Türkiye rekabetçilikte kayıplarını geri alıyor

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Türkiye, dünya genelin­de rekabetçilikte geçen yılki sert irtifa kaybı­nın ardından bu yıl güçlü bir to­parlanma sinyali verdi. Reka­betçilik sıralamasında “ekono­mik performans” ve “hükümet verimliliği” alanındaki olum­suz değerlendirme ile 2025’te 13 basamak birden düşerek 66’ncılığa kadar inen Türkiye, 2026’da ise ortodoks ekonomi politikalarına dönüşün yarattı­ğı stabilizasyon ve güven artışı­nın etkisiyle 9 basamak birden yükselerek 57’nciliğe yükseldi.

İsviçre’nin Lozan kentinde bulunan, dünyanın en prestij­li iş okullarından Institute for Management Development (Yönetim Geliştirme Enstitü­sü/IMD) tarafından ilk 1989 yılında başlatılan Dünya Reka­betçilik Endeksi (World Com­petitiveness Ranking), ülkele­rin ekonomik refah yaratma, şirketlerin rekabet gücünü ar­tırma ve bu ortamı sürdürüle­bilir kılma kapasitelerini ölçü­yor. IMD Dünya Rekabetçilik Endeksi, bir ülkenin gücünün sadece milli gelir (GSYH) veya verimlilik verileriyle ölçüleme­yeceği; siyasi, sosyal ve kültü­rel boyutların da iş dünyası için kritik olduğu dikkate alınarak oluşturuluyor.

Hem nicel gerçekler hem nitel

Endeksin temel felsefesi, ni­cel (sayısal) gerçekler ile nitel (algısal) unsurları bir araya ge­tirmeye odaklı. Ülkeler değer­lendirilirken iki temel veri kay­nağı kullanılıyor. Birinci ka­tegoride IMF, Dünya Bankası, OECD, BM ve ulusal istatistik kurumlarından alınan objek­tif, ölçülebilir ekonomik veri­ler yer alıyor. Bu verilerin en­dekse yansıması yüzde 66,6 dü­zeyinde. İkinci veri kaynağını ise ülkelerdeki üst düzey yerli ve yabancı yöneticilerle yapı­lan geniş kapsamlı anket oluş­turuyor. Bu anket, istatistikle­re henüz yansımamış olan gün­cel algıları, kurumsal güveni ve piyasa dinamizmini ölçüyor ve genel endekste yüzde 33,3 ağır­lığa sahip. Her ülkenin ham ve­rileri, standart sapma hesapla­maları kullanılarak ortak puan­lama sistemine dönüştürülüp nihai sıralama oluşturuluyor.

Endeksin parametreleri

IMD metodolojisi, ulusal ekosistemi 4 ana faktör altında inceliyor ve bunların da her biri 5 alt faktöre ayrılıyor, böylece toplamda 20 alt faktör bazın­daki kırılımlarda 330’dan fazla spesifik kriter puanlanıyor.

Birinci faktör olan “ekono­mik performans”, yerel eko­nomi, uluslararası ticaret, uluslararası yatırımlar, istih­dam ve fiyatlar (enflasyon) alt faktörlerini içeriyor. İkin­ci sıradaki “hükümet verim­liliği” (kamu yönetimi etkin­liği) devlet politikalarının re­kabetçiliği ve iş dünyasını ne kadar desteklediğini ölçüyor. Kamu maliyesi, vergi politika­sı, kurumsal çerçeve, iş dünya­sı mevzuatı ve toplumsal çer­çeve (adalet, eşitlik) bunun alt faktörlerini oluşturuyor.

Bir diğer faktör olan “iş dün­yası verimliliği”, şirketlerin ne kadar yenilikçi, kârlı ve esnek bir ortamda faaliyet göster­diğini inceliyor. Alt Faktörle­ri ise verimlilik ve etkinlik, iş gücü piyasası, finansal piyasa­lar, yönetim uygulamaları ile kurumsal değerler ve tutum­lar. Dördüncü faktör olan “alt­yapı” bağlamında işletmelerin ve toplumun ihtiyaç duydu­ğu temel kaynakların kalitesi analiz ediliyor. Bu kapsamda temel altyapı (ulaşım, ener­ji), teknolojik altyapı, bilimsel altyapı, sağlık ve çevre ve eği­tim alt faktörleri yer alıyor.

2026’daki güçlü yükselişin kaynağı

Türkiye’nin 2026 yılında 9 basamak birden yükselerek 70 ülke içinde 57’nci olması ise ekonomi yönetiminin attığı kararlı adımların istatistiklere ve anketlere olumlu yansımasıyla gerçekleşti. Rapora göre; 2025 yılı geçmişteki kur ve enflasyon şoklarının gecikmeli faturasını ortaya koyarken, 2026 sonuçları ise rasyonel ekonomi politikalarının yarattığı güven artışını tescilledi. Türkiye 2026’da en güçlü performansını 46’ncı sırayla “ekonomik performans” alanında gösterirken, en çok zorlandığı alan 64”üncü sırayla “kamu yönetimi etkinliği” oldu.

IMD raporuna göre;

-Merkez Bankası ve ekonomi yönetiminin uyguladığı rasyonel politikalar (parasal sıkılaştırma) meyvelerini vermeye başladı, uluslararası piyasalarda Türkiye’nin kurumsal ve ekonomik güven endeksi yükseldi.

-Enflasyon beklentilerinin yönetilmeye başlanması ve enflasyonun (baz etkisi ve sıkı politika ile) düşüş eğilimine girmesi, “fiyat istikrarı” parametresindeki puanı belirgin şekilde düzeltti.

-Türkiye’nin coğrafi avantajını kullanarak ihracat yaptığı partner havuzunu çeşitlendirmesi ve turizm gelirlerindeki güçlü seyir, “ekonomik performans” sütununu doğrudan destekledi.

-Küresel ve bölgesel krizlere rağmen Türkiye ekonomisinin iç talep, üretim ve gayri safi sabit sermaye oluşumu tarafında büyüme ivmesini koruması rekabet gücü sağladı.

2026’nın birincisi Singapur

2026 yılında Singapur, kurumsal gücü, dijital adaptasyon yeteneği ve iş dünyası verimliliği sayesinde zirveyi İsviçre’den geri alarak tekrar birinci oldu. 2025’in birincisi İsviçre 3’üncü sıraya kayarken, Hong Kong bir basamak yükselerek 2’nci, Tayvan iki basamak yükselerek 4’üncü sıraya yükseldi. Son beş yılda birinciliğin genelde Singapur ile İsviçre ekseni arasında el değiştirdiği gözleniyor. Yarı iletken sektörü ve teknolojik altyapı gücüyle Tayvan'ın 2022’de 7. sıradayken istikrarlı bir tırmanışla 2026’da 4’üncü sıraya yükselerek tarihinin en iyi derecesini elde ettiği görülüyor. Orta Doğu’nun istikrarlı gücü olarak nitelenen BAE ise beş yıl önceki 12’incilikten istikrarlı bir yükselişle 2025’te 5’inciliğe çıktı ve yerini bu yılda korudu.

Türkiye 2025’te neden sert düştü?

Türkiye’nin 2025 raporunda 13 basamak birden düşmesi, büyük oranda “ekonomik performans” ve “hükümet verimliliği” alanlarındaki bozulmalardan kaynaklanmıştı. Anılan yıla ilişkin IMD raporunda, Türkiye’nin düşüşündeki en büyük etkenin ulusal para birimindeki istikrarsızlık ve finansal sistem üzerindeki kur baskısı olduğunu ortaya koymuştu. Kur oynaklığı yabancı yatırımcı algısını (yönetici anketlerini) olumsuz etkilemişti. Fiyatlar alt faktöründe Türkiye’nin dünyadaki en kötü performanslardan birini sergilemesi hem şirketlerin maliyet öngörülebilirliğini azaltmış hem de genel rekabetçilik puanını aşağı çekmişti.

Raporda Türkiye’nin teknolojik altyapı, kurumsal çerçeve ve dijital dönüşüm hızı gibi alanlarda akran ekonomilerin gerisinde kaldığı vurgulanmıştı. İş dünyası verimliliğini baltalayan mühendislik ve teknoloji alanlarındaki yetişmiş insan kaynağı göçü, inovasyon kapasitesini sınırlamıştı.

On yıl önceye göre 10 basamak altta

Bu yılki yükselişe rağmen Türkiye, dünya rekabetçilik sıralamasında on yıl öncekinin 10 basamak altında bulunuyor. 2017 yılında 63 ülke içinde 47’nci olan Türkiye 2018’de 46’ncılığa kadar yükselmişti. 2019’da 51’inciliğe düşüp, pandeminin başladığı 2020’de tekrar 46’ncılığa çıkan Türkiye, 2021’de 64 ülke içinde 51, 2022’de 63 ülke içinde 52’nci sırada yer aldı. Türkiye, pandemi sonrası 2023’te 64 ülke içinde 47’nciliğe yükselirken, 2024’te 67 ülke içinde 53’üncü, 2025’te de 69 ülke içinde 66’ncı olabilmişti.

Türkiye’nin 2017- 2026 döneminde IMD Dünya Rekabetçilik Endeksi sıralamasındaki yerinde görülen büyük dalgalanmalar, yapısal direnç noktaları ile konjonktürel makroekonomik şoklar arasındaki mücadeleyi yansıtıyor. Türkiye altyapı, üretim kapasitesi ve pazar büyüklüğü gibi “sabit/yapısal” alanlarda istikrarlı; ancak enflasyon, kur istikrarı ve kurumsal güven gibi “akışkan/ makroekonomik” alanlarda çok dalgalı bir performans sergilediği için sıralaması testere grafiği çiziyor. Bu arada IMD metodolojisinin yüzde 33,3’ünü oluşturan Yönetici Algı Anketleri, Türkiye gibi sıcak gündemli ülkelerde sonuçları çok fazla dalgalandırıyor.

Türkiye rekabetçilikte kayıplarını geri alıyor - Resim : 1Türkiye rekabetçilikte kayıplarını geri alıyor - Resim : 2Türkiye rekabetçilikte kayıplarını geri alıyor - Resim : 3

Yazara Ait Diğer Yazılar