Ufak tefek sorunlar ve aşı meselesi

Dr. Uğur TANDOĞAN
Dr. Uğur TANDOĞAN NOT DEFTERİ tandogan2007@gmail.com

Bir olay

Bir gün cep telefonuna şöyle bir mesaj geldi: “Şu takip numaralı kargonuzun teslim kodu şudur. Kodunuzu kuryemiz dışında kimseyle paylaşmayın.” Hiçbir yere bir şey ısmarlamamıştık. “Bayram değil, seyran değil; şimdi bu kargo nerden çıktı” diye düşündük. “Kodunuzu kuryemiz dışında kimseyle paylaşmayın” dendiğine göre bu değerli bir kargo olmalıydı. Acaba devlet bize bir kıyak mı geçmişti? Baktılar, 65 yaş üstü riskli bizler toplu açılışlara gidip bir paket çay bile kapamıyoruz. Bizleri düşünerek “Çay veremiyoruz, bari grip aşısı verelim” deyip bir kampanya mı açmışlardı? İster misin dedim eşime, kargo paketinin içinden şöyle bir mektup çıkısın: Noter huzurunda yapılan “Çay veremezsek, grip aşısı veririz” kampanyası çekilişinde kazandınız. Adresinize bu grip aşısını yolluyoruz.

Hani derler ya, “Yukarı mahallede bir yalan söyledim, aşağı mahallede ben de inandım.” Bende de öyle oldu. Bu grip aşısı hayalime ben de inandım. Aldı beni bir telaş. Ya aşı İstanbul adresine gönderilmişse; evde de yokuz, ya aşı oralarda kaybolursa. Hemen kargo şirketinin internetteki sitesine koştum. Kargo takip numarasını yazıp giriş düğmesine bastım. Karşıma gelen sayfadaki adreslerden birisinde “Eğitim ve Araştırma Hastanesi” sözünü görünce daha bir heyecanlandım. Temiz kalbimden geçen, gerçek olmuştu; aşı geliyordu. Hem de yerli ve milli aşı geliyordu. Acaba hangi adresime yollamışlar diye daha dikkatli bakınca acı gerçekle karşılaştım. Paket, hastaneden gelmiyordu; hastaneye yollanmıştı. Mesaj, bize yanlış gelmişti. Böylece benim grip aşısı hayalim de suya düştü.

Evet, grip aşısı hayalim suya düşmüştü; piyango bize çıkmamıştı. Ama onun yerine kargodan mesaj piyangosu çıkmıştı. Bu ilk kargo mesajından sonra, yine aynı tip mesajlar gelmeye devam etti. Yine aynı yerden, aynı yere gönderilen kargolarla ilgili mesajlar. Aldırmayayım dedim ama “Gerçekten bir kargo yollanırsa bakmam ve mesajı atlarım” diye düşünüp kargo şirketini aradım.

Müşteri ilişkilerine telefon ettiğinizde canlı bir insan sesine ulaşmak, bir piyangoda kazanmanız kadar zor bir olay. Her telefonu açtığımda kayıtlı bir ses, bana daha iyi hizmet verilebilmesi için sesimin kayıt edileceğini ve verilerin şirket tarafından işleneceğini söyledi. O kadar çok telefon ettim ve o kaydı o kadar çok dinledim ki, “Kişisel Verileri Koruma Kanunu”nun 6698 sayılı Kanun olduğunu da ezberlemiş oldum. Canlı bir sese ulaşınca da derdimi anlattım. Görevli genç beni dikkatle dinledi “Tamamdır. Bir daha böyle yanlış mesaj almayacaksınız” dedi. Ben de memnun olarak telefonu kapattım.

Müşteri ilişkilerindeki gencin kendinden emin tavrı çok hoşuma gitmişti. Umutsuzluğa kapılmayalım, iyi gençler yetişiyor diye umutlandım. Gerçekten genç ne yaptığını biliyordu, ama şirketini bilmiyordu. Çünkü yine aynı mesajlar gelmeye devam etti. Yine aynı gönderen ve yine gideceği yer Arsin’deki hastane olan mesajlar. Ben yine kargo şirketinin müşteri ilişkilerini arayıp sesimi kaydettirdim. Ama yine kargo şirketinden mesajlar gelmeye devam etti. Bunu birkaç kez daha tekrarladım. Son aradığımda alınan kayda dönüp “çözüm aşamasında” dediler. Bakalım çözebilecekler mi?

Bir yorum

“Başımızda bunca sorun varken Hoca’nın da taktığı konuya bakın” diyebilirsiniz. Ama sorunlar sanki çözüm yolunda gibi. COVID-19 için %90 etkili bir aşının geliştirildiği, haber kanallarına yeni düştü. Hazine ve Maliye’den sorumlu bakanımızın ülkeye ve ümmete hizmete ara vermesinden ve görevden affedilmesinden sonra Türk lirası değer kazandı. TÜİK’in söylediğine göre işsizlik de azalıyormuş. Ortalık böyle hafiften ferahlamışken ben de ufak tefek birkaç soruna değineyim dedim.

Birinci değineceğim konu, mevsimsel grip (influenza) aşısı meselesi. Geçtiğimiz yıllarda bu aşıyı olurdum. Çoğu kez de faydasını görürdüm. Bunun gerçekten aşının etkisi mi yoksa plasebo (Placebo) etkisi mi olduğunu bilmiyorum, ama şiddetli grip olmazdım. Şimdi bu COVID-19 salgını çıkınca dediler ki, özellikle 65 yaş üstü ve kronik hastalığı olanların bu aşıyı olması gerekir. Ama aşıyı bulmak bir mucize. Sağlık Bakanlığı e-Nabız sitesine girip sorguluyorsunuz. Ben, söylendiği gibi 65 yaş üstüyüm, birisi kalp kapakçığımın değişmesi ve by-pass olmak üzere, üç ameliyat geçirmiş biriyim. Söz konusu siteye girip şansımı denedim. Şöyle bir ifade çıktı karşıma: “İnfluenza aşısı için öncelikli yüksek risk grubunda değilsiniz. Durumunuz ileride yeniden değerlendirilecektir.” Çevremden duyduklarım, yaşı ve hastalıkları benden daha fazla olanlara da aynı mesajın geldiğini duyunca, aşıya ulaşmak için herhalde bir çekiliş var diye düşündüm. Kargo şirketinden o mesaj gelince hayra yormam ve sevinmem bundandı.

İkinci değineceğim konu şu sesli yanıt sistemleri. Sesli yanıt sistemleriyle müşterinin karşı karşıya gelmesi asimetrik, adil olmayan bir karşılaşma. İnsanın karşısına makine çıkıyor. Koşullar eşit değil. Müşterinin de benzer bir yardımcısı olmalı. Müşterinin de sesli soru sistemi olmalı ki, iki sistem karşılıklı konuşsun; karşılaşma adil olsun. Yoksa “yapay yarım zekaya” konuştuğunuzda ha bire sizi bir kısır çevrime sokuyor, bir türlü canlı insana ulaşamıyorsunuz. Yarım zeka diyorum, çünkü tam zeka olsa sorununuzu çözecektir.

Üçüncü değineceğim konu, müşteri ilişkileri. Sesli yanıt sistemi engellisini aşıp da müşteri ilişkilerinde canlı sese ulaşmıştım ama ulaştım da ne oldu? Müşteri ilişkilerindeki kişi bu şikayeti alıp şirketin “sistem”ine girdi. Vardığım kanıya göre de bu sistem bir gayya kuyusu; sistem derde derman olmuyor. Böyle olunca da müşteri ilişkilerindekiler müşteriye karşı yalancı çıkıyor. Sistem çalışmıyorsa şirkete güven kayboluyor. Örneğin ben, bir yanlış telefon numarasını bile düzeltemeyen bu kargo şirketine işim düşerse o şirketi kullanmam.

Sonuç

COVID-19 dolayısıyla sokağa çıkma yasağı gelince önce bizleri içeri tıktılar. Ama konu aşıya gelince yüksek risk grubundan çıktığımı gördüm. Talep artınca grip aşısı karneye bağlandı. Covid-19 aşısı piyasaya çıkınca olacakları tahmin ediyorum. Bunu da 2023 hedeflerine, olmazsa 2053 hedeflerine bağlayacağız. Ve gelişmişliğimizle övünmeye devam edeceğiz. Ne demişler “Över över; keloğlan, perçemini över”.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Perşembenin gelişi 18 Şubat 2021
Tutku ve başarı 14 Ocak 2021
Yönetimde şeffaflık 07 Ocak 2021
Utanma duygusunun mutasyonu 31 Aralık 2020