Türkiye yönetiliyor mu yoksa idare mi ediliyor?

Emrah LAFÇI
Emrah LAFÇI Ekonominin Doğası dunya@dunya.com

Mevcut ekonomi politikasının sürdürülemez olduğu anlaşılınca geride bıraktığımız yılın son 2 ayında köklü bir değişikliğe gittik. Bu değişikliğe bizi zorlayan ana etken Türkiye’nin döviz yükümlülüklerini çeviremeyecek duruma gelmesine ilişkin kanıydı. Zaten hem atılan adımlardan hem de verilen mesajlardan Türkiye’nin 19. yy. ortasından beri gelen bu kadim probleminin aciliyeti açıkça anlaşılıyor. Döviz problemini çözmenin farklı yolları var. İthalatı azaltıp ihracatı artırabilirsiniz, bu uzun iş, şu andaki durumumuz daha acil. Doğrudan yatırımları çekebilirsiniz, konut yatırımı, banka alımı, yabancıların fabrika kurmaları gibi. Bunun da kısa vadeli bir çözüm olduğunu söylemek zor. Geriye sıcak para kalıyor. Bunun da formülü açık. Faizi artırısınız, TL üzerinden para kazanacağını düşünen yabancı gelir ve kısa süreli döviz probleminiz bir sonraki siyasi, jeopolitik problemlere kadar çözülmüş olur. Bu problemler olunca son yıllarda sıkça yaşadığımız gibi ani duruşla birlikte ekonomi de ciddi yara alır. Biz bu yola yine mecbur kaldık, 19 Kasım toplantısında merkez bankası 475 baz puan, 24 Aralık toplantısındaysa 200 baz puan faiz artırımı yaptı. İlk artırım zaten fiilen işlem gören gören faize bankanın kendini uyarlamasıyken ikincisi gerçek anlamda, hatta beklentilerin bile üzerinde bir faiz artırımı oldu. Güçlü bir şekilde bu politikanın da devam ettirileceğine dair mesajlar verilince yabancı da hemen karşılığını verdi. Yüksek faiz başlı başına cazip bir faktörken bir de TL’nin aynı süre içinde değerleniyor olması yabancı yatırımcı açısından ekmek kadayıfının üzerindeki kaymak oldu.

Sıcak para bir tek bize mi geldi?

Burada dikkat edilmesi gereken husus bizim pollitika değişikliği yaptığımız dönemde uluslararası yatırımcıların gelişmekte olan ülkelere(GOÜ) bakışlarında da keskin bir değişim olması. IIF’in(Institute of International Finance) verilerine göre Kasım ayında GOÜ’ye olan portföy akımı 76.5 milyar dolar. Bunun 36.7 milyarı tahvil piyasasına 39.8 milyarı ise hisse senedi piyasasına girmiş. Yılın ilk 10 ayındaki GOÜ’ye olan toplam girişin 98.2 milyar dolar olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda bir aylık 76.5 milyar dolarlık girişin ne kadar büyük olduğu daha iyi anlaşılıyor. Başka bir karşılaştırma daha yapabiliriz. IIF verisi 2005 başına kadar gidiyor, o tarihten beri aylık olarak görülen en yüksek portföy girişi bu yıl Kasım ayında gerçekleşmiş. Bu da bize reform söylemlerinin ve politika değişikliğinin uluslararası sermaye akımları dikkate alındığında oldukça şanslı bir dönemde gerçekleştirildiğini gösteriyor.

Tabii ki bu durum aynı zamanda portföy akımları bizden mi yoksa küresel koşullardan mı kaynaklanıyor sorusunu da beraberinde getiriyor. Ülkemizde analiz yaparken bazen belli olayların sadece bizim başımıza geldiğini düşünüyoruz. Bu da olaylara olduğundan fazla önem atfetmemize ya da olması gerekenden daha az ciddiye almamıza neden oluyor. Artan portföy akımlarının bizden mi yoksa küresel koşullardan mı kaynaklandığının belirlenmesi için biraz daha izlenmesi gerekiyor. 

Salgın hata affetmiyor!

Yeni yılla beraber her ayın başında olduğu gibi bu ay da 2 önemli makro ekonomik veriyi karşılayacağız. Enflasyon ve dış ticaret rakamları. Maalesef 2020’de başarısız bir ekonomi yönetimi sergiledik. Bunun da sonuçlarını net bir şekilde gördüğümüz verilerden ikisi enflasyon ve dış ticaret açığımız. Kasım ayı enflasyonumuz %14.03’tü, dış ticaret açığımızsa ilk 11 ay için yaklaşık 45 milyar dolar. Salgın politika yapıcıların hatalarıyla ilgili çok net bir turnusol kağıdı oldu. Gerek hasta-vaka sayısı açıklama konusundaki hatalar, gerekse de ekonomi alanındaki bu köşede defalarca saydığım hataları göz önünde bulundurduğumuzda önemli bir sonuç ortaya çıktı. Salgın o kadar şiddetli ve herkesin gözü önünde yaşandı ki politika yapıcılar olarak buralarda bir hata yaptığınızda ne kadar saklamaya çalışsanız da bir şekilde ortaya çıktı. Bundan önce yapılan hataların sonucu zamana yayılıyordu, belki de manipüle ediliyordu ve halk bu hataları görme konusunda zorluk çekiyordu. Milli gelirimiz %30 düşüyordu ama neden böyle olduğu sorulduğunda türlü bahanelerle açıklamalar yapılıyordu. Şimdiyse bu hatalar gün gibi aşikar olduğu için ve sonuçları çok ağır olduğu için hem herkes tarafından daha net görüldü hem de bu hatalar politika yapıcılar tarafından zımni olarak kabul edildi ve yapılan uygulamalardan çark edildi. Ülkeler ekonomik olarak şirketler gibi değildir. Şirketleri kötü yönetirseniz bu nispeten kısa sürede belli olur. Şirket batar yerine yenisi açılır. Ülkelerse kötüye gider ama zor batar, bunu idare etme konusunda mahir siyasetçiler de varsa bu kötüye gidiş bir şekilde uzunca bir süre sürdürülür. Eski bir cumhurbaşkanımızın dediği gibi “Türkiye yönetilmez idare edilir” sözü gerçek olur. İdare edilmediğimiz yönetildiğimiz bir yıl olması dileğiyle.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar