Uluslararası terör ve jeopolitik

İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Kuzey Irak’ta PKK’nın tutsak ettiği 13 görevliyi öldürmesi Türkiye’de şok etkisi yarattı. Ölümler, Türkiye’nin güney sınırının ötesinde kurulu terör yuvalarıyla nasıl baş edilmesi gerektiği konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi. İster Suriye ister Irak’ta olsun, sınır ötesi müdahaleler çok hassas ve karmaşık nitelikleri yanında, her türlü tartışmaya da açık bulunuyorlar. Elde edilen sonuçlar da karışık. Siyasal bilim uzmanımıza göre, Türkiye’nin baş düşmanı dünyanın en karmaşık coğrafyasına sahip bölgede kendine bir yer bulmuş durumda. Böyle karmaşık nitelikleri olan bir jeopolitik alanda sınır ötesi terörist faaliyet yürüten bir örgütle acaba nasıl mücadele edilebilir?

Sizce dünyanın bu bölgesini bu kadar karmaşık kılan nedir?

Eğer bölgede her biri kendi gündemine sahip olan hangi aktörlerin aktif olduğuna inceleyecek olursanız, hem hangi güçlerin devrede olduğunu, hem de böyle bir güçler yumağının ve hedef çeşitliliğinin ne gibi güçlüklere zemin oluşturduğunu görebilirsiniz.

İlk aktör olarak Irak merkezi hükümetine baktığınızda, Bağdat’ın kendi toprakları üzerinde tam hakimiyet kurmak istediğini, kuzeyinde PKK’nin egemen olduğu, bir yandan Türkiye’nin müdahalesini davet eden, diğer yandan uzun dönemde bir ihtimal Suriye’de kurulacak benzer bölgeyle birleşmeye çalışacak bir özerk alanın oluşmasını engellemek istediğini görebilirsiniz. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne döndüğünüzde, onlar Türkiye ile iyi ilişkiler geliştirerek Kuzey Irak üzerindeki güçlerini perçinlemeyi arzularken PKK’yi kendilerine meydan okuyan bir kuruluş olarak değerlendiriyorlar.

Ardından sıra gücünü Batıya doğru ilerletmeye çalışan İran’a geliyor. Irak’ta PKK denetiminde özerk bir Kürt biriminin oluşturulması İran açısından da sorunlar barındırıyor. Bir kere, diğer komşu ülkelerdeki kadar belirginleşmemiş olsa da, İran’ın da PKK’nın Irak’ın bazı bölgelerinde güçlenmesinden endişe duyacak kadar ağırlıklı dahili bir Kürt sorunu var. İkinci olarak, bölgede PKK’nın güçlenmesini, böylece başta Türkiye olmak üzere başkalarının bölgeye müdahale etmesinin yolunu daha da genişletmesini istemiyor. Üçüncü olarak, gücünü Batı’ya doğru genişletme çabasındayken, karşısına varlığını ABD’ye bağlamış bir engel çıkmasına karşı.

ABD’ye döndüğümüzde, önce YPG’ye verdiği desteği saptamak gerekiyor. YPG’yi desteklediğini, YPG ile PKK’nın ise kaynaşık bir bütünün parçaları olduğunu biliyoruz. ABD’nin kısa vadeli hedefleri İslami terörü denetim altına almak ve İran’ın Batı’ya doğru ilerlemesini durdurmaktır. Uzun vadeli hedefi ise Suriye ve Irak’ın bazı bölgelerini birleştirerek bağımsız bir Kürt devleti oluşturmakmış gibi görünüyor. Burada amaç kuruluşunu ve varlığını sürdürmeyi tamamen ABD’ye borçlu olan, başta İsrail’in güvenliğine destek vermek üzere bölgedeki Amerikan çıkarlarına hizmet edecek bir vekil güç oluşturmaktır. Ayrıca, ABD günümüzde yeniden stratejik rakibine dönüşen Rusya’nın bulunduğu her yerde kendisi de bulunmak istiyor.

Şimdi de Rusya’ya bakalım. Rusya da, diğer tüm aktörler gibi, İran’ın bölgedeki nüfuzunun artmasını engellemek istiyor. Suriye’de kalmaya da devam etmek niyetinde. Ruslar, ABD’nin YPG’ye verdiği destek sayesinde bölgede varlığını sürekli kılacak bir araca kavuşacağı endişesiyle, Kürtlerle temaslarını korumak arzusundalar. Amerika planladığı devletin kurulmasını başarırsa, Ruslar böyle bir devletin sadece ABD’ye bağımlı olması yerine kendileriyle de iyi ilişkileri olmasını istiyorlar.

Son olarak, Türkiye’ye eğilecek olursak, Türkiye de İran etkisinin Batı’ya doğru gelişmesini sınırlamak tarafında. Irak’ta bir Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin kurulmasına itirazı yok ama bu birimin Türkiye ile iyi ilişkilere önem vermesini istiyor, PKK’nın hakim olduğu ve Türkiye’ye karşı harekatlarda üs olarak kullanılacak bir bölgenin oluşmasının karşısında. Bu çerçevede ABD’nin YPG ile işbirliği yaparak onu bir vekil olarak kullanmasına, böylece bölgedeki nüfuzunu güçlendirmesine karşı.

Çıkarların rekabet ettiği karmaşık bir ilişkiler ağı ile karşı karşıya olsak da, herkes PKK’nin Kürtleri temsil etmediği üzerinde anlaşıyor. ABD bile resmi düzeyde bu düşünceyi ifade ediyor. Öyle ise, bu grubu Kuzey Irak’tan atmak neden bu kadar zor?

Tüm ülkeler teröre karşı olduklarını beyan ediyorlar, ancak her biri terörü kendi siyasi ihtiyaçlarına göre tanımlıyor. Sık sık tekrar edilen deyimde dile getirildiği gibi, bir ülkenin teröristi, diğer ülkenin özgürlük savaşçısı. Amerikalılar açısından en büyük tehdit IŞİD; YPG/PYD ise İŞİD’ karşı mücadele eden dostlar. Türkiye açısından baş düşman PKK. Kürdistan Bölgesel Yönetimi belki yaklaşımını “PKK teröristtir” diye ifade etmiyor ama bu örgütü kendi otoritesine karşı bir meydan okuma olarak değerlendiriyor.

Burada kapsamlı fakat üzerinde gerektiği kadar durulmayan bir konuya da temas etmek istiyorum. Hayatını kaybeden tutsaklar Türkiye’nin sınırları dışında ele geçirilmiş değiller. Yol kesip, teslim alınarak ülke dışına kaçırılmışlar. Bu tür yöntemler, bölgede çıkarı olan tüm ülkeler tarafından reddedilmelidir. Karşımızda PKK’nın, serbest bırakılmaları konusunda uluslararası camiadan fazla baskı görmeden bu insanlarımızı yıllarca hapiste tuttuğu gerçeği var. Halbuki bu şekilde kaçırılıp hapsedilme her ülke vatandaşının başına gelebilir. Uluslararası camiada şahit olduğumuz ihmal ve kayıtsızlık, terör örgütlerine uluslararası alanda bu tür eylemlere korkmadan girişme cesareti veriyor. Başka herhangi bir sebepten olmasa bile, kendi vatandaşları da kaçırılabileceği için, jeopolitik çıkarları farklı ülkelerin hep birlikte bu eylemlere karşı çıkmaları lazım. Bu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Kararname tuzağı 25 Ocak 2021