Türkiye 12 bin yıldır bu topraklarda yaşamış tüm uygarlıkların sentezidir

Fatoş KARAHASAN
Fatoş KARAHASAN Markalar & İçgörüler fkarahasan@gmail.com

Tarihimizden söz ederken aslında çok gerilere, 10-12 bin yıl öncesine gitmemiz gerekiyor. Tarım toplumunun ve yerleşik düzenin ilk tohumlarının bu dönemde, Göbeklitepe, Çatalhöyük ve Aşıklı Höyük gibi merkezlerde atıldığını biliyoruz. Her gelen yeni uygarlık bir öncekinin mirası üzerinde yükselmiş. Son tahlilde, bizler de bu topraklarda yaşamış olan tüm atalarımızın torunlarıyız. Uygarlıkların bir kısmını benimseyip, onlarla özdeşleşirken, diğerlerini reddederek veya görmezden gelerek bir kimlik oluşturamayız. Geçmişten aldığımız mirası onurlandırmalı ve kültürel zincirimizin tüm halkalarına sahip çıkmalıyız. Atalarımızın öykülerini gençlerimize anlatmalıyız ki, onlar da Anadolu’yla gurur duysunlar, değerlerimize sahip çıksınlar ve dünyaya tanıtsınlar. 

  1. 400 yıl önce yerleşik düzenin merkezi Aşıklı Höyük

 

Geçtiğimiz hafta küçük bir basın grubu ile birlikte Aşıklı Höyük kazılarını yerinde gördük. Aşıklı Höyük Kazı Başkanı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Öncesi Arkeolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mihriban Özbaşaran ve Kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Güneş Duru’dan günümüzden 10 bin 400 yıl önce yaşamış toplulukların öykülerini dinledik. Güneş Duru ve Mihriban Özbaşaran hocaların rehberliğinde Aşıklı Höyük’teki kazı çalışmalarını yapan ekiple tanıştık.

Güneş Duru ve Mihriban Özbaşaran’ın paylaştıkları bilgiye göre, günümüz yaşamının temelini oluşturan bazı olgular 20 bin yıl önce ortaya çıkmış. 10 bin yıl öncesinde ise sosyal ve ekonomik açıdan yeni bir düzene geçilmiş. Bu değişim ilk tanımlandığında, birkaç milyon yıl süren eski yaşam biçimi göz önüne alınarak, Neolitik Devrim olarak adlandırılmış. En az 25 kişiden oluşan avcı toplayıcı göçer gruplar, giderek bir bölgede daha uzun kalmaya ve orada bitki ve hayvan yetiştirerek üretime geçmeye başlamışlar.

Tarım ve hayvancılığın ilk dönemi

Neolitik devrim dünyada farklı coğrafyalarda farklı tarihlerde yaşanmış. Aşıklı Höyük, Neolitik dönemin Anadolu’daki en önemli temsilcilerinden birisi olarak kabul ediliyor. Aşıklı Höyük, Volkanik Kapadokya Bölgesi’nin Melendiz nehri kıyısını mesken seçen bir grup tarafından günümüzden 10 bin 400 yıl önce kurulmuş.

M.Ö. 8400'lerde başlayan süreçte, Aşıklı Höyük toplulukları koyun ve keçiyi evcilleştirmeyi tarımda önemli denemeler gerçekleştirmeyi başarmışlar. Ayrıca yuvarlak barınaklardan dörtgen yaşam alanlarına geçmişler. Sokaklar ve meydanlardan oluşan ilk köyleri de onlar yaratmış. 25-30 nesil süren bu uygarlık süresince, atalarımız kerpiç yapılar inşa etmişler. Dericilik, sepetçilik gibi el işleri yapmış ve çeşitli aletler geliştirmişler.. Bölgede bin yıl civarında yaşam süren bu topluluklar dünyadaki ilk beyin ameliyatını yapan insanlar olarak da tıp tarihinde iz bırakmışlar.

Hiyerarşisiz bir yapı

Doç Dr. Güneş Duru bin yıllık iskan tarihi boyunca kolektif bir yaşam tarzını benimsemiş bir topluluk olan Aşıklı’nın sosyal dokusunu şu cümlelerle özetliyor: “Topluluk içerisinde herhangi hiyerarşik bir yapılanma yoktur. Bunun en önemli göstergeleri mekansal ve maddesel kültür ürünlerinde herhangi bir ayrışma olmamasıdır. Avcı-toplayıcı ve göçer gelenekli topluluk, yerleşme kararı aldıktan sonra, yeni koşullara göre beslenme, barınma, günlük yaşam gereksinimlerini yeniden yapılandırmış, teknolojik ve bilişsel pek çok yenilik ortaya çıkarmış, kalabalık gruplar halinde yaşamalarına rağmen ciddi bir çatışma ya da anlaşmazlık olmaksızın bin yıla yakın bir süre toplu halde yaşamayı başarmışlardır. “

Ütopyalarda yer alacak kadar demokratik olan bu sınıfsız toplumsal yapıyı, kazı ekibinde yer alan Dr. Sera Yelözer “temelinde eşitliğin ve özellikle cinsiyet eşitliğinin olduğu, birlikte üretilen,  hiyerarşinin ve dini kurumların olmadığı bir ortamda refahın eşit paylaşıldığı bir düzen” olarak tanımlıyor.

Dr. Sera Yelözer doktora tezini toplumsal cinsiyet üzerine hazırlamış. "Erken Neolitik Dönem'de Bireysel ve Toplumsal Kimliklerin Belirlenmesi: Aşıklı Hüyük'te Toplumsal Cinsiyet, Yaş ve Kesişen Kimlikler" başlıklı çalışma akademik dünyamız için önemli bir kazanım sunuyor.

Tarımın izinde

 

Aşıklı Anadolu’da tarımın başlaması ve sürdürülmesinde önemli bir rol oynadığı için, döneme ait pek çok ögeyi anlamaya yardımcı olacak zengin bir malzemeye sahip. 30'a yakın arkeolog ve diğer bağlantılı bilim uzmanı yıllardır çalışıyor.

Güneş Duru kazı ekibini “zamanla artan tarımın ritmi ve hacmini etkileyen dinamikleri; bitkilerin morfolojik değişimlerini, besin temin, işleme ve tüketimindeki değişimleri anlamak adına en etkin çalışan arkeoloji ekiplerinden biridir” cümlesiyle tanımlıyor.

Kazı ekibi, tarımın obsidyen aletler üzerinde bıraktığı izlerden, mekansal değişimlere (depolama alanları vs) etkileri, insanların kemiklerinde kalan izotop imzalarından, diş taşlarından yola çıkarak beslenme farklılıklarındaki değişim ve etkilerine kadar pek çok konunun izini farklı uzmanlık alanları ila anlamaya çalışıyor. Son dönemde, maya ekmek ve biraya ilişkin bir yeni bir çalışmaya başlayan kazı ekibi, bir süredir oluşturduğu deneysel tarlada bölgenin yerli türlerinden biri olan, Aşıklı’da hem yabanılı hem de evcili olan Einkorn buğdayı ile çalışmalar gerçekleştiriyor.

Bitkilerin, meyve yemişlerin yavaş yavaş ön plana çıktığı yeni beslenme alışkanlıklarında farklı buğday ve arpa çeşitlerinden üretilen ekmekler ve lapalar mutfak kültürünün de oluşmaya başladığını gösteriyor.

Anadolu’da Biranın Arkeolojisi

Son arkeolojik bulgulara göre biranın tarihçesi en az 12-13 bin yıl öncesine dayanıyor. Günümüz dünyasının pek çok alışkanlığının arkasında biranın keşfiyle gerçekleşen bir dizi süreç olduğu tahmin ediliyor. Bu süreçler özellikle de tarih öncesi arkeologlar için biranın keşfinin ötesinde bu toplulukların yaşam biçimini daha derinlemesine anlamak anlamına geliyor. Bira modern hayatın temelini sağlayan tarımın gelişmesini tetiklemekle kalmamış, yerleşik yaşamı ve insan ilişkilerini düzenlemede de merkezi bir ürün olmuş.

Arkeolojik veriler ve pek çok etnografik örnek biranın ziyafetler, törenler ve ikramlarla yakından ilişkili olduğuna işaret ediyor.

Biranın sadece bugünü değil geçmişine de sahip çıkan Anadolu Efes, arkeolog Doç. Dr. Güneş Duru ile birlikte geçtiğimiz yıl biranın arkeolojisi üzerine çalışmalara başlamış.

12-13 bin yıl öncesine dayanan tarihi ile belki de insanlığın en eski içeceği olan bira, bu toprakların, Anadolu’nun ürünü ve geçmişte gördüğümüz en önemli inovasyonlardan biri. Bu çalışmaları Güneş Duru'dan dinlemek için Anadolu Efes Türkiye Genel Müdürü Onur Altürk, Anadolu Efes CEO’su ve Bira Grup Başkanı Can Çaka, Anadolu Efes Grup Kurumsal İletişim ve İlişkiler Direktörü Selda Susal Saatçi ile birlikte Duru'nun şu sıralar kazı çalışmalarını yürüttüğü ve Anadolu’da arpanın kültüre alındığı ilk yerleşmelerden biri olan Aşıklı Höyük'ü ziyaret ettik

Anadolu’nun bilinen en eski içeceği

MÖ 7000’lerde çanağın bulunması ve yaygınlaşmasıyla birlikte insanların mayalı içecekler ve yiyeceklerle olan ilişkilerinde radikal bir kırılma olmuş. Kısa süre içinde Neolitik topluluklar ateşe dayanıklı çanaklar da yapmaya başlamışlar.

Doç. Dr. Güneş Duru’nun verdiği bilgiye göre, ilk yerleşik toplulukların dış yüzeyi yaban hayvanları ve çeşitli motiflerle bezeli, sıvı taşımak için kullanılmış olan taş kap ve kaselerinin ziyafetler, törenler ve ikramlar gibi faaliyetleri ve bira tüketimini gösterdiği düşünülüyor. Bu kaplar, Kuzey Suriye’de Orta Fırat Bölgesi’nden, Batman ve Urfa’da Göbeklitepe’nin de içlerinde olduğu, birbirinden yüzlerce km uzakta olan birçok yerleşmede bulunmuş.

Farklı toplulukların uzun mesafeler kat ederek, belirli aralıklarla bir araya gelirken, diğerlerini etkilemek için birayı bu etkileyici taş kaplarda sundukları tahmin ediliyor.

Bira sadece tarımın ortaya çıkışını değil aynı zamanda insanlar arası ilişkileri, bu ilişkilere aracılık eden -tıpkı farklı bira şişeleri ya da bardakları gibi- materyal kültür öğelerini de beraberinde etkilemiş. İçinde biranın olduğu aktivitelerin ortak/kamusal mekanların ortaya çıkmasını etkilediği düşünülüyor.

Bira Anadolu’da evcilleşti

Arkeologların ulaştığı bitki DNA’ları, einkorn buğdayının Göbekli Tepe ve Nevali Çori’nin içinde olduğu bir coğrafyada evcilleştirildiğini, arpanın ise Ürdün’den Suriye’ye ve daha kuzeyde Anadolu’ya biraz daha geç yayıldığını gösteriyor. Uzunca bir süre ilk bira içen topluluklar, yabani arpa ve arpadan daha önce evcilleştirilmiş olan buğday birası ya da her ikisinin karışımından oluşan bir tür bira içiyorlarmış.

Bira sadece insanlığın en eski içeceği değil, aynı zamanda insanlığı bir arada tutan, ortaklaştıran özel bir içecek olmuş aynı zamanda. Arkeolojik kayıtlar geçmiş toplulukların bir süre sonra farklı alkol özellikleri barındıran, daha kekremsi, daha bitter vb. farklı renk ve yoğunluklarda biralar yaparak, bira yapımının yerelleştirildiğini söylüyor.  

Anadolu’da Volkanik Kapadokya’da Aşıklı Höyük, Konya’da Çatalhöyük gibi ilk yerleşik toplulukların arpayı kültüre etmesi ve yaygın olarak kullanmaya başlaması Anadolu bira tarihi için önemli bir gelişme” diyen Doç Dr. Güneş Duru’ya göre, on bin yıldan daha uzun süren hikayesi ile bu toprakların belki de en eski içeceği olan bira, bu toprakların, Anadolu’nun ürünü ve geçmişte gördüğümüz en önemli inovasyonlardan biri.

Arpa verimliliği artıyor

Tarım Orman Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de yıllık ortalama 6 ila 7 milyon ton arasında arpa yetiştiriliyor. Ancak bunun sadece yüzde 1,5-2’si maltlık arpa olarak bira üretiminde kullanılmaya uygun.

Anadolu Efes, bugüne kadar yaptığı Ar-Ge çalışmaları ile verimliliği ortalama %20 artırdı. Anadolu Efes’in en önemli odak alanları arasında kuraklığa dayanıklı daha fazla tohum çeşidinin geliştirilmesi, verimliliğin artırılması ve tohumlarının uluslararası standartlarda kimliklendirilmesi bulunuyor.

Kuruluş, bu yıl arpa çeşitliğini artırma amacıyla Gaziosmanpaşa Üniversitesi ile 3 yıllık bir projeye başladı. Akdeniz Üniversitesi ile Türkiye’de ilk olacak bir projeye imza atıyor. Üniversite ile yürüttüğü çalışmalar kapsamında maltlık arpaların kimliklerini uluslararası standartlarda çıkarıyor. Böylelikle ihracatta önemli rekabetçi avantaj için zemin hazırlanmış olacak. Kalite güvencesi anlamında kritik bir adım olan bu çalışma, hububat sektörü için örnek teşkil edecek.

Anadolu Efes ayrıca, aldığı arpanın kalitesini ve safiyetini garanti altına almak için yurtdışından 2 adet son teknoloji cihaz getirdi ve bunun sahada uygulamalarına başladı. Bir cihaz arpa çeşitlerini analiz ediyor ve Türk arpalarını kayıt altına alıyor. Diğer cihaz ise arpanın protein uygunluğunu hasat öncesinde tespit edebiliyor.

Tarım şirketi

Anadolu Efes kendini özünde bir tarım şirketi olarak görüyor. Şirketin 2022’de Türkiye’de tarımsal ekonomiye katkısının yaklaşık 800 milyon TL seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor.

Şirket, 1982 yılında kurduğu “Tarımsal Ürün Geliştirme Departmanı” bünyesinde, ürünlerinde kullandığı tarımsal ham maddelerin tedarikinin devamlılığının sağlanması hedefiyle çalışıyor.

Anadolu Efes’in Tarımsal Ürün Geliştirme Departmanı’nda kendi ziraat mühendislerinin geliştirdiği tescilli 17 arpa tohumu ve 7 şerbetçiotu çeşidi bulunuyor.

Türkiye’de maltlık arpa tohumu üreten ilk şirket olan Anadolu Efes, 2022 sezonunda Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu Bölgesi olmak üzere toplam 330.000 dekarlık, yani yaklaşık 45 bin futbol sahası büyüklüğünde bir üretim alanından arpa tedarik ediyor.

Türkiye’de doğrudan ya da dolaylı olarak, yaklaşık 2 bin çiftçiye, aileleri ile birlikte 9 bin kişiye geçim kaynağı sunan kuruluş, 2022 yılı için Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 40 bin, İç Anadolu’da 70 bin ton olmak üzere 110 bin ton arpa alımı gerçekleştirecek. 

Fotoğraflar: Bülent Çamcı

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar