Ucuz döviz büyüme şeklimizin bir sonucudur

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

İş insanlarımız ve ekonomi yorum­cularımız zaman zaman ülkemizde yaşanan sanayisiz­leşme sürecine ka­muoyunun dikka­tini çekmeye ça­lışıyorlar. Hatta bazıları, iktisadi ge­lişmeyle yaşanması beklenen bu sürecin ülke­mizde olması gerekenden daha erken başladığını id­dia etmektedir.

Kalkınma ekonomisi literatürüne gö­re, kişi başına gelir üzerin­den sanayisizleşmedeki eşiğin 25.000-30.000 dolar olduğu ifade edilmektedir. Eğer bir ekonomideki ki­şi başına gelir bu düzeyin altındayken sanayisizleş­me süreci başlıyorsa, bu­na “erken sanayisizleşme” deniliyor.

Aslında kişi başına geli­rin referans alınması, eko­nominin yapısına yönelik basit bir göstergedir. Ger­çek neden ise ekonomide­ki sermaye birikiminin se­viyesi konusunda da basit bir gösterge olmasıdır.

Sermaye birikimi ve kişi başına gelir ilişkisi

Kişi başına gelir ile ser­maye birikimi seviyesi ko­nusunda, kısmen el yor­damıyla bir fikir oluştu­rulmaya çalışılmaktadır. Sermaye birikimini opti­mum seviyeye çıkarmış bir ekonomi için, sermayeden beklenen getirinin yüksek tutulması amacıyla serma­ye birikiminin daha düşük olduğu sektörlere yönel­mek gerekiyor.

En azından iktisat bilimi buna işaret ediyor. Ancak içinde bu­lunduğumuz çağın kısıtla­rı, geçmişte olmadığından çok daha fazla. Küreselleş­me ve teknolojik gelişmey­le birlikte teknolojiye eri­şim kolaylıkları, ülkelerin sermaye birikiminin geç­mişteki kurumsal yapıla­rın dikte ettiği seviyelerin çok altında optimuma gel­mesine yol açıyor. Eskiden finansmana erişimde ya­şanan zorluklar, sanayide ulaşılması arzulanan ser­maye birikim seviyelerini yukarılara çıkarmaktay­dı.

Oysa bugünkü ekono­mik koşullar, bu seviyenin düşmesine ve böylelikle ülkelerin sanayide erken­den doygunluğa ulaşması­na neden olmaktadır. Tür­kiye gibi ülkelerin kontro­lü dışında gerçekleşen bu tarz yapısal değişimlerin yönetimi de giderek zor­laşıyor. Sanayisizleşme ile özel olarak hizmetler sek­törü, genel olarak ise ti­carete konu olmayan mal sektörleri (non-tradables) ekonomide önem kazanır. Ancak birbirinden farklı bu iki sektörün gerektirdi­ği ekonomik yönetim tarz­ları da oldukça farklıdır.

Birçok etkisinin yanın­da, sanayisizleşmenin Türkiye gibi ekonomiler­de iki konuda ekonomi yö­netiminde fark yarattığı­nı söyleyebiliriz. Bu fark­lılıklar, bugünkü ekonomi yönetiminin uygulamala­rının arkasındaki motivas­yonu anlamamıza yardım­cı olacak ve yapacağımız yorumlara yol gösterici olacaktır.

Sanayisizleşmenin iki önemli nedeni

Sanayisizleşmeyi doğu­ran en önemli kurumsal düzenleme kaynağı küre­selleşmenin bizzat kendi­sidir. 1980’den beri özel­likle mal ticaretinin ser­bestleşmesi, ülkelerin ticaret rejimlerinde zo­runlu bir dönüşüme yol açarak sanayi mallarının ticaretini motive edecek tarzda ekonomi politika­larının izlenmesine neden olmuştur.

Bu yolla özellik­le ihracatçı sanayi sektör­lerinin karlılıklarını artı­racak politikaların önemi artmıştır. Bu politikalar, Çin’in devreye girmesiy­le büyük bir darbe almış­tır. Türkiye gibi ülkeler için avantaj olarak görü­len serbest ticaret, Çin’in varlığıyla herkes için deza­vantaja dönüşmüştür. Bu­gün Çin, küreselleşmenin olanaklarını sonuna kadar kullanarak dünyada sana­yi üretiminin tartışmasız lideri olmak üzeredir. Ar­tık birçok gelişmekte olan ülkenin sanayide Çin ile rekabet edebilecek imkânı yoktur.

Çin şirketlerinin girdiği her alanda zorlu bir rekabet yaşanmak­ta ve sonunda kaza­nan büyük ölçüde yine Çin şirketle­ri olmaktadır. Artık Çin, büyük ölçüde dünyadaki fiziki sa­nayi üretiminin merkezi­dir. Türk firmaları da bu­nu her geçen gün daha çok hissetmektedir. Gelenek­sel pazarlarımızda her ge­çen gün yeni bir Çin firma­sı ortaya çıkmakta, bazen de bu pazarlardaki hakimi­yetimizi sonlandırmakta­dır. Bunun en güzel örneği Orta Asya Türk Cumhuri­yetleri ve Azerbaycan’dır. Orta Doğu ve Avrupa’dan bahsetmeye gerek bile yoktur.

Değerli kur amaç mı, sonuç mu?

Sanayisizleşmeyle bir­likte hizmetlerin yükse­lişinin bir sonucu da kur konusundaki beklentile­rimiz ve yönetim biçimi­mizdir. Sanayisizleşmenin önemli olduğu dönemlerde “gerçekçi kur” uygulaması, dönemin ekonomi politi­kalarının ayrılmaz bir par­çasıydı. Ancak ekonomide hizmetlerin yükselişe geç­mesiyle bu politika uygula­ması da boşa düşmektedir.

Borçlanma olanaklarının artması ihracat gelirleri­ne bağımlılığı azaltırken, kamu otoritesinin büyü­me için hizmetlere yönel­mesini kolaylaştırmıştır. Artık sanayi ile pahalı dö­viz politikasına da ihtiyaç azalmıştır. Aksine arzula­nan durum, yerelde üreti­len hizmetlerin (sanayinin değil) daha pahalı ve daha karlı olmasıdır.

Borçlanma büyük ölçüde en önemli döviz kaynağı olduğu için TL varlıkların değerli ol­ması bir zorunluluktur ve bu zorunluluğun yerine ge­tirilmesi de TL’nin değerli olmasını gerekli kılmak­tadır. Dolayısıyla hizmet ağırlıklı olarak büyüyen ve ekonomide hizmetlerin payının kontrolsüz bir şe­kilde arttığı bir ekonomide politika yapıcıları, kaçınıl­maz olarak değerli TL poli­tikası izlemek zorundadır.

Bizim enflasyonla müca­dele meselemize bir de bu açıdan bakılmalıdır.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.172,26 0,28 %
Dolar 47,8818 0,13 %
Euro 55,4009 0,47 %
Euro/Dolar 1,1570 0,36 %
Altın (GR) 6.674,97 -0,44 %
Altın (ONS) 4.376,30 0,58 %
Brent 87,2175 1,58 %