Üretimden gelen güç-finansmandan gelen baskı

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Avrupa uzun yıllardan beri rekabetçilik sorunuyla baş etmeye çalışıyor. Rekabet gücünü artırma hedefiyle çok sayıda strateji belgesi uygulamaya kondu. Ancak rekabetçilik yalnızca daha rekabetçi şirketler yaratma meselesi değil.

İSO’nun "Türkiye'nin 500 Bü­yük Sanayi Kuruluşu-2025" araştırmasının en büyük ikinci 500 kuruluş sonuçları da açık­landı. Bu sonuçlar da sanayi şir­ketleri üzerindeki yüksek fi­nansman maliyetleri baskısı­nı teyit etti. Türkiye’de izlenen makroekonomik politikalara paralel olarak sanayi şirketleri­nin finansal dayanıklılıklarının iyileştirilmesi tabii ki gerekiyor. Ancak bu ihtiyaç ekonomi politi­kasından anlaşılanın neredeyse tamamen para politikasına sıkış­mış olduğu saptamasını da göl­gelememeli. Faiz, enflasyon ve döviz kuru elbette önemli. Ancak üretim yapısına ilişkin daha te­mel sorular da var.

Aslında bu sorunlar sadece Türkiye’ye özgü de değil.

İki rapor, iki perspektif

Avrupa uzun yıllardan beri re­kabetçilik sorunuyla baş etmeye çalışıyor. Maastricht sonrasın­da rekabet gücünü artırma hede­fiyle çok sayıda rapor hazırlandı, strateji belgesi uygulamaya kon­du. Delors Beyaz Kitabı, Lizbon Stratejisi, Sapir Raporu, Avru­pa 2020, Letta ve Draghi rapor­ları ve Rekabetçilik Pusulası gi­bi birçok girişim aynı soruyu ele aldı. Avrupa neden küresel eko­nomide geriliyor ve bu gidiş na­sıl tersine çevrilebilir? Bütün bu girişimlerde vurgu farkı olsa da benzer teşhisler yapıldı ve ben­zer politikalar önerildi.

Ancak arka arkaya gelen bu ra­porlar bekleneni vermedi.

Delors’un Beyaz Kitabı’nın üzerinden 30 yıldan fazla bir sü­re geçti. Demek ki geleneksel si­yasetin ekonomi politikası so­runu çözemiyor. Bütün bu çalış­malar Avrupa'nın rekabetçilik meselesini neoliberal paradig­ma içinde ele aldı. Çözüm, piya­saların daha etkin işlemesinde, düzenleyici engellerin kaldırıl­masında sermaye piyasalarının bütünleştirilmesinde, işgücü piyasalarının reformunda, gir­di fiyatlarının düşürülmesinde arandı.

Bu yaklaşımın Avrupa'nın kar­şı karşıya olduğu yapısal sorun­ları çözmekteki yetersizliği son teknolojik gelişmeler karşısın­da daha görünür hale geldi. Di­jital ekonominin hiçbir büyük oyuncusu Avrupalı değil. Avrupa dünya ölçeğinde yapay zekâ şir­ketleri çıkaramıyor. Avrupa'da doğan birçok teknoloji girişimi büyümek için ABD'ye taşınıyor. AB yapay zekâ teknolojilerinde ABD’ye bağımlılık riskiyle karşı karşıya. Çin’in yüksek teknoloji­si ve düşük maliyetleri sonunda Alman sanayisini bile tehdit eder hale geldi.

Trump sonrası neoliberal kü­reselleşmenin aldığı darbe de AB’nin geleneksel yaklaşımını devam ettirmesini zorlaştırıyor. Nitekim son Draghi raporu as­lında daha önceki katı neoliberal paradigmadan utangaç bir uzak­laşma anlamına geliyordu.

Rekabetçilik sorununa farklı bir perspektif Avrupa İşçi Sendi­kaları Federasyonu için Mariana Mazzucato ve UCL’den bir ekip tarafından hazırlanan “Labour Squeezed, Investment Stalled” raporu ile geldi.

Mazzucato'nun raporu gele­neksel AB rekabetçilik raporla­rından çok farklı. Mazzucato me­seleye şirketlerin performans­ları üzerinden değil, üretken yatırım, çalışanların ve seçmen­lerin refahı ve gelir dağılımı açı­sından bakıyor. Rekabetçilik so­rununun temelinde şirketlerin ölçeklenmesinde, sermaye piya­salarının derinleştirilmesinde, ucuz finansman imkanlarının genişletilmesinde yaşanan kısıt­lar değil, tam tersine sanayi şir­ketlerinin üretim faaliyetlerin­den uzaklaşarak finansallaşma­sının yattığını ileri sürüyor.

Mazzucato'nun raporuna göre şirketler üretken yatırımlar ye­rine kısa vadeli hissedar getiri­lerine yöneldikçe ücretler baskı­lanıyor, yatırımlar erteleniyor ve ekonominin uzun vadeli üretken kapasitesi aşınıyor. Bu nedenle çözüm, şirketlerin yatırım yap­masını kolaylaştırmaktan değil; şirketlerin nasıl yönetildiğini, fi­nansal sistemin hangi faaliyetle­ri ödüllendirdiğini ve ekonomik büyümenin nasıl paylaşıldığını yeniden düşünmekten geçiyor. Kısacası, üretimin hangi koşul­larda nasıl gerçekleşeceği, kârın nasıl büyütüleceği ve bölüşüle­ceği tartışmasından önce gelmek durumunda.

Teknik bir tartışmanın ötesinde

Draghi ve Mazzucato'nun re­kabetçilik konusundaki farklı perspektifleri, ilk bakışta teknik bir tartışma gibi görünen reka­betçilik sorununun aslında daha derinlere iniyor olmasının bir te­zahürü. Avrupa'nın rekabet gücü ABD ve Çin karşısında geriler­ken, orta sınıfların refahı aşını­yor ancak piramidin en tepesin­dekilerin gelirleri gerilemiyor. Bunun yarattığı hoşnutsuzluk elit karşıtı hareketleri besliyor. Popülist siyasetler için elverişli bir zemin ortaya çıkıyor. Bu ne­denle Avrupa'nın rekabetçilik tartışması, aslında Avrupa'nın demokrasi ve siyaset tartışması­na bağlanıyor.

Avrupa'nın önündeki asıl soru işte burada düğümleniyor. Avru­pa 30 yıldır aynı düşünsel çerçe­ve içinde tanımlayıp çözemediği rekabetçilik sorununu, eğer şir­ketleri değil, çalışanları öncele­yen bir bakış açısı ile çözemezse görüntüde elit karşıtı ama uygu­lamada iktidarı elinde tutanlarla çok küçük bir azınlığın çıkarla­rının peşinden koşan yeni sağın yükselişi devam edecek.

Bu tartışma sanayi şirketlerin­de faaliyet dışı gelirlerin üretim­den gelen kârı aştığı Türkiye açı­sından da önemli.

AB'de finansallaşma daha çok hissedar kapitalizmi üzerinden tartışılırken Türkiye'de ise şir­ketlerin yüksek enflasyon, ku­run öngörülebilirliği, finansma­na erişim, döviz pozisyonunu yönetmek gibi sorunlar öne çı­kıyor. Ama her iki durumda da sanayi şirketlerinin esas işinin üretim olduğu su götürmez bir gerçek. Bu nedenle para politi­kalarına takılıp kalmamak, üre­timin yapısal konularına kafa yormak gerekiyor. Çünkü reka­betçilik yalnızca daha rekabetçi şirketler yaratma meselesi değil; üretken bir ekonomik yapı kur­ma meselesi.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.172,26 0,28 %
Dolar 47,8818 0,13 %
Euro 55,4009 0,47 %
Euro/Dolar 1,1570 0,36 %
Altın (GR) 6.674,97 -0,44 %
Altın (ONS) 4.376,30 0,58 %
Brent 87,2175 1,58 %