21 °C
İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Türkiye Biden’ın başkan seçilmesinden endişe duymalı mı?

Belki de vurgulanmasına dahi ihtiyaç olmayan bir gerçek, kıdemli bir Amerikan siyaset adamı bir demeç verdiği zaman, bütün dünyanın söylenenleri dinlediği ve tepki verdiğidir. Bu genelleme, geçtiğimiz hafta içinde Demokrat Parti’nin başkan adayı Joe Biden’ın Türk Cumhurbaşkanının seçimlerle değiştirilmesi gerektiğine ilişkin beyanının basına sızdırılması üzerine bir defa daha doğrulandı. Aralık ayında New York Times gazetesi editörleriyle yapılan bir yuvarlak masa sohbetinde Biden’ın ileri sürdüğü görüşler Türk siyaset adamlarını ve medyasını çok kızdırdı ve sert eleştirileri davet etti. Biden’in sözleri ve Türkiye’de doğurduğu tepkiler bize önümüzdeki dönemde Türk-Amerikan ilişkilerinin seyri hakkında neler söylüyor?

- Gelişmeler, Demokrat Parti’de ve özellikle de başkan adayının yaklaşımında Türkiye’ye karşı bir güçlü çizginin varlığına işaret ediyor mu?

Sadece Biden’ın sözlerine bakacak olursak, soruyu evet diye yanıtlamamız gerekir. Ancak, bu sözleri söylendikleri bağlam içinde değerlendirmek doğru olur. Biden bu sözleri sarf ettiği dönemde demokrat başkan adaylığı için mücadele eden çok sayıda adaydan sadece biriydi. Amerikan siyasetinin solunda olan bir gazetenin editörleriyle sohbet ediyordu. Herhalde editörlerin ve gazete okurunun desteğini almak için onların hoşuna gidecek şeyler söylemek gayreti içindeydi. Sözlerin bir seçim yarışı bağlamında söylendiğini not etmemiz lazım.

Aslında Biden’ın Türkiye karşıtı görüşlere sahip olduğu zaten biliniyor, dolayısıyla söylediklerinde fazla şaşılacak bir taraf yok. Bununla birlikte, Biden göreve gelecek olursa, Amerikan devleti siyasa yapım ve uygulamasını muhtemelen daha kurumsal bir çerçevede yürütecektir. Başka türlü ifade edecek olursak, hangi siyasaların geliştirilip devreye sokulacağına Bay Biden tek başına karar vermeyecek, işleri konuyla ilgili devlet kurumlarına, ayrıca düşünce kuruluşlarına danışarak yürütecektir.

Buna ilaveten, ülkelerin başka ülkelerin iç siyasetinde cereyan eden gelişmelere karşı kayıtsız kalmadıkları bilinen bir gerçektir. Yakın tarihteki bazı örnekleri hatırlayalım. 1960 ve 1970’li yıllarda NATO üyesi ülkeler ve özellikle Birleşik Devletler, İtalya’da Komünist Partisi’nin ulusal seçimleri kazanmaması için yoğun bir gayret içinde olmuşlardır. NATO Komünist Blok ile mücadele için kurulmuş bir örgüttü ve komünistlerin seçim kazanması halinde İttifak sırlarının hasımların eline geçebileceğinden endişe ediliyordu. Ülkemizin de Balkan ülkelerindeki bazı siyasi partilere seçim desteği verdiği biliniyor. AB’nin, Türkiye dahil, üye olmayan ülkelerle ilişkilerini bir dizi demokrasi koşuluna bağladığını ise zaten hepimiz biliyoruz. Neticede, çok olağandışı bir yaklaşımdan söz etmiyoruz. Son bir husus daha var: Biden gaf yapmaya yatkınlığı ile tanınıyor. Bu olayda da kendisini itinasız, ihtiyatsız ve diplomatik olmayan bir üslupla ifade etmiş fakat düşüncesinin ana çizgisi yeni veya bilinmez değil. Sözlerini bu kadar ciddiye alarak gündemin ortasına oturtmak, kanımca kendisine fazla iltifat etmek ve sanki çok derin görüşler ifade etmiş muamelesi yapmak anlamına geliyor.

- Trump yönetimine dönecek olursak, Türkiye açısından bakılınca, Beyaz Saray’da Trump’ın oturması çok daha mı iyi?

Soruyu hemen evet diye yanıtlamanın doğru olduğundan emin olamıyorum. Trump bazen ülkemiz hakkında güzel şeyler söyleyebiliyor, fakat başka zamanlarda da çok ağır beyanlarda bulunabiliyor. Tutumlarında istikrarlı değil ve kolayca tutum değiştirebiliyor. Dolayısıyla, şu anda Cumhurbaşkanının kendisine kolayca erişebilmesi ve ikisinin de siyasa yapımını kişiselleştirilmiş biçimde yürütmelerine rağmen, Trump Beyaz Saray’da kalmağa devam edecek olursa, sonucun mutlaka Türkiye’ye yararlı olacağının bir teminatı yok. Biden’ın siyasa yapımına kurumsal bir çerçeve içinde yaklaşması onun yapacaklarını daha kolay tahmin edilebilir ve verdiği taahhütleri daha güvenilir kılacaktır.

- Türkiye’nin Biden’ın sözlerine verdiği tepkiye bakacak olursak, siyasetteki tüm taraflar aynı yönde tepkiler verdiler, iktidar ve muhalefet Biden’ın sözlerini sert biçimde kınadı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Ben biraz da sinik bir görüş ifade edeceğim. Bizde iktidar partisi bir dış olaya belli bir çizgide tepki verdiği zaman, muhalefet de meseleye aynı çizgide sahip çıkıyor ve hatta daha sert tepkiler veriyor, böylece iktidarın belirlediği kulvarda onu geçme gayretine giriyor. Muhalefet eleştirilerinde iktidarın gerisine düşme, iktidar tarafından ülkenin çıkarlarına, hatta bağımsızlığına yeterince sahip çıkmamakla eleştirileceği korkusu yaşıyor. Benim arzum bu tartışmaları artık geride bırakarak Biden’ın seçim kazandığı güne hazırlanmak yönündedir. Bu çok önemlidir, çünkü sizinle daha önce yaptığımız sohbetlerde de dile getirdiğim gibi, Amerika’da siyasa yapımı çok sayıda aktörün katıldığı karmaşık bir süreçtir. Hükümetimiz vakit kaybetmeden gerek Temsilciler Meclisi gerek Senato ile köprüler inşa etmeye ve özellikle Demokrat Parti’ye daha yakın ve Biden yönetimine kadrolar vermesi muhtemel düşünce kuruluşları ve lobilerle ilişkiler geliştirmeye ya da olanları iyileştirmeye gayret etmelidir. Unutmamamız gereken husus, her ne kadar Biden’ın Türkiye’ye dönük olumsuz değerlendirmeleri varsa da, Amerikan siyasal sistemi iletişim ve ikna esaslarına göre işler. Dolayısıyla, kimse kendi davasını savunmaktan vazgeçmemeli ve Amerikan devletinin ve toplumunun ilgili kurumlarıyla iletişim kurmayı ihmal etmemelidir.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap