Türkiye’nin reform gündemi giderek kabarıyor

Güven SAK
Güven SAK DÜNYA İŞLERİ

Bizim dışımızdaki dünya, öyle öğrenci servisi gibi, korna çalarak, uyarıp, arada WhatsApp’tan mesaj falan da atıp, bizi de alıp gitmek üzere sabah kapıya gelip, “Hadi ama artık gelseniz” diye beklemiyor. Siz o an ne yapacağınızı bilmiyorsanız, gitti mi gidiyor. Sonra kültürümüzden alıştığımız gibi “Göçtü kervan, kaldık dağlar başında” diye tempolu feryat etmenin de herhangi bir yararı olmuyor. Gitti mi gidiyor. Ne oluyor? Sonunda daha az maliyetle halledebileceğiniz iş için dünya para ödemek, elin oğlunun ağız kokusunu çekmek gerekiyor. Halimiz tam da böyleyken böyle zaten.

Bu olup bitenler bana Gümüş Patenler romanını hatırlatıyor

Ben bugün zaten bildiklerinizi tekrar etmeyeyim. Şöyle gözünüzde canlandırmaya çalışayım: Halimiz, bir nevi dev bir barajın hemen yanında ikamet eden bir köyün işkilli ahalisine benziyor. Hem kuşkulu, hem güvensiz, hem de fevkalade tedirgin. Kolay mı? Son dönemde, diyelim 2018’den beri, gün boyu ve özelikle geceleri barajın dev gövdesinden daha önce hiç işitilmemiş tuhaf çıtırtılar geliyor.

Bütün bunlar bana çocukken okuduğum Mary Mapes Dodge’un “Gümüş Patenler” çocuk romanını hatırlatıyor doğrusu. Hani Hollandalı çocuk, set yıkılmasın, sular etrafı basmasın diye parmağıyla deliği tıkar ve orada bekler ya, işte bugünlerin aspirin tedavisi uygulaması öyle bir şey esasen. O vakit, işe yaramıştı gerçi...

Arada o koca gövdenin bir yerlerinde çatlaklar belirip, su hafiften sızmaya başlayınca, ekipler hemen çatlakları sıvıyorlar. Sıvandığında suyun akışını durdurmanın zor olduğu yerlere de belediye ekipleri bir nevi tıpalar çakıyor. Bir orada bir burada bir şeyler yapılıyormuş gibi görünen koşuşturmayı böyle de görebilirsiniz bir nevi. Bizi yönetenler bu olup bitenin son derece normal olduğu konusunda ısrarcı, her şeyin kontrol altında ve işlerin tıkırında olduğu iddiasındalar. Ekonomi tıkırında velakin millet daha durumun farkında değil bir nevi. Ama esasen hepimiz bir şeylerin ters gittiğinin farkındayız. Çıtırtılar moralimizi bozuyor, uykumuzu kaçırıyor. Öyle ya da böyle...

Bunu “bugünlerde aspirin tedavisi ile sancıyı azaltarak, durumu idare ettiğimiz için, asıl hastalıkla baş etmek zorlaşıyor, bundan sonrası pahalılaşıyor” manasına söylemiyorum. Ortaya ele alınması gereken yeni bir gündem de çıkıyor. Aklımda özellikle iki konu var. Gelin onları kısaca anlatayım.

Küresel değer zincirleri yeniden tasarlanacak gibi duruyor

Amerika ile Çin ticaret savaşında bir ilk aşama (first phase) anlaşması imzalandı. Trump’ın büyük başarı olarak lanse ettiği anlaşmaya göre, Amerika, Şubat 2020 itibariyle Çin mallarına uyguladığı ortalama gümrük tarifesi oranını yüzde 21’den yüzde 19,3’e indiriyor. Çin’in Amerikan mallarına uyguladığı gümrük vergisi oranı ise yüzde 20,9’da kalıyor. Washington’daki Amerikan düşünce kuruluşu Peterson Enstitüsü’ne (https://www.piie.com/blogs/trade-and-investment-policy-watch/phase-one-china-deal-steep-tariffs-are-new-normal) göre, 2018 yılı başında Amerika’nın Çin mallarına uyguladığı ortalama gümrük vergisi oranı yüzde 3,1 iken, Çin’in Amerika’ya uyguladığı ortalama gümrük tarifesi oranı yüzde 8 civarındaymış. Şimdi bu ne demek? Küresel değer zincirlerini yeniden tasarlamaktan başka bir çare yok demek esasen.

Geçiş döneminden yeniden inşa edilecek küresel değer zincirleri ağı için, iddia sahibi olup olmadığımız, olup olmayacağız konusunda doğrusu şimdiden düşünmek gerekiyor. Düşünüyor muyuz? Ben görmüyorum, ya siz? Küresel değer zincirleri konusunda söz sahibi olabilmek için, ucuz iş gücü değil, güçlü altyapı gerekiyor. Hazır mıyız? Hayır. Hazırlık yapıyor muyuz? Hayır.

Avrupa Birliği sınırda karbon emisyonuna dayalı ayakbastı parası düşünürken, Gümrük Birliği ne olur?

Avrupa Birliği’nde yeni göreve başlayan Ursula von der Leyen komisyonu, bu yüzyıl ortasında Avrupa’da net karbon emisyonlarını sıfırlamak (carbon neutrality) istiyor. Öyle anlaşılıyor ki, Avrupa’da bundan sonra herkesten attığı adımlarda, net karbon emisyonlarını azaltması istenecek. Yatırımlar buna göre yapılacak. Böylece, bir nevi, Avrupa, bu gezegende türümüzün bildiğimiz geleceğini imkansız hale getiren iklim değişikliği konusunda adım atan ilk kıta olmak istiyor.

Bugünlerde bu amaçla tasarlanacak enerji değişiminin (energy transition) maliyeti yoğun olarak tartışılıyor. O maliyeti hafifletmek için, yüksek karbon emisyonu ile üretilen malların Avrupa pazarlarına girişi konusunda bir nevi “ayakbastı parası” (border levy) alınması konusunda da yoğun bir tartışma var. Ben mesela bu “ayakbastı parası” konusunda da ortada bir tartışma ve hazırlık görmüyorum doğrusu. Belki vardır da ben bilmiyorum.

Halbuki biz hala ihracatımızın yarıdan fazlasını Avrupa pazarına yapıyoruz. Dünyanın bu en zengin pazarı olan Avrupa Birliği pazarı yanı başımızda olmasa, biz onlarla Gümrük Birliği anlaşması imzalamamış olsak, Anadolu’da Türk mucizesi asla olmazdı. Türkiye’nin artık bu küresel ısınma işini ciddiye almaya başlaması gerekiyor.

Tabii bir de Amerikan Kongresi’nde kabul edilen “Ermeni Soykırımı Kararı’nın olası hukuki ve ticari etkilerine kısaca da olsa bir bakmak gerekiyor. Ama ona yer kalmadı şimdi.

Neyse, biz bakıyoruz.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Olanlar ve olmayanlar 02 Mart 2021
Yüksek ping başa bela 08 Şubat 2021
2021 nasıl olur? 18 Ocak 2021
Orta direği tahkim edin 28 Aralık 2020