Türkiye ekonomisinde istihdamın ve işgücü maliyetlerinin görünümü: 2026 I. çeyrek analizi

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

İş gücü girdi endekslerinde ki son bir yıllık süreci (2025 I. Çeyrek - 2026 I. Çeyrek) mercek altına al­dığımızda; büyüme kompozisyo­nundaki dengesizlikler, sanayideki kan kaybı ve yükselen işgücü ma­liyetlerinin üretici üzerindeki bas­kısı açıkça gözlenmektedir.

Son bir yılda arındırılmamış verilere gö­re toplam istihdam endeksi yıllık %1,2 oranında sınırlı bir artış gös­termiştir. İlk bakışta pozitif görü­nen bu istihdam artışının arka pla­nına inildiğinde, sektörler arasında tam anlamıyla radikal bir yapısal ayrışma yaşandığı net bir şekilde anlaşılmakta­dır.

Türkiye ekonomisinin katma değer üretimi ve ihracat açısından en stratejik omurgasını oluşturan sanayi sektörün­de istihdam endeksi, yıllık bazda %3,2 oranında gerilemiştir. Bu düşüş, sana­yi üretiminde uzun süredir devam eden ivme kaybının ve küresel pazarlardaki talep daralmasının istihdam piyasasına doğrudan bir yansımasıdır. Firmaların sipariş yetersizliği ve artan işletme ma­liyetleri karşısında yeni istihdam yarat­mak bir yana, mevcut kadrolarını koru­makta zorlandıkları görülmektedir.

Buna karşın, ekonomik büyümenin lokomotifi olma rolünü sanayiden dev­ralan inşaat sektöründe %3,8 ve tica­ret-hizmet sektörlerinde %3,1’lik is­tihdam artışları kaydedilmiştir. İstih­damdaki bu yön değişimi, Türkiye’nin büyüme modelinin üretken ve döviz ka­zandırıcı sektörlerden ziyade, iç tüketi­me ve hizmet odaklı alanlara kaydığını tescillemektedir. Hizmetler sektörünün istihdamı sırtlaması kısa vadede işsizlik oranlarının patlamasını engellese de, uzun vadeli sürdürülebilir büyüme pati­kası açısından ciddi bir yapısal zafiyete işaret etmektedir.

Çalışılan saatlerde düşüş: Kapasite ve talep sinyalleri

İstihdam sayılarındaki sınırlı ar­tış eğilimine tezat oluşturacak şekil­de, ekonomide üretkenliğin ve fiili üre­timin en net göstergelerinden biri olan "toplam çalışılan saat endeksi" yıllık bazda %1,7 oranında gerileme kaydet­miştir. Bu cephede de alt sektörlerin gösterdiği performans, ekonomik akti­vitedeki yavaşlamanın boyutunu gözler önüne sermektedir.

Sanayi sektöründe fiilen çalışılan sa­atler yıllık bazda %5,1 gibi oldukça kes­kin bir düşüş göstermiştir. İnşaat sek­töründe istihdam endeksi artmasına rağmen çalışılan saatlerin %4,8 oranın­da azalması ise oldukça dikkat çekici­dir. Bu durum, inşaat projelerinde işle­rin yavaşladığını veya projelerin durma noktasına geldiğini göstermektedir.

Sanayi sektöründe çalışılan saatle­rin, istihdamdaki düşüşten (%3,2) çok daha hızlı gerilemesi (%5,1), fabrikalar­daki kapasite kullanım oranlarının ve fabrika siparişlerinin ciddi şekilde za­yıfladığını doğrulamaktadır. İşveren­ler, nitelikli işgücünü tamamen kaybet­memek adına ani işten çıkarmalar yap­mak yerine, esnek çalışma modellerine geçiş yapmış, fazla mesaileri kaldırmış veya vardiya sayılarını azaltma yoluna gitmişlerdir. Bu durum, sanayide gizli bir atıl kapasite oluştuğunun en net ka­nıtıdır.

Ücret ve maliyet sarmalı: İşverenin ağırlaşan yükü

Makroekonomik dengeler açısından en fazla alarm veren bölümü ise şüphe­siz maliyet endeksleridir. Ülkedeki yük­sek enflasyonist ortamın ve asgari ücret düzenlemelerinin etkisiyle, toplam brüt ücret-maaş endeksi yıllık bazda %37,0 oranında büyük bir artış göstermiş­tir. Sektörel bazda en yüksek ücret artışı %39,0 ile iç talebin canlı kal­maya devam ettiği ticaret-hizmet grubunda gerçekleşirken, onu %34,7 ile sanayi ve %33,5 ile inşaat sektörü takip etmiştir.

Bu tablonun en çarpıcı ve yapısal reform ihtiyacını ortaya koyan un­suru ise, işverenlerin doğrudan ce­binden çıkan ancak işçinin bordro­suna doğrudan yansımayan sosyal güvenlik primleri, kıdem tazminatı karşılıkları, vergiler ve benzeri yüküm­lülükleri içeren "saatlik kazanç dışı iş­gücü maliyeti" endeksidir. Bu endeks yıllık bazda %51,4’lük devasa bir artış kaydetmiştir. Bu durum, istihdam üze­rindeki vergi ve prim yüklerinin üret­kenliği baskılayan ana unsurlardan biri haline geldiğini göstermektedir.

Genel değerlendirme ve makroekonomik riskler

2026 yılı I. çeyrek verileri bütüncül bir yaklaşımla analiz edildiğinde, Tür­kiye ekonomisinin stagflasyonist (dur­gunluk içinde enflasyon) risklerle karşı karşıya olduğu görülmektedir. Bir yan­dan üretimin kalbi olan sanayide çark­lar yavaşlamakta, istihdam erimekte ve toplam çalışılan saatler azalırken; di­ğer yandan işgücü maliyetleri %40’ın üzerinde, kazanç dışı maliyetler ise %50’nin üzerinde bir hızla tırmanmaya devam etmektedir.

Bu durum maliyet enflasyonunu te­tikleme, KOBİ'leri kayıt dışı istihdama yönlendirme ve Türk ihracatçısının kü­resel pazarlardaki fiyat rekabetçiliğini baltalama risklerini taşımaktadır. So­nuç olarak, ekonomik dengelenme prog­ramı çerçevesinde iç talep baskılanma­ya çalışılırken, üretimin ve istihdamın sürdürülebilirliği tehlikeye atılmama­lıdır. Önümüzdeki dönemde, istihdam üzerindeki kazanç dışı yüklerin hafifle­tilmesi ve sanayi sektörüne yönelik se­çici desteklerin devreye sokulması, ya­pısal kırılmaların önüne geçilmesi açı­sından hayati bir önem taşımaktadır.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.153,48 1,01 %
Dolar 48,4323 0,00 %
Euro 56,3705 0,22 %
Euro/Dolar 1,1630 0,14 %
Altın (GR) 6.817,91 -0,55 %
Altın (ONS) 4.406,11 -0,54 %
Brent 95,9825 1,48 %