Türkiye NATO için her zaman önemli

NATO’nun geleceğinin tartışıldığı bir dönemde, Kadim Yayınları, NATO eski Genel Sekreteri Stoltenberg’in görevdeki 10 yılını anlattığı "Ben Görevdeyken: Savaş Döneminde NATO’ya Liderlik” kitabını Türk okuruyla buluşturdu. Stoltenberg, Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump ve Ukrayna lideri Zelensky gibi liderlerle görüşmelerini anlattığı kitabıyla ilgili DÜNYA'nın sorularını yanıtladı.

NATO eski Genel Sekrete­ri Jens Stoltenberg, Ka­dim Yayınları tarafından Türk okurlarla buluşturulan "Ben Görevdeyken: Savaş Dönemin­de NATO’ya Liderlik” adlı kita­bında, 2014–2024 yılları arasın­da NATO’nun karşı karşıya kaldığı krizleri ve bu krizlerde alınan kri­tik kararların perde arkasını bi­rinci elden anlatıyor. Stoltenberg ile Türkiye’nin NATO’daki yeri ve kendisinin Cumhurbaşkanı Erdo­ğan ile ilişkisi başta olmak üzere NATO’nun bilinmeyen taraflarını konuştuk:

Yeni dünya düzeninde Türki­ye'nin NATO için önemi ve de­ğeri nedir?

Türkiye, NATO'nun önemli bir müttefiki. Türkiye, NATO'nun kolektif güvenliğine birçok fark­lı şekilde katkıda bulunuyor. Bu­nun birinci nedeni, Türkiye'nin güçlü bir ordusu, iyi eğitimli, do­nanımlı askerleri ve NATO'nun en büyük ordularından biri olma­sı. İkinci neden ise, Türkiye'nin NATO misyonlarına ve operas­yonlarına katılmaya her zaman istekli olduğunu defalarca kanıt­lamış olmasıdır.

Afganistan’ı en son terk edenler Türkler oldu

Örneğin, Afganistan'da Türki­ye, Kabil Uluslararası Havalima­nı'nın işletilmesinde önemli bir rol oynadı. 2021'de Afganistan'ı en son terk eden milletlerden bi­ri de Türk personel oldu. Ve tabii ki, Irak ve Suriye ile sınır komşu­su olan Türkiye'nin stratejik coğ­rafi konumu. Türkiye, DAEŞ ile mücadelede ve DAEŞ'e karşı yü­rütülen kampanyada çok önemli rol oynadı.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan ile güzel anılarım var”

Kitabınızda Türkiye Cum­hurbaşkanı Erdoğan ile olan anılarınızdan bahsetmişsiniz. Görev süreniz boyunca Erdo­ğan ile ilişkileriniz nasıldı ve onun hakkında kişisel izlenim­leriniz nelerdi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çok iyi bir ilişkim vardı, birçok farklı ve zorlu konuda birlikte çalıştık. Görevim boyunca Türkiye'yi bir­kaç kez ziyaret etme fırsatı bul­dum ve kendisiyle NATO'yu nasıl güçlendirebileceğimiz üzerinde çalıştık. Küresel koalisyonda DA­EŞ ile mücadele konusunda çalış­tık. Elbette bazı zorluklar da ya­şadık, özellikle Finlandiya ve İs­veç'in üyelik süreciyle ilgili, ama bu da çok iyi bir şekilde sonuçlan­dı.

Türkiye'nin terörle ilgili meşru güvenlik endişeleri olduğunu bir­çok kez belirttim. Bu nedenle, NA­TO olarak, yeni üyeler Finlandiya ve İsveç ile birlikte bu endişeleri gidermek için yaptığımız çabalar­dan memnunum. Cumhurbaşka­nı Erdoğan ve eşini ziyaret etme fırsatı da buldum. Eşimle birlikte Boğaz'da çok güzel bir tekne gezisi yaptık ve hem büyük siyasi mese­leleri, hem de aile ve diğer konular­da daha özel ve kişisel meseleleri konuştuk. Dolayısıyla, Cumhur­başkanı Erdoğan ile işbirliğimden güzel anılarım var.

Herkes eski dünya düzeni­nin ortadan kalkmasından ve uluslararası hukuk ve kuralla­ra dayalı sistemden yoksun ye­ni bir dünya düzeninin yaratıl­masından bahsediyor. Bu ko­nuda ne düşünüyorsunuz?

Köklü bir değişim döneminden geçiyoruz ve 2’nci Dünya Sava­şı'nın sona ermesinden sonra on yıllar boyunca geliştirdiğimiz ba­zı kurumların zorlandığını görü­yoruz. Bununla birlikte, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve egemen­lik, toprak bütünlüğü ve uluslara­rası sınırlara saygı gibi değerlere inanmaya devam etmeliyiz. Ancak bu değerleri korumak için oluştur­duğumuz kurumları uyarlamaya ihtiyacımız var. NATO da bu Tran­satlantik ittifakın bir parçası ve ye­ni dönemde varlığını sürdürmek için uyum sağlamalı. Ancak NA­TO'nun uyum sağladığını ve Avru­palı müttefiklerin kendi güvenlik­leri için daha fazla sorumluluk al­dığını memnuniyetle görüyorum.

Türkiye, NATO için önemli olmaya devam edecek

Son birkaç yıldır Avrupa ve ABD gibi Transatlantik müt­tefiklerin ilişkilerinde bir bo­zulma görüyoruz. Bu durum­da, Türkiye'nin NATO'daki varlığının eskisinden daha önemli olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet, Türkiye'nin NATO için önemli olduğunu ve önemli olma­ya devam edeceğini düşünüyorum. Türkiye, 1950'lerde NATO'ya ka­tıldığından beri her zaman önem­li bir NATO müttefiki olmuştur. Özellikle güneyde ve Ortadoğu’da, aynı zamanda Akdeniz'de, Kara­deniz'de ve tabii ki Boğazlar'da Türkiye'nin önemli bir rolü var. Bunların hepsi, Türkiye'nin NA­TO'da özellikle önemli bir rol üst­lendiği önemli konular.

En dramatik olay Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliydi

NATO Genel Sekreteri ola­rak görev yaptığınız süre bo­yunca, sizin için en çarpıcı an veya olay neydi ve bu durumu nasıl ele aldınız?

Karşılaştığım en dramatik ve çarpıcı olay elbette Ukrayna'nın tam ölçekli işgaliydi. Aslında savaş tam olarak 2022’deki işgalle baş­lamadı. 2014'te Rusya'nın Kırım'ı yasadışı olarak ilhak etmesi ve ar­dından Ukrayna’nın Donbas böl­gesine girmesiyle başladı. Ancak 24 Şubat 2022'deki tam ölçekli iş­galin büyüklüğü, görev sürem bo­yunca yaşadığım en dramatik olay­dı. Ve tabii ki en büyük görevim, NATO müttefiklerinden Ukray­na'ya destek toplamak ve ardından Rusya ile Ukrayna arasındaki sa­vaşın Ukrayna sınırlarının ötesi­ne yayılmasını ve Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir savaşa dö­nüşmesini önlemekti.

NATO’nun en acil görevi Ukrayna

Sizce bu konu hala NATO'nun en önemli görevlerinden biri mi?

Bu en acil görev. Tabii ki NA­TO'nun birçok görevi var ve en önemlisi, NATO müttefiklerine yönelik herhangi bir askeri saldı­rıyı caydırmaktır. Ancak en acil görev, Ukrayna'yı destekleyerek Rusya Devlet Başkanı Putin'in ka­zanmamasını sağlamak, çünkü bu Ukraynalılar için bir trajedi olur, aynı zamanda dünyanın dört bir yanındaki otoriter liderlere, güç kullandıklarında ve başka bir ül­keyi işgal ettiklerinde istediklerini elde edecekleri mesajını verir.

“Afganistan’da başarısız olduk”

Rusya'nın Ukrayna'yı işgali­nin yanı sıra, görev süreniz bo­yunca başka dünya krizleri de yaşandı. NATO Genel Sekrete­ri olarak görev süreniz boyun­ca tanık olduğunuz en önemli krizler hangileriydi?

Kitabımda NATO'nun başarı­larını anlattım ama aynı zamanda başarısız olduğumuz konuları da ele aldım. Bu süreçlerin ve karar­ların içerde nasıl alındığını anlat­maya çalıştım, çünkü NATO gibi neredeyse bir milyar insanın de­mokratik desteğine bağlı bir itti­fak şeffaf ve açık olması gerektiği­ne inanıyorum. Örneğin, DAEŞ'i yenmek için küresel koalisyonun bir parçası olarak nasıl birlikte ba­şarılı olduğumuzu anlattım. Tabii ki Türkiye bu konuda önemli bir rol oynadı. Ama aynı zamanda Af­ganistan'da nasıl başarısız oldu­ğumuzu da anlatıyorum, çünkü Af­ganistan'ı terk ettik ve Taliban geri geldi. Elbette bu bir başarısızlıktı.

“NATO’nun geleceği konusunda iyimserim”

NATO’nun geleceği konu­sunda iyimser misiniz?

Evet, iyimserim. Elbette şu an­da sorunlar ve zorluklar var, an­cak NATO daha önce birçok fırtı­nayı atlattı. NATO'da daha önce de krizler yaşadık, 1956'da İngil­tere ve Fransa'nın ABD'nin des­teği olmadan Mısır'a girme­siyle başlayan ciddi krizler yaşandı. 1960'larda Fransa NATO'daki askeri işbir­liğinden ay­rıldı. Viet­nam Sa­vaşı’nı, Irak Savaşı’nı ya­şadık. Tüm bunlar NATO müttefiklerini bölen so­runlardı. Ama her za­man galip geldik. Ve bence NATO'nun gele­cekte de galip gelmesi kesinlikle mümkün. Av­rupa ile Kuzey Amerika arasındaki güçlü bağ, hepi­mizi daha güvenli hale getiriyor.

Türkiye'siz NATO ciddi zayıflamaya uğrar

Stoltenberg, kitabında Türkiye’nin NATO içindeki önemini normatif değerler ya da ortak siyasal ilkeler üzerinden değil, coğrafya ve askeri-stratejik zorunluluklar üzerinden tanımlıyor. İstanbul ve Çanakkale boğazları, Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan kilit geçitler olarak Türkiye’yi ittifakın doğu ve güney kanadında vazgeçilmez bir aktör hâline getirdiğini yazıyor.

Stoltenberg’e göre Türkiye’nin NATO dışında kalması, Avrupa güvenliği açısından bir güçlenme değil ciddi bir zayıflama anlamına gelir. Ona göre Karadeniz’de Rusya’nın artan askeri varlığı ve Ortadoğu’daki istikrarsızlık göz önüne alındığında, Türkiye’siz bir NATO’nun hem caydırıcılık kapasitesi hem de kriz yönetme kabiliyeti önemli ölçüde azalacaktır.

Trump’a Grönland konusunda sınırlara saygı göstermesi gerektiğini söyledim

Kitabınızda, 2019 yılında ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'ı satın almak istediğine dair bir açıklama yaptığını ve sizin de 2019 NATO zirvesi öncesinde endişeli olduğunuzu yazdınız. Trump'ın Grönland'ı ABD'nin bir parçası yapma hedefi sürecek mi?

Başkan Trump, ABD'nin Grönland'ı kontrol etmesini istediğini çok açık bir şekilde ifade etti. 2019 yılında Grönland'ı satın almak istediğini ilk kez açıkladığında da aşağı yukarı aynı arzuyu dile getirmişti. Tabii ki kendisine sınırlara saygı görmesi gerektiğini ve Grönland'ın Danimarka Krallığı'nın bir parçası olduğunu belirttim.

Grönland’ı kontrol altına almaya çalışan en son ülke Norveçti, 1930'ların başında Norveç'te çok güçlü milliyetçi unsurların olduğu bir hükümet vardı ve bu hükümet, Grönland'ın doğu kıyılarını ilhak etti. Ancak Danimarkalılar Norveç'i Lahey'deki uluslararası mahkemeye götürdüler ve davayı Danimarka kazandı. Trump’a da Grönland'ın Danimarka'nın bir parçası olduğunu ve hepimizin bunu saygı duyması gerektiğini belirten bir mahkeme kararı olduğunu söyledim.

Peki onun tepkisi ne oldu?

Onun farklı bir görüşü var. O, Grönland’ı ABD’nin kontrol etmesi gerektiğini savunuyor. Bence başka bir ülkenin topraklarını ele geçirmeye çalışması kabul edilemez. Sınırlara saygı, barış, istikrar ve düzenli bir uluslararası sistem için çok önemlidir. Bu, NATO içinde anlaşmazlık yaşadığımız konulardan biriydi.

Yazara Ait Diğer Yazılar