Türkiye şaibeli akademik yayınlarda zirvede

Yasemin SALİH
Yasemin SALİH İYİLİK FABRİKASI yasemin.salih@dunya.com

URAP verilerine göre yılda ortalama 35 bin bilimsel makalenin yayımlandığı Türkiye’de dev bir “şaibeli yayın” pazarı var. Bu konuda referans kabul edilen Beall List’e göre Türkiye, dünyada ikinci sırada yer alıyor. Uzmanlar ise, “Bilimi sayısal verilere bakarak destekleyen yapı, akademisyenleri bu yayınlara mecbur bırakıyor” diyor. 008 yılında Colorado Üniversitesi’nden Jeff rey Beall, bilimsel makalelerin yayınlanmasında şaibeli süreçler yaşandığını iddia eden cesur bir çıkış yaptı. Arkasından bütün dünyanın referans kabul ettiği Beall List’i yayınlamaya başladı. 2011’de listede 18 şaibeli yayın varken, 2016’da bu sayı 1000’i aşmıştı. Bugün Beall List’e bakıldığında dünyada en fazla şaibeli dergi-yayın bulunan ülke Hindistan. Hindistan dünya genelinde pazarın yüzde 54’ünü elinde bulunduruyor. Ülkede faaliyet gösteren Omics ise bazılarına göre şaibeli yayınlar dünyasının ağababası.

Beall List’te Hindistan’ı 41 yayınla Türkiye takip ediyor. Daha sonra da Amerika, Pakistan geliyor. Cabells Predatory Reports Database’in verileri ise şaibeli yayınlar pazarının hacmini ortaya koyuyor. Rapora göre 2021’de 15 bin şaibeli yayında, 787 bin makale yayınlanmış. Aynı rapor; içinde yayınevleri, üniversiteler, akademisyenler, vakıflar hatta şirketlerin de bulunduğu pazarın 400 milyon doları bulduğunu söylüyor.

Akademik destekler pazarı oluşturdu

Orta Doğu Üniversitesi çatısı altında faaliyet gösteren URAP (University Ranking by Academic Performance), Türkiye’de yılda ortalama 35 bin bilimsel makale yayınlandığını söylüyor. 2020 verileri dikkate alınarak yaptığı çalışmaya göre bu makalelerin sadece yüzde 21,7’sinin etki değeri yüksek (Q1) dergilerde yayınlandığını da ifade ediyor URAP. Marmara Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü Doktor Öğretim üyesi Dr. Sümeyye Akça, Türkiye’de şaibeli yayınlarla ilgili ilk araştırma yapanlardan. Akça’ya “Nedir bu şaibeli yayın meselesi” diye sorduk. Beall List’teki dergilerin giderek arttığını, bazı dergilerin de daha sonra listeden isimlerini sildirdiklerini söyledi ve şöyle devam etti: “Bu listedeki tüm dergiler şaibelidir demiyor Beall. Düşük nitelikli dergiler de var listede. Dünya aslında bu dergilere ‘yağmacı’ diyor ama mesele o kadar net değil.” Akça’ya göre meselenin önüne geçilememesinin nedeni sistem ve iki taraflı memnuniyet. Çünkü hem Türkiye’de hem de diğer ülkelerde akademisyenlerin yükselmesi, makale performanslarına doğrudan bağlı. Akademik üretim, makale sayısına endekslenmiş gibi. Akça bunu şöyle açıkladı: “Burada yayın para, akademisyen de unvan kazanıyor. Üniversiteler ise dünya sıralamasında daha yukarılara çıkıyor. Kriterler sayılara bağlı. Akademisyenin belli bir puanı varsa yükseliyor, atamalarda kadro bulabiliyor. Nitelikli yayınlarda hakem heyetinin makaleyi değerlendirmesi bazen yılları buluyor. Oysa şaibeli dediğimiz yayınlarda ya hakem heyeti hiç yok ya da göstermelik. Parayı veriyorsunuz makaleniz yayınlanıyor. Böyle bir akademik iklim oluştu.”

Açık erişim 1.500 dolardan başlıyor

Akça’nın dikkat çektiği asıl tehlike dünya çapında isim yapmış, prestijli bilimsel yayınların da bu pazara girme yolunu bulmaları.

O yolun adı ise “açık erişim.” “Artık yağmacı yayıncılık daha profesyonel yapılıyor” diyen Akça, şöyle devam etti: “Eskiden bu prestijli yayınlardaki makaleleri sadece abone olanlar görebiliyordu. Bu da çok pahalıydı. Sonra açık erişim adı altında bir yol bulundu. Parası olan makalesini açık erişime koyuyor. Bunun ücreti de talep ettiğiniz hıza göre 1.500 dolardan başlıyor. Dünyada üniversite ve akademisyen sayısı arttıkça şişkinlik oldu ve böyle bir Pazar oluştu. Parası olan akademisyen öne çıkıyor. Bazen parayı üniversiteler veriyor, onlar da listelerde yükseliyor. Bilinçli akademisyenler de var ama 1-2 yıl beklemek zorunda kalıyorlar. Hakem havuzları da bu işe soyunmaya başladı.” O yolun adı ise “açık erişim.” “Artık yağmacı yayıncılık daha profesyonel yapılıyor” diyen Akça, şöyle devam etti: “Eskiden bu prestijli yayınlardaki makaleleri sadece abone olanlar görebiliyordu. Bu da çok pahalıydı. Sonra açık erişim adı altında bir yol bulundu. Bu yayınlar açık erişimi manipüle ediyor. Parası olan makalesini açık erişime koyuyor. Bunun ücreti de talep ettiğiniz hıza göre 1.500 dolardan başlıyor. Dünyada üniversite ve akademisyen sayısı arttıkça şişkinlik oldu ve böyle bir Pazar oluştu. Parası olan akademisyen öne çıkıyor. Bazen parayı üniversiteler veriyor, onlar da listelerde yükseliyor. Bilinçli akademisyenler de var ama 1-2 yıl beklemek zorunda kalıyorlar. Hakem havuzları da bu işe soyunmaya başladı.”

Etkili mevzuat gerekiyor!

YÖK, şaibeli yayınlarda ilgili 2019 ve 2021’de önemli kararlar yayımladı. 2021’deki kararda doçentlik başvurularında dosyalar değerlendirilirken sadece Q1, Q2 ve Q3 grubundaki yayınlarda yer alan makalelerin dikkate alınacağı bilgisi yer aldı. Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Lale Akarun’a göre şaibeli yayınların sorumluluğu akademik teşviklerde makale sayısını öne çıkaran sistemde aranmalı. Türkiye’de bilimsel makalelerin bir endüstri haline geldiğini söyleyen Akarun, YÖK’ün aldığı tedbirlerin yetersiz olduğunu ifade etti. Akarun, “Türkiye’nin biraz daha merkezi olarak bununla mücadele etmesi gerekiyor. Kimseyi yargılamamak lazım. Yaptırımların net olduğu bir mevzuata ihtiyaç var. Sahte konferanslar düzenleyen ticari şirketler var. Bu meseleyle daha fazla uğraşılmalı” uyarısında bulundu.

COVID ile ilgili 300’den fazla makale geri çekildi

Şaibeli yayınlarla ilgili araştırmalar yürüten Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Zafer Koçak da sistemin “bilimi teşvik” yaklaşımından beslendiğini söyledi. Batı’daki üniversitelerin akademisyenlerin makale yayın masraflarını karşıladığını ancak diğer bölgelerde genellikle masrafın yazara kaldığını ifade eden Koçak, “Talebe göre bu işin yazara maliyeti 10 bin dolarlara kadar geldi. Türkiye’deki yayınların daha ödenebilir tarifeleri var” dedi. Bilimsel teşvik sistemine sadece akademik yayınların değil, konferansların da dahil edilmesiyle şaibe pazarının genişlediğine de değindi Prof. Dr. Koçak. Dedi ki, “Yağmacı konferanslar da düzenlenmeye başladı. Çünkü teşvik sisteminde yurtdışı konferanslar da yer aldı. Yani bilimi beslemesi gereken teşvik sistemi, fırsatçıları besledi, istenildiği gibi çalışmadı. Bunun bir yararı bilginin paylaşılması oldu. COVID döneminde bunun etkisini gördük ancak akut dönem sona erdiğinde şaibeler de ortaya çıktı. COVID ile ilgili 300’ün üzerinde yayın geri çekildi. Çünkü hakem denetiminden geçmemişlerdi. Bu sayı bir rekor. Maalesef COVID dönemi bize bilimsel yayıncılıkta ne kadar açık olabileceğini, kötüye kullanımın sınırlarını net olarak gösterdi.”

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar