Türkiye için kira politikası: Müdahale mi, model mi?
BETAM tarafından Sahibinden.com verileri kullanılarak hazırlanan “Kiralık Konut Piyasası Görünüm Raporu” önemli bilgiler paylaşıyor. Özellikle kira artış trendi ve kiralık konut talep analizi detayları kıymetli. Ocak-Eylül arası döneme ilişkin raporlar incelendiğinde kiralık konut piyasasında fiyat ve talep anlamında bir sıkışma olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu sıkışmayı da sadece “arz yetersizliği” ya da “enflasyon etkisi” gibi açıklamalarla değerlendirmek artık yetersiz sanki. Çünkü mesele artık sadece bir fiyat meselesi değil; yönetişim meselesi. Yani hangi veriyle, hangi araçla, kimin adına ve nasıl bir denge içinde bu piyasayı yöneteceğimizle ilgili.
Bir süredir bu konuya hem akademik hem sahadan gözlemlerle yaklaşıyorum. Özellikle son iki yılda Dünya Gazetesi’nde kaleme aldığım “Penrose Merdiveni” benzetmesiyle, kiralık konut piyasasında yaşanan döngüsel çıkmazı ele almaya çalıştım. Yükselen fiyatlar, daralan arz, kopan sözleşmeler, tahliye baskıları... Tüm bunlar tek başına değil, birlikte işleyen ama uyumsuz mekanizmaların sonucu.
Kiralık konut piyasasındaki bu kısır döngüyü kırmak için elimizde üç temel yol var: 1) müdahale, 2) izleme, 3) model kurma. İlki hızlı sonuç verebilir ama kalıcı sonuç üretmez (ki %25 kira tavan uygulanmasında da görmüştük); ikincisi bilgi üretir ama çözüm üretmez; üçüncüsü ise zordur ama kalıcıdır. Ben bu yazıda, özellikle üçüncü yolu, yani Türkiye için uygulanabilir bir kira politikası modeli kurma ihtiyacını ele almak istiyorum.
Mahalle bazlı endeks ve yerel müdahale imkanı
Bugün elimizde büyük veri potansiyeli var: Tapu Kadastro, e-Devlet, emlak portalları, belediye arşivleri. Tüm bunlar birleştirilerek mahalle düzeyinde gerçek kira endeksleri üretilebilir. Bu endeksler üzerinden hem piyasa şeffaflaşır hem de Almanya ve İspanya’dakine benzer “stressed area” benzeri bölgesel kira baskı haritaları çıkarılabilir.
İspanya’da, yeni Konut Yasası ile birlikte bir bölgenin “stressed area” ilan edilebilmesi için iki ana kriter getirildi: Ortalama kira ve temel hane halkı giderlerinin hane gelirinin %30’unu aşması veya son 5 yılda kira artışlarının bölgesel TÜFE’nin 3 puan üzerine çıkması. Böyle ilan edilen bölgelerde, yeni kira sözleşmeleri önceki kira bedeline endeksleniyor, kiracılara 3 yıla kadar sözleşme uzatma hakkı tanınıyor ve bazı durumlarda ev sahibine %10’a kadar artış imkânı verilebiliyor. Ayrıca 5 ve üzeri mülkü olan büyük ev sahipleri için farklı kurallar uygulanıyor.
Türkiye’de bu modele benzer bir uygulama için ilk adım, mahalle düzeyinde arz-talep ve gelir-kira oranlarını analiz edebilecek bir veri yapısının kurulması olabilir. Ardından, yerel yönetimlerin belirli bölgelerde sınırlı kira müdahalesi uygulayabilmesi – örneğin üniversite çevreleri, turistik mahalleler – ciddi şekilde tartışmaya açılmalı. Merkezi idare ve belediyeler arasında bu konuda hem veri paylaşımı hem de planlama yetkisi yeniden tanımlanmalı.
Satış odaklı sosyal konut modeli gözden geçirilmeli
TOKİ’nin son yıllarda geliştirdiği projelerin neredeyse tamamı satışa dayalı. Ancak bugünkü sorun sadece “sahip olma” değil, “barınma” hakkı üzerinden şekilleniyor. Özellikle mevsimlik çalışanlar, öğrenciler, genç hanehalkları gibi gruplar için sosyal kiralık konut üretiminin gündeme alınması gerektiğini düşünüyorum. Üstelik bu model sadece kamuya yük değil; uzun vadeli kontratlı, kira garantili özel sektör yatırımlarına da açık olabilir. Hatta yurtdışı uygulamalarda olduğu gibi menkul kıymetleştirme süreçleriyle de bu yapıyı ilişkilendirmek söz konusu olabilir. Burada mesele, “yap – sat” yerine “yap – yaşat” anlayışını kurumsallaştırmak. Aslında, bu yazıyı hazırlarken konuya ilişkin önemli bir açıklama da geldi ve önceki günkü Bakanlar Kurulu sonrasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından önümüzdeki dönemde TOKİ eliyle İstanbul'da ilk kez “kiralık konut projesi”nin hayata geçirileceği duyuruldu. Detaylar net değil ama önemli bir adım.
Son söz
Kira artışlarına dair tartışmayı sadece yüzde kaç arttı – kaç artmalı – nasıl frenlenmeli ekseninden çıkarmamız şart. Esas mesele, Türkiye’de konuta dair yönetişim mekanizmasını yeniden kurmak. Bunun için önce veri, sonra model, en sonunda da güven inşa etmek zorundayız.
Benim düşüncem şu: Bu piyasa artık sadece kendine bırakılamaz. Ama tamamen kamunun yönetimine bırakmak da çözüm değil. Akılcı, dengeli, veriye dayalı ve sosyal sorumluluk içeren bir model mümkün. Bu model yalnızca krizi değil, güveni de yeniden inşa eder. Ve umarım, TOKİ’nin yeni kiralık konut üretim sürecinde bu öneriler de dikkate alınır.