Uzman, danışman...
Dr.Sedat Karabulut Tuzla tersanelerinde devam eden ölümlü kazalar nedeniyle, İş sağlığı ve emniyeti konuları geçtiğimiz hafta yine gündemdeydi. Taraflar birbirini eleştirmeye devam etti. Tedbirlerin alınmaması ve/veya alınan tedbirlerin yetersizliği uzun uzun tartışıldı. Kazaların önlenmesi için önerilen tedbirleri almamak, adli bir durum. Ancak tavsiyelere uygun olarak, gerekenleri yaptıklarını iddia eden işyeri sahipleri de var. Buna rağmen kazalar devam ediyorsa, ya taraflardan birinde veya her ikisinde birden sorun var demekdir. Sorunlarını çözmek isteyen kişiler kimden tavsiye alır? Tabii ki konunun uzmanından. Peki "uzman" kime denir? Ayrıca konunun uzmanı olan kişilerden, doğru hizmet nasıl alınır? Bu günkü yazımda, iş kazaları ve meslek hastalıklarını bu çerçevede tartışmaya çalışacağım. Uzun bir yolculuk... Uzmanlık, çoğunlukla temel eğitimin verildiği bir fakülteden lisans derecesinde mezun olunduktan sonra, devam eden bir eğitim sürecinin sonunda elde edilir. Tıp fakültesini başarı ile bitiren doktorlar, sınavlar sonucu tercih ettikleri bir uzmanlık alanında teorik ve pratik eğitimlerine dört-beş yıl daha devam ederek uzman sıfatı kazanırlar. Benzer süreç, sosyal bilimler, mühendislik veya temel bilimlerdeki uzmanlıklar için de geçerlidir. Uzman adayı, ilgilendiği alanda daha önce yapılmış bilimsel çalışmaları inceler ve yorumlar. Daha sonra, kendi uzmanlık tez konusunu belirler ve bu konuda deneyler, araştırmalar, kontrollü uygulamalar yapar. Daha sonra da, ortaya koyduğu tezin doğruluğunu, bir komisyon karşısında savunarak uzman olmaya hak kazanır. Ülkemizde uzman sıfatını kazanmanın bir başka yolu da, lisans eğitiminden sonra, ilgili konuda açılan sınavları başarıyla geçen kişilerin uzman yardımcısı olarak bir uzman ile birlikte çalışmaları şeklinde olur. Uzman yardımcıları yeterli süre sonra uzman olmaya hak kazanırlar. Görüldüğü gibi bir konuda uzman olmak için uzun yıllar süren meşakkatli bir yolculuk yapmak gerekir. Bu uzmanlardan alınan tavsiyeler de çok değerli olur. Probleminizi çözmek için danışmanlık aldığınız uzman görüşü; üç satırlık reçete, bir sayfalık rapor veya birkaç tavsiyeden ibaret olabilir. Ancak yılların tecrübesinden imbiklenmiş değerli bilgilerdir. Tedavi... Danışmanlık yapan uzman kişi, akıl ve fikir satar. Müşterisi ise, yaşadığı sıkıntıya çare bulmak isteyen kişilerdir. Derdine çare arayan kişi, çoğunlukla acele içindedir. Sıkıntı duyduğu şeylerin kısa bir süre içinde ve tamamiyle yok olmasını ister. Tekrar etmesini de istemez. Tıpkı Tuzla tersanelerinde yaşanan ölümlü iş kazalarında olduğu gibi. Eşini, çocuğunu her sabah tersaheye çalışmaya gönderen kadının eli yüreğindedir. Burada sıkıntıda olan sadece, siparişinin vaktinde yetişmeyeceği kaygısını taşıyan müşteri, işyeri kapanma tehlikesi ile karşı karşıya olan işletme sahibi değil, aynı zamanda işine her gün ölüm korkusu ile giden işçi ile kamuoyu baskısını üzerinde hisseden bakanlık müfettişleridir. Bakanlık denetler, müşteri siparişini vaktinde ister, çalışan bu işsizlik ortamında ölümü pahasına çalışır, işveren ise bu sıkıntıdan kurtulmak için uzmanlardan danışmanlık alır. Danışmanlık alırken; hastalık tanısının ne olduğu, reçetede yazılı ilaçların nasıl bir mekanizma ile sorunu çözeceği, daha önce bezner tedavilerin uygulandığı yerleri, bu ilaçların ne kadar süre kullanıldıktan sonra hastalık belirtilerinin azalacağı, tüm tedavinin ne kadar süreceği, toplam maliyetin ne olacağı ve tedavinin herhengi bir yan etkisinin olup olmadığı mutlaka sorulmalıdır. Bunları sorgulamadan alınan danışmanlık hizmetini kim alırsa ve/veya kim verirse versin, etkinliği ne yazık ki tartışmalıdır. Ülke olarak boşa harcanacak hayatımız, zamanımız ve paramız da kalmadı.