Üç iyi bir kötü haber…
Gün içindeki haber akışına bakarken dün üç iyi bir kötü haberle karşılaştım. Ve bugünkü yazımda bu dört haberi ele aldım. Bunlardan iyi olanlardan biri Babacan'ın Başbakanın talimatı olarak açıkladığı Mali disiplin sürecek, seçim ekonomisi olmayacak haberiydi. Bir diğeri Ağustos'ta bütçenin fazla vermesiydi, bir üçüncüsü ise TÜiK'in yüzde 10.5'e gerilediğini açıkladığı işsizlik oranlarıydı. Kötü haber ise 2009 yılında kriz döneminde azalan cari açığın yılın ilk yedi ayıda yüzde 2008 artışla 24.7 milyara yükselmiş olmasıydı. Bu yıl sonunda cari açığın tarihin en yüksek seviyesini görebileceği tahinlerini yaptırıyor.
Yazı yazmaya oturmadan günün haberlerini okuyorum. TV'lerde ekonomi kanallarındaki demeçleri dinliyorum. Bu açıdan baktığımda dün üç iyi bir kötü haberle karşılaştım.
Bunlardan ilki TÜİK'in Haziran ayı işsizlik oranıyla ilgili açıklamasıydı. TÜİK verilerine göre Haziran ayında işsizlik yüzde 10.5'a gerileyerek son 20 ayın en düşük seviyesine inerken Ağustos 2008'in yüzde 10,3'lük oranına epey yaklaşmıştı. İstihdam edilenler geçen yılın aynı dönemine göre 1 milyon 541 bin kişi artarak 23 milyon 488 bin kişiye yükselmişti. Umudunu yitirip iş aramaktan vazgeçenlerle geniş tabanlı işsizlik oranı ise gerilemesine karşın yüzde 16.4 oranında.
Bu tablo geçen yılın Temmuz ayında gördüğümüz yüzde 16.1'lik çok yüksek işsizlik oranından sonra bir toparlanma olduğunu ortaya koyuyor. Ama yılın son çeyreğinde ve gelecek yılın ilk iki ayında işsizliğin artacağı geleneksel olarak bilindiği için 2008 yılının Temmuz ayında gördüğümüz yüzde 10'un atındaki işsizlik oranından uzaktayız. Yüzde 10 üzerindeki kronikleşmiş bir işsizliği şimdilik geri döndürmekten ve tek haneye indirmekten de uzağız.
Sözü işsizlikten açmışken Almanya'nın 400 bin kalifiye eleman için yaptığı çağrıya kulak vermek gerektiğini düşünüyorum. Bilinen ama bizim tarafımızdan henüz yararlanılmayan bir imkan var. Mavi kart uygulaması verilen bu uygulama AB üyesi ülkelerin ihtiyacı olan kalifiye elemanlara AB dışından işçi alımına ve alınan işçilere dil bilmeseler de aileleriyle birlikte oturma izni verilmesine imkan tanıyor. Eğer Türkiye Almanya'nın talep ettiği kalifiye elemanların özelliklerini saptar, İşsizlik Sigorta Fonundan bu konularda açılacak kursla destek verirse, işsiz lise mezunlarımız ve mühendislerimiz dahil bu imkandan yararlanmak isteyenler çıkacaktır.
Bir ikinci haber Ekonomiden sorumlu Ali Babacan'ın Başbakan Erdoğan'ın bakanlara talimatı konusunda yaptığı açıklamaydı. Babacan, "Başbakanımız bize 'Mali disiplinden taviz istemiyorum. Seçim ekonomisi havası verecek hiçbir çalışma istemiyorum' dedi. Mali Disiplin sürecek." Sayın Babacan OECD Genel Sekreteri Gurria ile yaptığı toplantı sonrasındaki basın toplantısında bu açıklamayı yaparken bir ara Mali disiplin/Mali Kural karışması da oldu…
Mali disiplin açısından Babacan'ı doğrulayan bir haber Ağüstos'ta Bütçe'nin 3.1 milyar fazla vermesi ve 8 aylık kümülatif açığın ise geçen yıla göre yüzde 54 oranında gerileyerek 14,3 milyar seviyesinde kalmasıydı. Bu haberde vergi gelirlerinin yüzde 23 artarken faiz gelirlerinin yüzde 13 düştüğü bilgisi de yer alıyordu .
Bunlar dünün iyi haberleriydi. Bir de kötü haber vardı. O da Temmuz ayında cari açığın geçen yılın aynı ayına göre yüzde 630 artışla 3 milyar 438 milyon dolara, yedi aylık kümülatif açığın da yüzde 280 artarak 24milyar 230 milyon dolara ulaşmasıydı. Bu yılsonunda cari açığın 40 milyar doların üzerine çıkacağı tahminlerini doğruluyor. Cari açık eğer 42 milyar doları aşarsa Cumhuriyet tarihimizde en büyük cari açık verdiğimiz 2008 yılının 41 milyar 946 milyonluk rekoru da aşılmış olacak. 1875 yılından bu yana son 35 yılda üç kez cari fazla verdik. En büyük fazlayı 2001 yılında 57. Hükümet döneminde 3 milyar 760 milyon dolar olarak verdikten sonra 2002 yılında 626 milyon dolar cari açıkla yola çıkan Ak parti iktidarı döneminde cari açık hızla büyüdü. 2008 yılında 41 milyarı aştı, 2009 yılında ise kriz nedeniyle 14 milyar dolar seviyesine kadar geriledi. Bu yıl yeniden hızlı bir artış gösteriyor ve yıl sonunda tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşabileceği tahminleri yapılıyor.
Bu haber 1 Eylül günü yazdığım "Bu ithalat kaç KOBİ batırır?" yazım üzerine çok fazla kişinin "İthalata fren, Kobilere, yerli üretime destek" konusundaki ortak görüşlerine bir kez daha haklılık kazandırıyor. Ve üretim için desteklerin ve ekonomin gelişmesi için reformların sürekliliğinin önemini unutmamamızın gerekliliğini bir kez daha hatırlatıyor…