Ucuz işletme ve yatırım kredisi ne zaman?

Sadi Özdemir
Sadi Özdemir EKONOMİDE SAĞDUYU sadi.ozdemir@dunya.com

Kur ve altın garantili vadeli lira mevduatı uygulaması beklenenden daha hızlı ve pozitif sonuçlar veriyor. Önce kurların ateşi söndü, köpüğü alınmış oldu. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin açıklamasına göre, bu konuda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘ilk açıklamasından’ itibaren TL mevduatına geçiş miktarı 100 milyar liraya yaklaşmış durumda. Bakan Nebati, TL’de kalmayı özendirecek yeni enstrümanlar üzerinde çalıştıklarını da söylüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise yakın zamanda ‘enflasyondaki köpüğün de alınacağını’ belirtiyor. Yeni ekonomi modeli çok tartışılsa da aleyhine çok laf edilse de siyasi iradenin seçime 1,5 yıl kala bu konuda güvendiği bir yol haritasına sahip olduğu ve modeli sonuna kadar uygulayacağı anlaşılıyor. Kur ve enflasyon eksenli tüm gelişmeler daha çok ‘vatandaş odaklı’ konuşuluyor ama yeni ekonomi modelinin başarıya ulaşmasında siyasi irade kadar önemli role sahip olacak asıl güç üretim ve ihracat yapan işletmeler. Çünkü Türkiye ekonomisi 2005’ten beri net ve istikrarlı olarak özel sektör eliyle büyüyor ve ‘cari fazla veren ülke’ umudunun gerçek kahramanları da Türk özel sektörünün üretim yapan irili ufaklı on binlerce şirketidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunun farkında ve bu güne kadar yüksek faizle neden mücadele ettiğini anlattığı çok sayıdaki konuşmasında yüksek faizin ‘yatırımların önündeki en büyük engel’ olduğunu vurguladı. Öyleyse, bu türbülanslı günlerde bir taraftan vatandaşın yaraları sarılırken özellikle üretim ve ihracat odaklı şirketler için ‘düşük faizli işletme ve hem düşük faizli hem de uzun vadeli yatırım kredileri’ de bir an önce başlamalı. Kim ne derse desin, özellikle sanayicilerimiz, ‘finansal istikrar ve düşük faizin ne kadar kıymetli olduğunun’ farkında. Çünkü ticaretin ve üretimin önündeki en büyük engellerden biri ‘kredi faizlerinin yüksek ve vadelerinin kısa’ olması.

Geçen hafta Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun bankaları ‘insaflı olmaya’ çağıran açıklaması da bu açıdan çok önemliydi. Hisarcıklıoğlu, "Bazı bankaların yüzde 25-30'lar seviyesinde, kredili mevduat hesaplarına yüzde 35 civarında kredi faizleri uyguladıklarını duyuyoruz. Ülkemiz ekonomisini büyütecek, üretimi, yatırımı, istihdamı ve ihracatı artıracaksak, hepimiz elimizi taşın altına koymalı ve fedakârlık yapmalıyız. Bankalarımızın artık daha vicdanlı davranmasını bekliyoruz" derken, büyümeye istekli Türk özel sektörünün önündeki en büyük engeli bir kez daha ilan ediyordu. Çünkü kurlardaki köpük alınmış olsa da kredi faizleri şirketler için hiç uygun seviyelerde değil. Üstelik ihracattaki başarının sürdürülmesini sağlayacak yeni kapasite yatırımları konusunda sanayici çok istekli ama bu tür yatırımlarda hem faizin çok daha düşük ve vadelerin de 5 yıl ve üzerinde olması gerekiyor. Küresel tedarikte Türkiye’nin yakaladığı fırsat kapasiteleri zorlamış durumda.

KOBİ’lere can suyu lazım

İş dünyasından yüksek faiz ve krediler konusunda ikinci önemli çıkış ise 30 federasyon ve 284 dernekte 50 bini aşkın şirketi temsil eden Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Başkanı Orhan Turan’dan geldi. Başkan Turan döviz kurlarındaki istikrarsızlığın işletmelerde sermaye ihtiyacını çok artırdığını söylüyor ve özetle, “Tüm sektörlerimizde firmalarımızın işletme sermayesi ihtiyacı, 2021 yılının başına göre tam dört kat artış gösterdi. Şu anda iş dünyasında, özellikle yatırım ve ihracat odaklı şirketlerde ucuz maliyetli kredi kanallarının açılmasına yönelik büyük bir beklenti var. Bu nedenle başta işletme sermayesi, finansmana erişim ve ödeme sıkıntıları çeken KOBİ’lerimiz için olmak üzere kredi kanallarının ve KGF destekli mekanizmaların devreye alınması, Eximbank’ın doğrudan teminat mektupsuz ihracat desteğine geçmesi yararlı olacaktır. Kamu bankaları düşük faiz oranları vermelerine rağmen kredi kullandırmada iştahsız davranıyor. Özel bankaların yüzde 35’lere varan faiz oranları ise reel sektörün finansmana erişim kanallarını kapatıyor” diyor.

Galataport’taki eleman sıkıntısı hafife alınabilir mi?

Türkiye’nin en önemli ‘turizm odaklı’ projelerinden biri olan Galataport’un açıldığını duymayan kalmamıştır. Biz de vatandaş olarak, derin bir ‘ihaleler, iptaller, mahkemeler tarihine sahip’ projenin nihayet tamamlanmış olmasından duyduğumuz mutluluğu taçlandırmak için mekânı ziyaret ettik. Çok iyi markalarımızın mağazalarını, çok iddialı restoranlarımızın şubelerini gördükçe sevindik. Ancak, hem mağazalarda hem de restoranlarda eleman eksikliğinin büyük bir problem olduğunu anladık. Tam ya da yarım zamanlı iş arayan gençler için kafe, restoran ve mağazalarda iş fırsatları var ki bu iyi haber. Ancak, esas olarak hizmet sektörü sayılabilecek markaların, bu sorunlarını çözmeden açılmış olmasında da kötü haber gizliydi. Çünkü bu markalar, hadi bizi geçelim kruvaziyer turizminin taşıyacağı yabancı turistleri ağırlamak yerine Karaköy’ün ‘yoldan geçene bir şey satma’ geleneğine uyum sağladılarsa ‘marka iddiaları’ yakında boğazın serin sularına gömülebilir. Düşünsenize, etin asıl duayeni olduğunu ve en ünlü etçinin de kendisine çıraklık yaptığını çok sık anlatan bir iş insanımızın restoranında boş masaya oturanlar ‘eleman azlığı’ gerekçesiyle kaldırılıp ‘başka kapıya’ gönderildi. Büyüklüğü tabelasında da yazan başka kapıda da yine eleman azlığı nedeniyle ‘ya bu masaya oturursunuz ya da gidersiniz’ dendi. Mağazalarda da eleman azlığı şikâyeti aynı minvalde devam ediyordu.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar