Türkiye için yeni fırsat: Brüksel etkisi

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Dr. Ceyhun Emre DOĞRU - CORPERA Danışmanlık yönetici ortağı

Avrupa Birliği (AB) kurulduğundan beri jeopolitik ve ekonomik bir güç olamamakla eleştirildi. COVID-19 salgınıyla beraber ortaya çıkan krize yeteri kadar hızlı ve eşgüdümlü bir şekilde yanıt veremeyen üye ülkeler, AB’nin küresel bir oyuncu olamama algısının derinleşmesine neden oldular. Bu değerlendirmelerde haklılık payı var. Dış politikada ve askeri alanda güçlü bir birlik hâline gelemeyen AB’nin, yükselen Asya ekonomileri karşısında mevzi kaybettiği de bir gerçek. Ancak AB, son yıllarda önemli bir alanda güçlenerek etkisini dünya çapında kabul ettirmeye başladı. Brüksel artık uluslararası iş dünyasının kurallarını belirleyen bir merkez hâline gelmiş durumda. Diğer bir ifadeyle AB, özel şirketlerin kendi vatandaşlarına ürün ve hizmet sunarken hangi kurallara bağlı kalacağını belirlemekle kalmıyor, bu konudaki politikaları ve regülasyonları Birlik dışındaki ülkelere de ihraç ederek küresel ekonomide oyun kurucu bir aktör haline geliyor. “Brüksel Etkisi” adı verilen bu durumun yakın geleceğimizi nasıl şekillendireceğini yakından incelemekte fayda var. Zira hem uluslararası ticaret ve yatırım açısından iş dünyasına önemli ipuçları veriyor, hem de Türkiye - AB ilişkileri açısından yeni bir fırsat penceresi aralıyor.

Nedir bu Brüksel etkisi?

Columbia Üniversitesi hukuk profesörü Anu Bradford tarafından literatüre kazandırılan Brüksel Etkisi, AB’nin küresel gücünü anlamamızı sağlayacak önemli bir çerçeve sunuyor. Bradford’a göre Brüksel Etkisi, AB’nin jeopolitik ve ekonomik gücünün çok ötesinde bir aktör olmasını sağlayan yegâne unsur. AB Komisyonu tarafından uygulanan ürün güvenliği, rekabet, çevresel koruma, veri güvenliği gibi politikaların giderek uluslararası normlar hâline gelmesi, Brüksel’in küresel piyasaları şekillendiren bir hegemon olarak ortaya çıkmasını sağlıyor. Brüksel Etkisi sayesinde AB, uluslararası iş dünyası tarafından yakından takip edilen “küresel bir düzenleyici kurum” hâline gelmiş durumda. Peki, Brüksel Etkisi nasıl oluşuyor?

Bu alanda yapılan çalışmalar incelendiğinde, Brüksel Etkisi’nin iki biçimde hayata geçtiği görülüyor. Birincisi, uluslararası şirketlerin kendi çalışma biçimlerini değiştirmeleri yoluyla ortaya çıkıyor. Birçok şirket, AB pazarına ulaşmak için AB kurumları tarafından belirlenen regülasyonlara uyum gösteriyor. Bu uyum neticesinde üretim ve operasyonlarını değiştirmek durumunda kalan uluslararası şirketler, yeni çalışma biçimlerini diğer ülkelerde faaliyet gösterirken de uyguluyorlar. Çünkü her ülkede farklı iş modelleri uygulamak maliyetlerini artırıyor. Bu nedenle AB dışındaki pazarlarda da, AB’nin koyduğu kurallara göre çalışma yolunu seçiyorlar. Böylece diğer ülke vatandaşları da AB standartlarında ürün ve hizmet almaya başlıyor. Brüksel Etkisi ikinci olarak, AB üyesi olmayan ülkelerin uluslararası şirketlerin talepleri ile AB mevzuatına uyum sağlamaları şeklinde ortaya çıkıyor. AB dışındaki piyasalarda da AB mevzuatına göre ürün ve hizmet sunan uluslararası şirketler, faaliyet gösterdikleri ülkelerdeki hükümetlerden ulusal regülasyonları AB mevzuatı ile uyumlu hale getirilmesini talep ediyorlar. Ticaret ve yatırım çekmek isteyen ülkeler de, uluslararası şirketlerin söz konusu taleplerine olumlu yaklaşabiliyor.

Özetle Brüksel Etkisi, AB kurumları tarafından belirlenen regülasyonların uluslararası şirketler ve piyasa dinamikleri yoluyla yayılmasına ve küresel ekonominin temel kurallarını belirlemesine yol açıyor. Söz konusu etkinin sonuçlarını, yakın geleceğimize damga vuracak iki alanda daha yakından hissedeceğiz.

En önemli iki alan: Dijitalleşme ve sürdürülebilirlik

Brüksel Etkisi en çok dijital ekonomi ve sürdürülebilir büyüme ile ilgili meselelerde ön plana çıkıyor. Aslında bunda şaşırılacak bir durum yok, çünkü her ikisi de yakın geleceğimize damga vuracak iki ana dönüşümü kapsıyor. Söz konusu dönüşüm devam ettiği için, dijitalleşme ve sürdürülebilirlikle ilgili düzenlemeler hâlâ politika yapıcılar ve şirketler arasında tartışma konusu. Dolayısıyla birçok konuda yerleşmiş kurallar yok. Dahası ekonomiler dönüştükçe, cevaplanması gereken yeni sorular ortaya çıkıyor. AB de gerek kurumsal kapasitesini kullanarak, gerekse AB piyasalarının uluslararası şirketler için çekiciliğinden faydalanarak Brüksel Etkisi’ni ister istemez artırıyor.

Dijital ekonomi ve onun etrafında kümelenen meseleler Brüksel’in etki alanını genişlettiği alanların başında geliyor. Örneğin veri güvenliği açısından bir dönüm noktası teşkil eden GDPR (General Data Protection Regulation) mevzuatının uluslararası iş dünyasını etkileyen en önemli düzenlemelerden biri olduğunu söylemek yanlış olmaz. Söz konusu mevzuatın AB vatandaşlarına hizmet veren teknoloji şirketleri tarafından diğer ülkelerde de uygulandığına şahit oluyoruz. Benzer uygulamaların, yapay zeka, online içeriklerin kontrol edilmesi ve rekabet gibi alanlarda da ortaya çıktığını görüyoruz. Bu etkinin uluslararası düzeyde giderek arttığını tespit etmek zor değil. Hogan Lovells tarafından 12 ülkede yapılan dijital regülasyon araştırmasına göre, 2019’un ilk yarısında dijital ekonomi alanında çıkan 452 mevzuat taslağının yarısı AB ya da AB’ye üye ülkelerden geliyor.

Benzer bir etki sürdürülebilir ekonomi alanında da kendini gösteriyor. AB üyesi ülke vatandaşlarının çevresel konulardaki hassasiyetinden kaynaklanan ve AB mevzuatında Avrupa Yeşil Anlaşması (European Green Deal) olarak yol haritası hâline getirilen politikanın amacı, Avrupa’yı 2050 yılına kadar sıfır karbon salınımlı bir kıta yapmak. Avrupa sanayi stratejisi, döngüsel ekonomi, mobilite ve gıda güvenliği gibi birçok alanı kapsayan politikanın sadece Avrupa ekonomisini değil, küresel ticaret ve yatırım dengelerini de değiştireceğini öngörmek zor değil. Zira anlaşma, ekonominin tüm sektörlerini, özellikle taşımacılık, enerji, tarım, yapılar ile birlikte çelik, çimento, bilgi ve iletişim teknolojileri, tekstil ve kimya gibi sanayi sektörlerini kapsıyor. AB ile ticari ilişkisi olan şirketlerin ve ülkelerin Brüksel Etkisi’nin çevresel boyutundan etkilenmemeleri mümkün değil.

Türkiye için fırsattır

AB’nin iş dünyasının küresel kurallarını belirliyor olması, birçok ülke açısından tedirginlik yaratabilir. Zira ulusal regülasyonları ile AB mevzuatı arasındaki makasın açık olduğu ülkelerin uluslararası şirketleri çekmesi giderek zorlaşacak. Dahası, yerli oyuncuları uluslararası rekabetten ne pahasına olursa olsun korumak gibi popülist politikaların tercih edilmesi mümkün. Ancak Türkiye, diğer ülkelere göre önemli avantajlara sahip. Bunların başında Türkiye ve AB arasındaki ilişkilerin köklü geçmişi geliyor. Gümrük Birliği’nin bir üyesi ve AB’ye aday ülke konumunda olan Türkiye her ne kadar her iki alanda ağır aksak ilerleme kaydedilse de, Brüksel’in uluslararası normları belirleme kabiliyetinden en çok faydayı elde edebilecek kapasiteye sahip.

Türkiye’nin Brüksel Etkisi’ni göz önünde bulundurarak AB entegrasyon sürecini tekrar ele almasının iki ana faydası var. Birincisi, Türk özel sektörünün uluslararası iş dünyası ile gerek Türkiye’de gerekse diğer ülkelerde işbirliği yapmasının yolunu açmak mümkün. Aynı regülasyonlara bağlı ve benzer ilkelerle hareket eden şirketlerin ortak değer yaratmasını kolaylaştırmak, başta dijital ekonomi ve sürdürülebilirlik alanlarında Türkiye ve AB arasında uyumun gelişmesine bağlı. Zira her ikisi de bütün sektörleri etkileyen unsurlar içeriyor. İkincisi, bu iki alanda sağlanacak entegrasyon Türkiye-AB ilişkilerinin gelişmesi açısından ihtiyaç duyulan ivmeyi sağlayabilir. Brüksel Etkisi, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecindeki tıkanıklıklardan soyutlanmış bir şekilde, somut ve karşılıklı fayda yaratan bir ilerlemenin yolunu açabilir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Rusya kararı ve gerçekler 21 Haziran 2021
Pareto ile zaman yönetimi 19 Haziran 2021
Faizler düşer mi? 19 Haziran 2021
Odaklanabilmenin gücü 19 Haziran 2021