Türkiye’nin Libya’dan dışlanmasına mı çalışılıyor?

İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Türkiye, devlet tarafından resmen davet edilmiş olanlar hariç, Libya’da davetsiz bulunan bütün silahlı güçlerin ülkeyi terk etmelerine yardımcı olmalıdır. Ayrıca Türk hükümeti Libya’da bir Müslüman Kardeşler hükümeti kurdurmak peşinde koşmadığını davranışları ve söylemleriyle açık bir şekilde göstermeli ve kendisi barış projeleri oluşturup kabul ettirmeye çalışmaktan uzak durarak, Libyalıların kendi sorunlarını çözmelerine yardımcı olan bir uluslararası koalisyon içinde yerini almaya çalışmalıdır.

 

Yabancı güçlerin Libya’yı terk etmesi baskıları artıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) iki kararının ardından, geçtiğimiz hafta Libya’nın yeni Dışişleri Bakanı Necla el Menguş, Türkiye tarafından desteklenenler dahil, tüm yabancı güçlerin ülkesini terk etmesini istedi. Fransa, Türkiye’yi kendisinin tabii önder olduğu bir bölgeye müdahil olan davetsiz bir misafir olarak göstermeye çalışıyor. Fakat dış siyaset uzmanımız Türkiye’nin Libya ile tarihi bağlarının Fransa’ya nazaran daha yoğun olduğunu, dolayısıyla kırılgan Libya barışını korumaya daha çok katkıda bulunabileceğine işaret ediyor.

Fransa uluslararası camiayı Türkiye’nin Libya’da bir işi olmadığına inandırmaya çalışıyor ama galiba Türkiye’nin Libya ile bağları bir hayli öncesine uzanıyor?

Gerçekten de öyle. Türkiye’nin Libya’ya dönük ilgisinin yeni olduğu iddiasının gerçeklerle bir bağlantısı yoktur. Libya’nın bağımsız bir ülke olmasından başlayarak Türkiye Libya ile yakın ilişkiler yürütmüştür. Libya’nın ilk başbakanı Osmanlı döneminde ülkemize yerleşmiş Libya kökenli bir Türktü. Libya’ya başbakan oldu, görevini tamamlayınca da yeniden Türkiye’ye döndü.

Libya kralının Türkiye ile yakın ilişkileri vardı. Hatta Kral İdris bir askeri darbe ile devrildiğinde Bursa kaplıcalarında tatildeydi. Kendisini deviren subaylardan biri de İstanbul’da Harp Akademileri’ne devam etmişti. Ben otuz yıldan da eski bir tarihte Deniz Harp Okulunda ders verdiğim bir dönemde, okulda deniz subayı olmak için yetiştirilen yüz civarında Libyalı öğrenci olduğunu hatırlıyorum. Kıbrıs Barış Harekatı sırasında ve sonrasında Libya Türkiye’ye önemli yardımlarda bulundu.

Libya’nın bağımsızlığını kazanmasından sonra Türkiye ile Libya arasında yakın iktisadi ilişkiler kurulmuştur. Türk inşaat şirketlerinin uluslararası sahneye çıkmalarının başlangıç adımlarını Libya’da başarıyla tamamladıkları projeler oluşturmuştur. Ayrıca, iki ülke arasında yoğun bir turist trafiği de vardı. Nitekim, savaş başlamadan önce bir yolcu gemisi her hafta İzmir’e Libya’dan alışverişe turist getiriyor, misafirler buzdolapları, çamaşır makinaları ve diğer birçok ürünü alıp, ülkelerine dönüyorlardı.

Bütün bu söylediklerinize rağmen Türkiye’nin Libya’da uzun vadeli, hatta herhangi bir askeri varlık tesis etmesine karşı uluslararası bir itiraz var. Bu nereden kaynaklanıyor?

Aslında Libya’da bir dizi ülkenin askeri mevcudiyeti var ve bu ülkeler Libya’da asker bulundurmalarını çok normal telakki ediyorlar. Nitekim, Arap Baharı’nın başladığı dönemde İngiltere ve Fransa Libya’ya gidip, ülkeyi bombalamalarını dahi çok tabii buldular. Ne hikmetse, Türkiye Libya’da askeri varlık gösterince bu problem olarak görülüyor. Buna karşılık, Fransa gibi geçmişin emperyalist devletleri, karşılarına bir fırsat çıktığında emperyalist özlemlerini sergilemekten kendilerini alıkoyamıyorlar.

Tarihi açıdan değerlendirildiğinde Libya’da Türk askeri varlığının bulunmasında yadırganacak bir taraf göremiyorum. Bu duruma itirazların Libya’nın iç politikası ve uluslararası politika ile ilişkisi var. Libya toplumu yeterince bütünleşmiş bir toplum değil. Aşiretler çok güçlü temel sosyal örgütlenme ağları oluşturuyor ve her birinin yerleşik olduğu bölgeler farklı. Aşiretler arası ve bölgelerarası rekabet çok yaygın. Ülke içinde bir çatışma çıkınca, uluslararası aktörler devreye giriyor, her biri kendi çıkarlarını gütmek için bir aşiretler öbeğine destek veriyor.

Çizdiğiniz bu çerçeve, Libya’nın yeni Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’nin destekledikleri de dahil, bütün yabancı askerlerin ülkeden çekilmesini talep etmesini açıklıyor mu? Diğer partilerden baskı altında mı der siniz?

Müzakere yoluyla bir uzlaşmaya varılması için, öncelikle ülkedeki muhtelif askeri fraksiyonların ülkeyi terk etmesi ya da dağıtılması gerekiyor. Dışişleri Bakanı muhtelif aktörlerin resmi olmayan askeri mevcudiyetinin sona ermesini talep ediyor ki, bunun anlaşılmayacak bir yönü yoktur. Böyle bir talep dile getirilirken, şu veya bu gayri resmi gücün ayrı tutulması mümkün değildir. Ancak şurası da açıktır ki, birleşik bir Libya hükümetinin kurulması önündeki en büyük engel Fransa ve Mısır yanında Rusya’nın gönderdiği Wagner güçlerinin de arka çıktığı Hafter güçleridir. Hafter’in askeri varlığı etkisizleştirilmedikçe, çatışmaların sonlandırılması kolay olmayacaktır. Hafter’in gücü ülke dışına çıkarılır ya da dağıtılırsa, diğer güçlerin ülkede kalmasının gerekçesi de kendiliğinden ortadan kalkar. Tabii, Libya hükümetinin resmen ya da anlaşmalarla ülkesine davet ettiği güçler bahsettiklerimin dışındadır.

Durumun kırılgan olduğu anlaşılıyor. Her ne kadar çatışmaları sonlandırmayı amaçlayan bir hükümetin kurulması için hızla bir anlaşmaya varıldıysa da, Ulusal Birlik Hükümetinin durumu yeterince güçlü değil. Türkiye bu hükümeti desteklemek için neler yapabilir?

Türkiye, devlet tarafından resmen davet edilmiş olanlar hariç, Libya’da davetsiz bulunan bütün silahlı güçlerin ülkeyi terk etmelerine yardımcı olmalıdır. Ayrıca Türk hükümeti Libya’da bir Müslüman Kardeşler hükümeti kurdurmak peşinde koşmadığını davranışları ve söylemleriyle açık bir şekilde göstermelidir. Ve, kendisi barış projeleri oluşturup kabul ettirmeye çalışmaktan uzak durarak, Libyalıların kendi sorunlarını çözmelerine yardımcı olan bir uluslararası koalisyon içinde yerini almaya çalışmalıdır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Yeniden düşünme zamanı 30 Ağustos 2021
Taliban’ın yükselişi 23 Ağustos 2021
Yeni bir göç krizi mi? 19 Temmuz 2021