19 °C
Fatoş KARAHASAN
Fatoş KARAHASAN Markalar & İçgörüler fkarahasan@gmail.com

Türkiye sağlık turizminde kendi markalarını yaratıyor

Son dönemde, Orta Doğu ve Avrupa’dan ülkemize sağlık hizmeti almak için gelen ziyaretçilerin sayısında önemli bir artış var. Hastanelerimizin modern altyapısı ve hekimlerimizin uzmanlığı, kentlerimizin tarihi ve sosyal dokusuyla birleşince Türkiye cazip bir seçenek haline geliyor. Sağlık turizmine yatırım yapan kuruluşlar başarılı sonuçlar elde ediyorlar.

2006 yılında Bağdat Caddesi’nde ilk muayenehanesini açan DentGroup da bunlardan birisi. Başta İstanbul olmak üzere Ankara – Çayyolu, Antalya, Bodrum, Gaziantep ve Bitlis-Tatvan, İzmit’te yüzün üzerinde hekim ile toplamda 328 kişilik bir ekibe sahip olan DentGroup 19 merkezde hizmet veriyor.

Önümüzdeki günlerde İstanbul’da Nişantaşı, Sakarya ve Bakü’de yeni klinikler açmaya hazırlanan şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Efe Çelebi’yle DentGroup’un gelişimi ve sektör hakkında sohbet ettik.

- Marka nasıl doğdu?

Dr. Cihan Çapan ile birlikte 2006’da yola çıktık. 2012 yılından itibaren kurumsallaşma ve şubeleşmeye yatırım yapıyoruz. Bünyemizde ayrıca 0-12 yaş aralığındaki çocuklara özel DentGroup Kids markamız da var.

- Yurt dışından diş tedavisi için gelenlerin sayısı her yıl artıyor. Siz bu pazardan pay alıyor musunuz?

Türkiye, dünyada sağlık turizmi için en çok tercih edilen ülkelerden biri haline geldi. Bunun sebebi, özellikle diş hekimliği alanındaki dijitalleşme ve hizmet kalitesidir. DentGroup olarak total diş hizmetimizin yaklaşık yüzde 10'u sağlık turizmi kapsamında yurt dışından gelen hastalar tarafından oluşmaktadır.

- Hangi ülkeler ağırlıkta?

Diş tedavilerinde sağlık turizmi kapsamında farklı ülkelerden birçok hasta tedavi ediyoruz. Ağırlıklı olarak; Almanya, İngiltere, Suudi Arabistan, Hollanda, ABD, İsviçre, Avustralya vb. dünyanın birçok yerinden olmak üzere toplam 55 farklı ülkeden hastamız var. DentGroup olarak gelen hastalarımıza transfer konusunda da destek sağlıyoruz.

- Hangi işlemler tercih ediliyor?

Tedavi kapsamında değerlendirmek gerekir ise de; en çok gülüş estetiği, telsiz ortodonti (invisalign), kaplama (veneer), kuron (crown), implant, zirkonyum, porselen lamina ve diş beyazlatma tedavileri için geldiklerini ifade edebiliriz.

İmplant tedavisinde Türkiye, Rusya’dan sonra en çok satış yapılan ikinci ülke. Geçen yıl Türkiye’de İngiltere’nin üç katı implant tedavisi uygulandı. Bu sayı İngiltere’de 250 bin iken, Türkiye’de 750 bindir. Elbette ki sağlık turizminin bu sayılara katısı oldukça yüksektir.

- Yeni klinikler için kadroyu büyütmek gerekiyor. Gençlere fırsat veriyor musunuz?

Yakın dönemde pek çok üniversitede açılan Diş Hekimliği Fakülteleri öğrencilerin teorik ve pratik eğitimde eksik olarak mezun olmasıyla sonuçlanıyor çünkü yeterli sayıda hasta göremiyorlar. Bizim işimiz aynı zamanda el becerisi de gerektiriyor. Bu yüzden DentGroup Academy’i kurduk. Bu sayede hekim olma yolunda öğrencileri hem teorik hem de pratik eğitime alıyor bunun ardından kliniklerimize yönlendirerek kaliteli hekimler yetiştirilmesine katkı sağlıyoruz.

Moda sektörünün önceliği sürdürülebilirlik olmalı

Son yıllarda azalan kaynaklar, artan çevre sorunları ve talepkâr yeni nesiller, hazır giyim sektörünü sürdürülebilirliğe daha fazla yatırım yapmaya zorluyor. Ünlü tasarımcımız Arzu Kaprol da sürdürülebilirliğin önemine dikkat çekiyor ve yeni çözümler bulmaya çalışıyor. Kaprol’den çalışmaları hakkında bilgi aldık.

- Tekstil endüstrisinin doğaya verdiği zarar çok büyük. Sizce, moda perakende sektörünün daha sürdürülebilir olması için neler yapılmalı?

Tekstil endüstrisi, petrokimyadan sonra dünyaya ve doğal kaynaklara en yüksek zarar veren endüstri. Bu sebeple, son yıllarda bunu değiştirmek için sadece sektör içerisinde değil aynı zamanda tüketici nezdinde farkındalık yaratmak için projeler geliştiriliyor. Temel sorun, doğal kaynaklarımızı gerçekte ihtiyacımız olmayan, niteliksiz ürünler üretmek için harcıyor olmak. Bu yüzden her iki taraftan da, yani hem üretici hem de perakende müşterisi tarafında bilinçlendirme çalışmaları arttı ve daha da artacak görünüyor. Tüketici kelimesinin adı ve tanımını bile tartışıyor ve yeniden tanımlıyor olmamız gerekiyor.

- Siz giyilebilir teknolojiler üzerine yoğunlaşıyorsunuz. Bu alanda ne gibi yenilikler var?

Sürdürülebilirlik ve giyilebilir teknolojiler, birbirinden farklı ama iç içe ve birbirini destekleyen kavramlar. Yarattığımız her ürünün sadece form veya desenini değil, onun üretim ve yaşam zincirini tasarlamak, farkında olmak ve sorumlu olduğunu bilmek gerekiyor. Bu alanda, ürün ömrünü çok tartışmamız gerekiyor. Üretirken harcanan tüm enerji kaynakları, insan gücü ve doğal ve teknolojik kaynaklar ne kadar doğru kullanılıyor buna göre satın alma alışkanlıklarımızı ve tedarik sistemlerinin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.

Giyilebilir teknolojiler bize neler vaat ediyor?

Giyilebilir teknolojiler, öncelikle ürün ömrünü uzatmak giydiğimiz kıyafetle olan ilişkimizde sadece estetik kaygı değil, performans ve teknoloji prensiplerini de içine katarak farklı değer alanları yaratabilir. Bir t-shirt, giydiğimiz bir kıyafet bizim yaşamsal değerlerimizi, metabolizma dengemizi, mineral değerlerimizi takip edip hem bu datayı biriktirebilir hem de bizi uyarabilir. Veya, oyun endüstrisi de bu deneyimi bedensel etkileri ekleyerek, deneyimleri derinleştirebilir. Hava durumuna göre, bizim bedenimizin ihtiyaç duyduğu korunma veya ısınma değeri yaratabilir. Ya da bedensel engelli veya farklı hastalıklarda yardımcı olabilir. Dolayısıyla, moda teknolojiyle birleştiğinde yeni tasarım parametreleri oluşacak.

- Moda dünyası çok hızlı dinamiklere sahip, hızla değişen bir sektör, sürdürülebilirliğin temelinde ise tüketmemek var. Bu iki dünyayı nasıl birleştireceğiz?

Öncelikle tüketici tanımını değiştirmemiz gerekiyor ve tekstil kullanım zincirinin sonunu satış olarak düşünmememiz, satılan kıyafetlerin tekrar sürdürülebilir bir sistemde toplanması ve bu zincirin daima canlı kılınması gerekiyor. Bu anlamda, tasarım eğitiminin, ürün yaşam zinciri tasarımı olarak yeniden yapılandırmamız ve yeni tasarımcıları bu prensipte yetiştirmemiz temel bir gereksinim.

- Ürün ömürlerinin kısalması bize nasıl yansıdı? Bu alanda neler yapılabilir?

Gittikçe daha hızlı talep eden ve daha ucuz ürüne ihtiyaç duyan bir perakende zincirinde sorumluluk bilinci, belki de çok gözetilmeden yaratılmış pek çok ürün var. Ürünün ekonomik olması süründürülebilir olmaması anlamına gelmiyor. Sürdürülebilirliği temek bir prensip olarak tanımlayarak başlayabiliriz.

- Şu sıralar hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?

WWF için hazırladığımız koleksiyonumuz Şubat ayında piyasaya çıkacak. Bu bizim için çok heyecan verici bir proje. Sektöre ilham vermek, gençliğin kodlarını yeniden toparlamak ve farkındalığı doğal ve sürdürülebilirliğe çekmek adına bizi hem heyecanlandıran hem de yüzümüzü güldüren bir proje oldu.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap