Türkiye doymadı mı? Gastronomi festivali enflasyonu

Türkiye’de yılda 200’den fazla gastronomi festivali düzenleniyor. Belediyeler veya ilgili kamu kurumları tarafın­dan festivallerin, yerel istih­dam, ihracat bağlantıları, üre­tici gelirlerine etkisi üzerine yayımlanmış düzenli bir etki analizi raporu yok. Ekonomist­lere göre, “etkinliklerin büyük kısmında kamu kaynaklarıyla ölçülebilir ekonomik çıktı üret­mekten çok, görünürlük ekono­misi oluşturuluyor.”

Kamu kaynakları gösteri ekonomisine mi dönüşüyor?

Tüm dünya kıtlık, iklim fe­laketi, çatışmalarla sarsılır­ken, bireysel ve kamusal dü­zeyde yeni sorumluluk alan­ları inşa ederken, Türkiye “tüketimi teşvik eden, kısa va­deli memnuniyet üreten bir etkinlik biçimi üzerinden” sosyal medyada vasatlıkları alkışlayan bir kültürü besli­yor. Festivaller gerçekten ye­rel kalkınma mı sağlıyor, yok­sa kamusal kaynakların göste­ri ekonomisine dönüşmesinin yeni vitrini mi oluyor?

Gerçek şefler mutfakta sahnedekiler kim?

Sektörün önemli şeflerin­den birine göre, “gastronomi festivalleri son yıllarda bayi toplantılarına dönüştü. Vasat içerikler, her ilde aynı isimler, aynı sahne, ay­nı yemek, benzer özensizlikleri besliyor. Prog­ramlar illerin ye­mek kültürün­den çok şefleri ağırlamaya dön­dü. Gerçek şefler mutfakta sahne­dekiler kim.”

Gastronomi festivalleri kimi doyuruyor?

Festivallerin en şahanesini vaktiyle Gaziantep ve Alaça­tı Ot Festivali yaptı. Festivale turlar düzenlendi, bilinmeyen markalar kendilerini gastrono­minin paydaşlarıyla buluştur­du, ilham veren konuşmacılar dinlendi, ilham alındı. Gelinen noktada ilhamın tadı kaçtı.

Yemek tarif eden çok, restoranlarda çalışacak usta yok

Pek çok il, Gaziantep ol­ma hayaliyle milyonlarca li­ralık festival bütçeleri ayırır­ken, gastronominin “nitelikli iş gücü açığı” sorunu gözden kaçıyor. Kaynaklar sahneye, şova ve kısa vadeli görünür­lüğe harcanıyor, mutfaklarda çalışacak usta, üretim hattın­da istihdam edilecek perso­nel bulunamıyor. Bir zaman­lar modellik ya da televizyon ünlülüğü üzerinden kuru­lan şöhret ekonomisi, bugün “şeflik–gastronomi–influen­cer” ekseninde yeniden üre­tiliyor, sektör, emeği değil vit­rini ödüllendiriyor. Kocaman kazanlar etrafında kurulan “coşkulu atmosfer istihdam yaratmak yerine, israfı artı­ran, bir gösteri ekonomisini destekliyor.

Sayıştay, yüklenicilerin iş deneyimi şartnameye uymuyor

2025 yılında yalnızca Antal­ya Büyükşehir Belediyesi, iki büyük etkinliğe toplam 78,5 milyon TL harcadı. Gastrono­mi Festivali için 48,5 milyon TL, Yörük-Türkmen Festiva­li için 30 milyon lira. Sayış­tay raporları bu tür ihalelerde belirsiz kriterler ve deneyim şartı muğlaklıklarına dikkat çekiyor. Sayıştay 2023 yılında Antalya Büyükşehir Beledi­yesi’nin Yörük Türkmen Fes­tivali’nin ihale yoluyla veril­diği şirketin iş deneyimi bel­gesinin belirtilen kriterlere uymadığını tespit etmiş ol­masına rağmen ihale 2025’de de organizasyonu aynı şirke­te verdi. Belediye iki ayrı fes­tivale 78 milyon TL harcadı. Benzer harcamalar pek çok il­de yapılıyor.

Mesir macunu festivali de Sayıştay’a takıldı

Sayıştay Raporu, Mesir Ma­cunu Festivali için de “festi­val kapsamında yapılan mal ve hizmet alımlarının piyasa fiyat araştırması yapılmadan, ihale veya doğrudan temin usulü kullanılmadan, kanıtla­yıcı evraklara yer verilmeden yalnızca fatura karşılığında yapıldı” diyor.

Türkiye’nin tüm illeri gastronomi şehri olmak zorunda değil, bazıları da sanayi şehri olsun

Türkiye’de her şehir kendi “lezzet” markasını ilan edi­yor, kaynaklar bölünüyor, et­kinliklerin sürdürülebilirliği zayıflıyor. Hepimiz gastro­nomi şehri olmak zorunda mıyız, bazılarımız da sanayi şehri, dijitalin yıldızı, yapay zekânın merkezi olsa.

Festival ekonomisi mi, moral ekonomisi mi?

Uzmanlara göre, “etkin­likler çoğunlukla “yerli mo­ral ekonomisini” destekliyor, “küresel pazarlamaya” etkisi yok denecek kadar yok.” Fes­tival bütçeleri gerçek çiftçiye, üretene, ihracatçıya verilse ne olurdu hiç düşündünüz mü?

Türkiye gastronomisi için New York’a Türk kahvaltı mağazaları açılsın

Kentlerin harcadığı gast­ronomi bütçeleri Türk markalarını yurt dışına değil zaten bilenlere anlatıyor. Bütçeler başka nasıl kullanı­labilirdi. New York’ta açıla­cak bir Türk kahvaltılık mar­kasına aktarılsa daha anlamlı olmaz mı? Tüm şehirler ayrı festival yapacağına Eataly gi­bi bir Türk Kahvaltılık Mar­kası çalışılsa dünyanın önem­li merkezlerinde mağazalar açılsa, buralar “Türkiye ülke markası” çatısı altında yöne­tilse daha etkili olmaz mı?

Gastronomi sofrası kimi doyuruyor?

Velhasıl, gastronomi, doğ­ru kurgulandığında güçlü bir kalkınma aracı olsa da, ölçül­meyen, raporlanmayan, hesap vermeyen hiçbir etkinlik kal­kınma getirmez. Yerel üreti­cinin satamadığı, çiftçinin ka­zanamadığı, şehrin kalıcı bir değer üretemediği festivaller ancak alkış üretir, refah ya­ratmaz. Türkiye’nin ihtiyacı daha çok festival, daha büyük kazanlar, daha kalabalık şov­lar değil, akıl ve etkili işler.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.180,69 0,00 %
Dolar 43,7383 0,21 %
Euro 51,9253 -0,02 %
Euro/Dolar 1,1871 0,01 %
Altın (GR) 7.050,96 2,20 %
Altın (ONS) 5.015,78 2,02 %
Brent 67,2200 -0,09 %