduğunu gösteriyor. Buradaki pozitif değerler ilgili ülkedeki satın alma gücünün referans ülkeye göre ne kadar pahalı olduğuna, negatif değerler ise ne kadar ucuz olduğuna işaret etmektedir.
Örneğin ABD’de 6,12 dolara mal olan bir BigMac, İsviçre’de 9,03 dolara mal oluyor. Yani aynı hamburgeri alabilmek için dolar cinsinden İsviçre’de daha fazla harcama yapmanız gerekiyor. İlgili literatüre göre bu pozitif fark dolara göre İsviçre Frank’ının %47,6 daha değerli olduğu şeklinde yorumlanır.
Aynı tabloda Türkiye’de bir BigMac satın almak için döviz cinsinden ABD’den daha az harcama yapmanız gerekiyor. Bu %12,42’lik fark TL’de aynı ürünün ABD’ye göre daha ucuza mal olduğu anlamına gelir ki bu da TL’nin dolar karşısında %12,42 daha az değerli olduğu anlamına gelir. Bu sonuç geçen hafta TCMB’nin rakamlarının işaret ettiği gerçekten farklı.
Bunun birincil nedeni BigMac endeksinin sadece tek bir mal üzerinden, TCMB reel efektif kur endeksinin ise TÜFE’ye temel olan bir mal sepetini üzerinden hesaplanmasıdır. İkinci bir neden ise bu verinin Mart 2026 verisi olmasıdır. Temmuz ayı itibariyle BigMac’in dünya ortalaması sabit kalmış olsa da aynı kaynaklarda Türkiye’deki fiyatının 7 dolara yaklaştığı belirtilmektedir. Verinin bu güncel değeri dikkate alındığında BigMac endeksinin TL’de ciddi bir değerlenmeye işaret ettiği anlaşılmaktadır.
Çin’e karşı rekabet gücü açığımız
Ancak bizim asıl dikkate çekmek istediğimiz konu bu değil.
TİM Başkan’ı Mustafa Gültepe sanayi sektörü için son derecede ciddi uyarılar içeren konuşmasında Türkiye ekonomisinin Çin ile rekabet gücü farkına dikkate çekiyor.
Elbette son yıllardaki Çin ekonomisindeki rekabet gücü artışını sadece kur politikası ile açıklamak konuyu basite indirgemek olur. Ancak sadece kurlar üzerinden Türkiye ekonomisinin uluslararası piyasalarda Çin’e karşı maruz kaldığı rekabetçilik açığının boyutu bile konunun vahameti konusunda açıklayıcı olacaktır.
Tablo 1’de BigMac satın alma gücü karşılaştırması için bu kez Çin’i ve Çin Yuan’ını dikkate alalım. Benzer hesaplamalarımızı buna göre yaptığımızda Çin’de 26,26 Yuan olan bir BigMac satın almak için Türkiye’de 37,35 Yuan’a ihtiyacınız var. Yani aynı mal Türkiye’de Çin’e göre daha pahalı.
Zaten tablonun son sütununda her bir ülke parasının Çin Yuan’ına göre ne kadar değerli (+) veya değersiz (-) olduğu görülüyor. Buna göre TL’nin Yuan’a göre %42,23 daha değerli olduğu anlaşılıyor. Bu oran dış ticaretimizi TL veya Yuan ile yapıyor olsan anlamlı olabilir. Ama gerçek durum böyle değil. Türk sanayisi bu ticareti dolar ve/veya euro ile yapmaktadır ve böyle bir karşılaştırmada dolar ve Euro’nun Yuan karşısındaki değer bizler için daha çok önem kazanmaktadır.
Buradaki en ilginç sonuç doların Yuan karşısında %62,26 daha değerli olmasıdır ki bu bizim firmalarımız için dolar fiyatları üzerinden Çinli firmalarla rekabet etmeyi neredeyse imkânsız hale getiren bir rekabet gücü açığına işaret etmektedir.
Bunu AB için hesapladığınızda ise euronun Yuan’a karşı %85,49 daha değerli kaldığı görülüyor. Malum olduğu üzere Türkiye’nin önemli pazarlarından biri olan AB ülkelerindeki ihracatı euro cinsinden yapılmakta ve böyle bir durum AB pazarında Türk firmalarına hiçbir rekabet şansı bırakmamaktadır.
Şimdi gelelim kıssadan hisseye.
Artık Türkiye ekonomisinin sorunlarını lokal politikalar ile çözebilme olanağı kalmadı. Daha temelden ve bütüncül bir kalkınma politikasına ve bu politika içinde tanımlanmış bir sanayileşme stratejisine ihtiyacımız var.
Şu an için enflasyon önemli bir sorunumuz ve sorunun ivedilikle çözülmesi gerekiyor. Sanayi sektörünün enflasyonla ve bu enflasyonu kontrol etmeyi amaçlayan mevcut politikalara tahammülü kalmadı. Derhal enflasyonu düşürmeye yönelik tedbirlerin alınması şart. Ama bu yapılırken mücadeleye sadece mali sektörün değil aynı zamanda ekonomideki tüm paydaşların inanmalarını sağlamak zaruridir. Bunun için de politikaların uygulamalarında şeffaflığın ve siyasi etkilerden arındırılmış bir açıklığın kamuoyuna gösterilmesi gerekiyor.
Enflasyon ekonomimizdeki soruların sadece birisi. Ülke sanayimizin uluslararası rekabetçiliğini azaltan bir etmen. Ama bunun dışında ekonomi yönetimimizin aynı Çin gibi uluslararası ticaretteki rekabet gücümüzü arttırmayı merkezine alan orta ve uzun dönemli birtakım politikaları oluşturması gerekiyor.
Dünya pazarlarındaki gelişmelere tepki verecek esnekliğe kavuşmuş bir ekonomi inşasına girişilmelidir. Böyle bir sürecin inşası kamusuz olmayacaktır. Gerek iş yapma pratiklerini kolaylaştırıcı olarak, gerekse doğruda üretim süreçlerinde rol alarak kamu yeni bir sanayileşme hamlesinin liderliğini yapmalıdır.
Bugünkü enflasyonist ortamın neticesinde izlenilen para politikalarının ekonominin büyük bölümünde olumsuz etkileri mevcut. Bu yüzden uzun süre sürdürülemez. Bu politikaların uzun süre uygulanması ilgili politikaların olumsuz etkilerine maruz kalmış kesimlerin ilgili politikalara yönelik inancını sarsmakta, desteklerini, azaltmaktadır.
Bu yüzden program uzadıkça ve TL üzerindeki baskılar devam ettikçe, ülke sanayisinin yeniden yapılanması zorlaşmaktadır. Uzun döneme sarkıtmadan, enflasyonla mücadele için TL’nin baskılanmasına son verilmeli ve gerçekçi kur uygulanmasına geçilmelidir. Zira bu süre uzadıkça Türkiye’nin Çin gibi bir rakip ile uluslararası rekabette mücadelesi giderek zorlaşmaktadır. Bu da Türk ekonomisinin daha fazla borçlanmaya bağımlı hale gelmesine yol açmaktadır.
Artık siyasetçilerimizin ve kamuoyumuzun önyargılardan arınmış bir şekilde sanayicilerimizin eleştirilerine kulak verme zamanı gelmiştir. Zira Türkiye ekonomisinin maruz kaldığı sorunlar sadece mali kesim temsilcilerinden gelebilecek kısmi desteklerle çözümlenemez. Bu yüzden uygulanan ekonomik politikaların kapsayıcılığının artması ve bunun içinde ekonomideki tüm kesimlerin iş birliğine açılmalıdır.
