23 °C
Didem ERYAR ÜNLÜ
Didem ERYAR ÜNLÜ YAKIN PLAN didem.eryar@dunya.com

Türkiye “büyük çocuklarla” rekabet etmeli

Dünyanın en ünlü ekonomistlerinden Ha-Joon Chang, “Türkiye bugün öyle bir noktaya geldi ki, daha ileri gitmek için, farklı bir seviyeye geçmesi gerekiyor. Bundan sonra, Güney Kore veya İspanya gibi ‘büyük çocuklar’ ile rekabet etmesi gerekecek. Bunu yapmazsa daha fazla büyüyemez. Bunun için bir alanda iyi olmaya karar vermesi ve bu alanın devlet tarafından desteklenmesi gerekli” diyor.

Uluslararası Akıllı İktisadi Planlama ve Sanayi Politikaları – Smart Economic Planning and Industrail Policy (SEPIP) konferansının ikincisi 12-13 Kasım 2015 tarihinde İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlendi. 

SEPIP, iktisadi kalkınma ve rekabet gücünün artırılmasını hedefleyen sanayi politikaları ve iktisadi planlama konularındaki akademik çalışmaların ve karar alıcıların tecrübelerinin paylaşıldığı bir platform. 

İktisadi Planlama ve Sanayi Politikaları, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hızlı ve sürdürülebilir büyümenin sağlanmasında önemli rol oynuyor. 

İstanbul Ticaret Üniversitesi’ne bağlı, Prof. Dr. Murat Yülek başkanlığındaki Sanayi Politikaları ve Kalkınma Merkezi tarafından düzenlenen konferans, bu yıl Singapur Ulusal Üniversitesi, Ritsumeikan Asya Pasifik Üniversitesi (Japonya) ve Parma Üniversitesi (İtalya) işbirliğiyle gerçekleştirildi. Konferansa Kalkınma Bakanlığı, Merkez Bankası, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı ve al- Baraka Türk Bankası destek verdi. 

SEPIP 2015’in bu yılki önemli konuşmacılarından birisi de, kitapları dünyada en çok satanlar listesine giren, Türkçeye de çevrilen “Sanayileşmenin Gizli Tarihi” kitabının yazarı Cambridge Üniversitesi ekonomistlerinden Ha Joon Chang oldu. 

Devletin kalkınmadaki rolü, sanayi ve teknoloji politikaları, kurumsal değişim, küreselleşme, özelleştirme, neoliberalizm, serbest piyasa ve kapitalizm gibi alanlarda çok sayıda çalışması ve kitabı bulunan Ha-Joon Chang’ın en önemli özelliklerinden birisi, ekonomistlerin gerçek ekonomiden hiçbir şey anlamadıklarını savunması. Chang, Batı toplumlarında yoğun ve etkin bir devlet desteği ile güç bulan sanayi, ticaret ve teknoloji alanlarındaki koruma politikaları sonucu sağlanan kazanımların ve ulaşılan refah düzeyinin, az gelişmiş ülkeler açısından da geçerli ve uygulanabilir olduğunu söylüyor. DÜNYA’nın sorularını yanıtlayan Ha-Joon Chang’a kulak verelim: 

Önemli olan bir alanda iyi olmaya karar vermek 

“Türkiye bugün öyle bir noktaya geldi ki, daha ileri gitmek için, farklı bir seviyeye geçmesi gerekiyor. Türkiye 10 bin 000 dolar gelir düzeyine ulaştı. Bundan sonra, biraz daha büyümek isterse, Güney Kore veya İspanya gibi ‘büyük çocuklar’ ile rekabet etmesi gerekecek. Bunu yapmadan daha fazla büyüyemezsiniz. Türkiye son 20-30 yıldır makroekonomik dengelerle mücadele etti. Üretim kapasitesini gerçek anlamda geliştirmedi. Malezya, Tayland ve Meksika için de aynı şeyi söylemek mümkün. 

Hükümet bundan sonra, özellikle ülkenin üretim kapasitesinin artmasına odaklanmalı. Tabi ki herşeyin Türkiye’de üretilmesinden bahsetmiyorum. Bu dönemler artık geride kaldı. Örnek vermek gerekirse, Singapur kendine ait büyük bir özel sektör şirketi olmamasına rağmen, başarılı bir ekonomi. Bunun nedeni çokuluslu şirketlerle başarılı işbirlikleri gerçekleştirmiş olması. Onlara kendine has becerilerini sundu, belirli alanlarda tamamlayıcı oldu. Bu sayede yüksek kaliteli yabancı sermayeyi çekmeyi başardı. Bu ‘bırakın yapsınlar’ politikası olarak görülse de, böyle değil aslında. Singapur yabancı sermayeyi akıllı bir şekilde kullandı. Onlarla birlikte çalışıp, yerel becerilerini geliştirdi. 1950-60’lı yıllarda Güney Kore ve Japonya da bunu yapmıştı. Bugün Çin yapıyor. Yabancı sermayeden agresif bir şekilde yararlanabilmek için bazı temel yeteneklere sahip olmak zorundasınız. Bazı ülkelerin diğer ülkelerden daha zengin olmasının nedeni, o ülkelerin diğer ülkelerin yapamadıklarını yapabiliyor olmasından kaynaklanıyor. Gerçekten bazı konulara odaklanmanız gerekiyor. Bunun için altyapı, yatırımcı, yetenekli işgücüne ihtiyacınız var. Büyük yatırımcıları Türkiye’ye çekmek için bu şart. Bugün Hyundai’yi buraya çekersiniz, 30 sene sonra siz kendi Hyundai fabrikanızı kurarsanız. Kendinize bir sorun Japonya neden otomobil üretiminde dünyanın en iyilerinden birisi? Hem de Japonya’da araba kullanacak yeterince mekan bile yokken. Önemli olan bir alanda iyi olmaya karar vermek. Sonra da bunun için herşeyi yapmak. Japonya’da bir yatırımcı bir alanda iyi olmaya karar verdi ve Japon hükümeti bu kararı onaylayıp destek verdi. Aslında hikaye bu kadar basit. Bu zor tabi ki çok zor bir karar, çok iyi düşünmeniz gerekir; ama bir üst seviyeye çıkmanız gerekiyor.” 

İyi bir ihracat performansı olmazsa, kalkınma da olmaz 

“20 sene önce kimse japon oto sanayisinin varolmasının anlam taşımadığını ifade ediyordu. Bugün Toyota dünyanın en büyük otomobil şirketi. Japon ekonomisinin büyümesindeki en temel güç ticaret politikaları, devlet teşvikleri, ulusal üreticilerin korunması ve ihracata yönelik kalite kontrolü oldu. Kapitalizm tarihi, serbest ticaretten çok devlet müdahalesini içerir. Serbest ticaret ve serbest ticaret politikaları kalkınmanın nedeni olamaz, çünkü aslında serbest ticaret diye birşey yok. Serbest ticaret ve serbest piyasalar ekonomik kalkınma ile eş zamanlı olarak var olmadılar; ekonomik kalkınma sonrası geldiler. Bu arada her ekonomik kalkınmanın arkasında sanayilerin korunması olsa da, devlet müdahaleleri kalkınma için tek başlarına yeterli değil. Büyüme aşamasındaki sanayinin desteklenmesinin yanı sıra, mikro ekonomik politikalar, finansal krizlerin engellenmesi için finans politikaları, çalışanların verimliliğini desteklemek için eğitim ve sağlık politikaları ve istihdam pazarı politikaları da gerekli. Büyümekte olan sanayinin desteklenmesi; şirketlere verimlilik kapasitelerini artırmaları ve Ar-Ge yatırımlarına odaklanmaları açısından imkan sağlıyor. Büyümekte olan sanayinin başarı olması için, bu sanayiye ihracat desteği verilmesi de çok önemli. İyi bir ihracat performansı olmazsa, ekonomik kalkınma da mümkün olamaz.” 

Stratejik sanayilerin gelişiminde devlet devreye girdi 

“Japonya ve Almanya gibi çok sayıda ülke, ve bugün de Çin, stratejik sanayilerini geliştirmek için devlet şirketlerini kullandılar. Bazıları devlet kapitalizminden bahsediyor; fakat devlet şirketlerinin asla özelleştirilmeyeceğini söyleyemezsiniz. Bundan 20 sene sonra Çin tüm devlet şirketlerini özelleştirebilir. Fransa ve Avusturya gibi ülkeler bunu 1990’larda yaptılar. Bu ülkelerde de, devlet şirketlerinin hakim olduğu sanayiler vardı. Öte yandan ABD’ye baktığınızda, girişimciliğin ve inovasyonun büyük ölçüde devlet tarafından desteklendiğini görüyoruz. ABD’de Silikon Vadisi’nin oluşmasının en büyük unsuru, devlet desteği oldu. Bilgisayar teknolojisi ilk günlerinde Pentagon tarafından desteklendi. İnternet bile Pentagon’un bir araştırma projesinin sonucunda ortaya çıktı. Bilgi ekonomisinin temelini oluşturan yarı iletkenler, ABD Ordusu fonları ile geliştirildi. Havacılık sanayi için de aynı durum söz konusu. Dolayısıyla ABD teknoloji sektörünün özel sektör girişimciliğinin bir sonucu olduğunu söyleyemeyiz. Kişisel girişimcilik ve ABD federal hükümetinin ortaklığı sonucunda teknoloji sektörü bu konuma geldi.” 

Dünya tek bir ekonomik teori ile açıklanamayacak kadar karmaşık 

“Sadece tek bir ekonomik teori yok. 8-10 tane ekonomik teori var. Tüm bu teorilerin eksileri ve artıları var. Onlar belli sorunları ortaya koymak üzerine geliştirildiler. Hepsi ekonomiyi farklı bir şekilde değerlendiriyor. Ben çoğulcu bir yaklaşım gerektiğini düşünüyorum. Dünyanın tek bir ekonomik teori ile açıklanamayacak kadar karmaşık olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ne yazık ki son 20-30 yıldır ekonomide neoklasik okul hakimiyeti var. Ekonomi, teorilerle, metodolojilerle değil, gerçek ekonomi ile tanımlanmalı. Nasıl üretiyoruz, geliri nasıl dağıtıyoruz, insanlar pazarda ne yapıyor, nasıl tüketiyor gibi konular bunlar. Gerçekle olan bağımızı kaybettik ve ekonomiyi bir araştırma metodolojisi gibi tanımlıyoruz.” 

Akıllı insanlar pazarın yanlış yöne gidebileceğini kabul etmediler 

“2008 finans krizinde, bazı ekonomistler alarm sinyali verdiler, ama onlara pek kulak asılmadı. Ekonomistler ‘balonu’ görmüş olsalar da, bunun gelişmesinin mantıklı bir açıklaması vardır diye düşündüler. 2005 yılında Alan Greenspan emlak balonunun bazı şehirlerde oluştuğunu ama tüm ekonomiyi etkileyemeyeceğini söyledi. 2006’da Ben Bernanke ev fiyatlarının yüzde 25 arttığını dile getirdi. Son derece akıllı insanlar pazarın yanlış yöne gittiğini göremediler, ya da yanlış yöne gidebileceğini kabul etmediler. Yaşanan durum bilgi eksikliğinden kaynaklanmadı, ama insanlar bu bilgileri almaya hazır değildiler.”