Uluslararası hukuk öldü

Yeni yılı yeni yazı dizisiyle karşılayalım de­dik. Geçen haf­taki ilk yazımıza “bizim nesil her yeni yılı ‘bir ön­cesine benzemez inşallah’ diye kar­şıladı. Bu dileği­mize uyan yıllar oldu tabii ki. Ama geneli ‘gelen gideni aratır’ şeklinde cereyan etti” diye giriş yaptık. Yeni yı­la girmenin heyecanı daha geç­meden yılın üçüncü günü ABD, Venezuela’ya operasyon dü­zenledi, ülkenin Başkanı Ma­duro ve eşini ele geçirip uyuş­turucu trafiğini yönettiği iddi­asıyla ABD’ye getirip tutukladı. Yeni yıl yine bizi şaşırtmadı.

Bu ABD, adına yaşanan ilk olay değil. ABD, 1980’lerden bugüne Latin Amerika’da ba­zı devlet başkanlarını uyuştu­rucu kaçakçılığı suçlamasıyla hedef tahtasına koydu. Panama lideri Manuel Noriega, Hon­duras eski Devlet Başkanı Ju­an Orlando Hernández örnek­lerdir.

Uluslararası hukuk öldürülüyor

Bu tür operasyonları her an­lamda ele alabilirsiniz. Diğer ülke üzerinde egemenlik kur­ma, uluslararası hukuku güç merkezinde yorumlama, enerji kaynaklarını yönetme ve ener­ji piyasasına hâkim olma, uyuş­turucu trafiğini engelleme vb.

Bunlar içerisinde en önem­lisi uluslararası hukuku güç merkezinde yorumlamadır. BM Antlaşmasının ilk madde­si uluslararası barış ve güven­liği korumayı, uluslar arasında, halkların hak eşitliği ve kendi geleceklerini kendilerinin be­lirlemesi ilkesine saygılı olma­yı ifade eder. İkinci maddesin­de ise tüm üyelerinin egemen eşitliği ilkesine vurgu vardır.

Bu kavramlar dikkate alın­dığında ABD’nin bu harekâtı, uluslararası hukuka, BM sis­temine ve halkların egemenli­ği anlayışına aykırıdır. “Güç­lünün haklı olduğu” bir anla­yış tüm dünyayı güç temelli bir karmaşa dönemine götürecek­tir ki bu her ülke için 19. yüz­yıl emperyalizmini andıran bir dünya görüşüyle karşı karşıya kalmak demektir.

Soğuk Savaş sonrası Ko­sova’yla alevlenen bu süreç ABD’nin Afganistan, Irak, Li­bya, Suriye; Rusya’nın Gürcis­tan ve Ukrayna, İsrail’in Gazze operasyonlarıyla doruğa çık­tı. Rusya Gürcistan’ı üç parça­ya böldü. Geri dönüşü olur mu? Meçhul. Ukrayna’da önce Kı­rım’ı sonrasında da Azak deni­zini Rus gölü haline getirecek bölgeleri işgal ederek Kırım ile birleştirdi. Geri dönüşü olur mu? Neredeyse imkânsız. İsra­il Gazze’de 70 bine yakın insa­nı katletti. Hesabı sorulur mu? Hiç ümitlenmeyin. Yarın Çin Tayvan’a saldırır ve alırsa da şaşırmayın.

BM ve diğer uluslararası ku­rumlar artık sadece kâğıt üs­tünde varlar. Etkileri yok de­necek kadar az. “Ne kadar güçlüysen o kadar haklısın” dünyasına hoş geldiniz. Ulus­lararası kurallara dayalı düzen yıkıldı ve dünyayı çok daha kö­tü günler bekliyor.

Rusya ve Çin’e gözdağı

ABD’nin yaptığı harekât tüm dünyaya bir meydan okuma olarak görülebilir. Delta For­ce bir ülkeye girip başkanı ve eşini neredeyse hiçbir karşılık görmeden alıp götürüyor. Çok profesyonelce. Bu harekâtın içerden istihbarat ve ülke içe­risinden yardım alınmadan ya­pılması zor ama böyle bir ha­rekâtı yapabilecek güç de sade­ce ABD’de var.

Çin ve Rusya›ya mesaj veril­diği kesin. Hele hele iç karışık­lığın zirveye çıktığı İran için bu durum mesajdan öte şeyler ifa­de ediyor. ABD, “Ulusal Güven­lik Strateji belgesinde” Ameri­ka kıtasının stratejik önceliği­ni ilk sıraya koymuştu. Böylece yakın çevresini kontrol eder­ken diğer yandan da Güney Amerikalı yönetimlerin jeopo­litik ortağı Çin’e “arka bahçem­de barınamazsın” mesajı veri­yor. Bu mesajın ileriki günlerde devam etmesi olası.

Maduro bir kahraman olabilir mi?

ABD’nin Venezuela harekâtı­nın nedenleri hakkında sayfa­larca raporlar yazabiliriz. An­cak ülke hakkındaki gerçekleri de vurgulamak gerekir.

Maduro döneminde ülke res­men iflasın eşiğine geldi. Nüfu­sun neredeyse üçte biri göç et­miş durumda. Bu göç herhan­gi bir çatışma ya da iç savaştan kaynaklanmıyor, tamamen ekonomik nedenlere dayanı­yor. Geçen sene yapılan seçim­lerde Maduro seçilse de birçok ülke seçimlerin güvenliği nede­niyle bu iktidarı tanımadı. Ma­duro’nun ABD’ye götürülme­sinin ülkede ve başka ülkeler­deki Venezuelalılar tarafından coşkuyla karşılanmasının ne­deni budur. Maduro masum de­ğil. Bu doğru ama ABD hiç ma­sum değil. İktidarları indirmek başka ülkelerin görev tanımları içerisinde değil. Halkların ken­di iradeleriyle kendi dertlerini çözmesi beklenmeli.

Tek kutup olma isteği mi?

Dünyanın çok kutuplu ola­mayacağını, çok merkezli bir yapıya evrildiğini savunanlar­danım. Ancak Venezuela ha­rekâtı sonrası, ABD’nin tek kutuplu bir yapı hedefini ger­çekleştirmek istediğini düşün­meye başladım. Ukrayna-Rus­ya kriziyle hem Avrupa’yı hem de Ukrayna’yı oyalayan, Rus­ya’yı da orada kilitleyen bir ABD var. Çözümsüzlük işine yarıyor. Keza Rusya’nın Ukray­na ile uğraşırken bir tepki ver­mesi zor. Sözde küresel güç Çin ise her zamanki gibi ortalarda yok.

Bundan sonra ABD yardım­larıyla ekonomisi daha kuvvet­li bir Venezuela ortaya çıkabi­lir. Ama bağımsız olmayan bir Venezuela…

Yazara Ait Diğer Yazılar